Sıdk / Sadakat İle İlgili Örnekler

Sıdk ne demektir? Sadakat nedir, ne anlama gelir? Sıdk / sadakat ayetleri ne anlatmaktadır? İslam’da sadakatin önemi nedir? Sıdk / sadakat ile ilgili örnekler.

Peygamberlerin en mühim vasıflarından biri olan “sıdk / sadâkat”, sözde ve özde doğruluk, ihlâslı ve samîmî olmak demektir.

SIDK AYETLERİ

Peygamberler, ilâhî istikâmet üzere olan hâlleri ve kavilleri ile dâimâ sadâkati tebliğ hâlindedirler. Kur’ân-ı Kerîm’de, bâzı peygamberlerin şahsiyeti anlatılırken; “O, sıddîk (dosdoğru) bir nebî idi.” (Meryem, 41, 56) buyrulmaktadır.

Yine Kur’ân-ı Kerîm’de:

“Allâh, sadâkat gösterenleri, sadâkatleri sebebiyle mükâfatlandıracaktır...” (el-Ahzâb, 24) buyrulur.

Bu mühim vasfa sâhip olabilmek için, dünyâda birtakım gayretlerde bulunmak lâzımdır. Bunların en mühimini Cenâb-ı Hak bizlere şöyle beyan buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Allâh’a karşı takvâ sâhibi olun ve sâdıklarla beraber bulunun!” (et-Tevbe, 119)

Yâni sâdıklarla beraberliği artırmak, sadâkat vasfını kazanmaya ve onların hâliyle hâllenmeye vesîle olacaktır.

Şeyh Sâdî-i Şîrâzî, sâdıklarla beraberliğin fazîletini ve bunun zıddına sâdıklardan ayrılmanın hazin âkıbetini şöyle ifâde eder:

“Ashâb-ı Kehf’in köpeği Kıtmîr, sâdıklarla beraber olup onlara sadâkat gösterdiği için büyük bir şeref kazandı, nâmı Kur’ân-ı Kerîm’e geçti.[1] Nûh ve Lût -aleyhimesselâm-’ın hanımları ise, fâsıklarla beraber oldukları için cehenneme dûçâr oldular.[2]

İnsanların yardıma en fazla muhtaç olduğu ve kimsenin kimseye fayda vermediği kıyâmet gününde, sadâkat, en kıymetli sermâye durumuna gelecektir. Dünyâda bu vasıfla yaşayanlar, orada hakîkî karşılıklarını alacaklar, en sıkıntılı anlarında imdatlarına yetişen sadâkat sâyesinde selâmete ereceklerdir. Allah Teâlâ, o günü; “…Bu, sâdıklara sadâkatlerinin fayda vereceği gündür…” (el-Mâide, 119) şeklinde tavsîf eder. Yine âyet-i kerîmede buyrulduğu üzere o gün; “…Allah Teâlâ, sâdık erkek ve kadınlara, mağfiret ve büyük bir ecir hazırlamıştır.” (el-Ahzâb, 35)

İSLAM’DA SADAKATİN ÖNEMİ

Fahr-i Kâinât -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de, sadâkatin ehemmiyetini bizlere şöyle ifâde buyurur:

“Sıdk, insanı iyiliğe, iyilik de Cennet’e götürür. Kişi, doğru söylemeye devâm ettikçe, sonunda sıddîklardan olur. Yalan, kişiyi fücûra, fücûr da Cehennem’e götürür. Kişi yalan söylemeye devâm ettikçe, sonunda Allâh indinde yalancılardan yazılır.” (Buhârî, Edeb, 69; Müslim, Birr, 103-105)

SIDK / SADAKAT HAKKINDA ÖRNEKLER

Âlemlerin Efendisi, sadâkatin zirvesinde idi. O’nun bu hâlini, en azılı düşmanları Ebû Cehil, Ahnes bin Şerik, Nadr bin Hâris ve daha sonra müslüman olan Ebû Süfyan bile îtirâf etmek mecbûriyetinde kalmışlardır.[3] Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, hiçbir zaman hak olmayan bir söz söylememiş, hattâ şaka yaparken dahî sadâkatten ve doğru sözlülükten ayrılmamıştır.

  • Ebû Süfyan ve Heraklius hadisi

Ebû Süfyan -radıyallâhu anh-, müslüman olmadan önce, İslâm düşmanlarının önde gelenlerinden biriydi. Bir zamanlar, ticâret için Şam’a gittiğinde, Bizans Kralı Herakliyus ile uzun bir konuşma yapmıştı. Ebû Süfyan -radıyallâhu anh-, o konuşmayı naklederken şöyle der:

“…Herakliyus bana:

«–Peygamberlik iddiâsında bulunmazdan evvel, O’nu hiç yalancılıkla ithâm etmiş miydiniz?» diye sordu.

«–Hayır!» dedim.

«–Hiç sözünde durmadığı olur muydu?» dedi.

«–Hayır! Verdiği sözü muhakkak tutar, ancak biz şimdi O’nunla bir müddet antlaşma hâlindeyiz. Bu müddet zarfında ne yapacağını bilmiyoruz!» dedim. O’nu kötülemek için araya sokuşturacak bundan başka bir söz bulamadım!..

«–O zât size neleri emrediyor?» diye sordu. Ben de:

«–O; “Yalnız Allâh’a kulluk ediniz, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız, atalarınızın îmân ettiklerini söyledikleri şeyleri terk ediniz.” diyor ve bize namaz kılmayı, sadâkati, iffetli yaşamayı ve akrabâ ile ilgilenmeyi emrediyor.» dedim…

Herakliyus şöyle dedi:

«–Ben sana; bu iddiâsından önce O’nu hiç yalanla ithâm ettiniz mi, diye sordum, sen; hayır, dedin. Böylece anladım ki O, ne insanlara ne de Allâh’a yalan söyleyecek biri değildir.

Hiç sözünde durmadığı oldu mu, diye sordum; hayır, dedin. Peygamberler de böyledir, sözlerinden aslâ dönmezler…»

Herakliyus tekrar:

«–Size ne emrediyor?» diye sordu.

«–Sâdece Allâh’a kulluk, namaz, sadâkat, iffetli yaşamak ve sıla-i rahim.» dedim. Bunun üzerine Herakliyus şöyle dedi:

«–Eğer bu dediklerin doğru ise O zât, çok yakın bir zamanda şu ayaklarımın bastığı yerlere bile hâkim olacaktır…»” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 6; Müslim, Cihâd, 74)

  • Bana 6 şeyi garanti edin hadisi

Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm- şöyle buyurmuştur:

“Bana şu altı şey hakkında söz verin, ben de size Cennet için kefîl olayım:

  1. Konuştuğunuz zaman doğru konuşun!
  2. Vaatte bulunduğunuz zaman yerine getirin!
  3. Emânet husûsunda güvenilir olun!
  4. İffetinizi koruyun!
  5. Gözlerinizi haramdan muhâfaza edin!
  6. Ellerinizi haramdan uzak tutun!” (Ahmed, V, 323)
  • Yalan günahı

Abdullâh bin Âmir -radıyallâhu anh- anlatıyor:

Bir gün annem beni çağırdı. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de evimizde bulunuyordu. Annem:

“–Gel de sana bir şey vereyim!” dedi. Allah Rasûlü:

“–Ona ne vermeyi düşünmüştün?” diye sorunca, annem:

“–Ona bir hurma vermek istemiştim.” cevâbını verdi. Bunun üzerine Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“–Bil ki, eğer ona bir şey vermeseydin, sana bir yalan günâhı yazılırdı.” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Edeb, 80/4991; Ahmed, III, 447)

  • Aldatan bizden değildir hadisi

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, çarşıda bir satıcının yanına vardı. Önündeki buğday yığınının içine elini daldırdı ve ıslak olduğunu fark etti. Satıcıya:

“–Nedir bu?” diye sordu. Adam:

“–Ey Allâh’ın Rasûlü, yağmur ıslattı.” deyince Efendimiz:

“–Bu yaşlığı üstte bırakıp insanların görmesini sağlayamaz mıydın? Aldatan benden değildir!” buyurdu. (Müslim, Îmân, 164)

Müslüman, bütün hâl ve hareketlerinde aslâ doğruluktan ayrılmamalı, kimseyi aldatmamalıdır.

  • Doğru sözlülük

İmâm Mâlik -rahimehullâh- anlatıyor:

Bana anlatıldığına göre, bir gün Lokmân Hakîm’e:

“–Sende gördüğümüz (meziyet ve fazîletlerin mâhiyeti) nedir?” diye sorulmuştu.

O da şu cevâbı vermişti:

“–Doğru sözlülük, emâneti yerine getirmek, beni ilgilendirmeyen şeyi terk etmek ve ahde vefâ göstermek.” (Muvatta, Kelâm, 17)

  • Hadisler günümüze nasıl ulaşmıştır?

Ashâb-ı kirâm ve onların izinden yürüyen sâlih mü’minler, yeri geliyor bir râvîden hadîs alabilmek için, o zamanın zorlu şartları altında bir aylık mesâfeyi kat ediyorlardı. Onlar, nebevî terbiye ile öyle bir fazîlet âbidesi hâline gelmişlerdi ki, hayvanını yanına çekmek için boş yem torbasını gösterip onu kandıran kişinin bu davranışını bir şahsiyet zaafı telâkkî edip ona îtimâd etmiyorlar, böyle kimselerin ahlâkını mûteber saymıyorlardı. Yâni bir hayvanı bile olsa kandırma ve aldatma duygusu taşıyan kişiyi, Allah Rasûlü’nün hadîs-i şerîfleri muktezâsınca yaşamadığı için, hadîs nakline liyâkatli görmüyorlardı.

  • Hz. Ebubekir’e neden Sıddık denilmiştir?

Varlık Nûru Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, İsrâ ve Mîrâc hâdisesini Kureyş müşriklerine haber vereceği zaman:

“–Ey Cebrâîl! Kavmim beni tasdîk etmez!” dedi.

Cebrâîl -aleyhisselâm-:

“–Ebûbekir Sen’i tasdîk eder. O sıddîktır.” dedi. (İbn-i Sa’d, I, 215)

Nitekim müşrikler, Mîrâc hâdisesini duyduklarında, derhâl Hazret-i Ebûbekir’e gittiler:

“–Arkadaşın, bir gece içinde Mescid-i Aksâ’ya gittiğini, oradan da göklere çıkıp sabah olmadan tekrar Mekke’ye geldiğini söylüyor. Bakalım buna ne diyeceksin?” dediler.

Ebûbekir -radıyallâhu anh-, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e olan dâsitânî îman sadâkatinin şevki içinde:

“–O ne söylüyorsa doğrudur! Çünkü O’nun yalan söylemesine imkân ve ihtimal yoktur! Ben, O’nun her getirdiğine peşînen inanırım...” dedi.

Müşrikler tekrar:

“–Sen O’nu tasdîk ediyor, bir gecede Beytü’l-Makdis’e gidip geldiğine inanıyor musun?” dediler.

Hazret-i Ebûbekir:

“–Evet! Bunda şaşılacak ne var? Vallâhi O bana, gece veya gündüzün herhangi bir vaktinde kendisine Allah’tan haber geldiğini söylüyor da ben yine O’nu tasdîk ediyorum.” dedi.

Daha sonra Ebûbekir -radıyallâhu anh-, o sırada Kâbe’de bulunan Peygamber Efendimiz’in yanına gitti. Olanları bizzat O’nun mübârek fem-i saâdetlerinden dinledi ve:

“–Sadakte (doğru söyledin) yâ Rasûlâllah!..” dedi.

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, O’nun bu tasdîkinden gâyet memnun kalarak cihânı aydınlatan tebessümüyle Hazret-i Ebûbekir’e:

“–Ey Ebûbekir! Sen «Sıddîk»sın!..” buyurdu. (İbn-i Hişâm, II, 5)

O günden sonra Ebûbekir -radıyallâhu anh-, “Sıddîk” lâkabıyla meşhur oldu.

İşte îmanda sadâkat... Bütün mes’ele doğruyu bulmak ve ondan hiç ayrılmamak…

  • Sahabenin sadakati 

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir bedevîden at satın almıştı. Efendimiz, atı eve kadar getirmesini ve orada parasını almasını bedevîden ricâ etti. Kendisi biraz hızlıca önden gitti; bedevî ise ağır yürüdüğü için arkada kalmıştı. Bu esnâda bâzı kimseler bedevîye gelip at hakkında pazarlık yapmaya başladılar ve daha fazla fiyat teklif ettiler. Onu Peygamber Efendimiz’in satın aldığını bilmiyorlardı. Bedevî, Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e seslenerek:

“–Şu atı alacaksan al, yoksa satıyorum!” dedi. Allah Rasûlü, bedevînin bu sözünü işitince ona dönüp:

“–Ben onu senden satın aldım ya!” buyurdu. Fakat bedevî:

“–Vallâhi ben onu Sana satmadım!” diye inkâr etmeye başladı. Efendimiz:

“–Bilâkis! Ben onu senden satın aldım.” dedi. Bu sefer bedevî:

“–Şâhit getir!” demeye başladı. Huzeyme bin Sâbit -radıyallâhu anh- hemen atılıp:

“–Ben şehâdet ederim, Siz onu satın aldınız!” dedi. 

Allah Rasûlü, Huzeyme’ye yaklaşarak:

“–Sen alışveriş esnâsında bizim yanımızda değildin, ne ile şehâdet ediyorsun?” diye sordu. Huzeyme -radıyallâhu anh-:

“–Sana olan tasdîkim ile, ey Allâh’ın Rasûlü!” dedi.

Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu engin sadâkati sebebiyle Huzeyme’nin şehâdetini iki kişinin şehâdeti yerine kabûl etti. (Ebû Dâvûd, Akdiye, 20/3607; Nesâî, Büyû, 91; Ahmed, V, 215-216)

Bir rivâyete göre Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Huzeyme’ye:

“–Sen alışveriş esnâsında bizim yanımızda değildin. Seni şâhitliğe sevk eden nedir?” diye sordu. Huzeyme:

“–Ben Siz’in getirdiğiniz (risâleti) tasdîk ettim, bildim ki, haktan başka bir şey söylemezsiniz!” dedi. Bunun üzerine Allah Rasûlü:

“–Huzeyme kimin lehinde veya aleyhinde şehâdette bulunursa, bu ona yeter, (iki şâhit değerindedir).” buyurdu.

İşte Allâh ve Rasûlü’ne sadâkatin şâhikası sayılabilecek misallerden biri…

  • Sahabi için en büyük nimet

Kâ’b bin Mâlik -radıyallâhu anh-, Allah Rasûlü’nün bütün seferlerine iştirâk etmişti. Tebük Seferi’ne iştirâki ise, bugün-yarın derken gecikmişti. Bu arada ordu gitmiş, Kâ’b da Medîne’de kalmıştı. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- seferden döndüğünde herkes bir mâzeret ileri sürerken, o ve birkaç sahâbî doğruyu söyleyerek Allah’tan affını talep etti. Tevbelerinin kabûl edildiğini haber veren âyet-i kerîme tam elli gün sonra nâzil oldu. Bu zaman zarfında çok büyük sıkıntılar çektiler. Dünya, bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmişti. Fakat samîmiyetle tevbe etmelerinden ötürü ilâhî affa mazhar oldular. Doğruluğa sarılarak kusûrunu îtirâf eden Kâ’b bin Mâlik -radıyallâhu anh-, sadâkatinden gördüğü faydayı şöyle anlatır:

“Allâh’a yemin ederim ki, İslâm ile şereflendirdikten sonra Cenâb-ı Hakk’ın bana verdiği en büyük nîmet, Peygamber Efendimiz’in huzûrunda doğruyu söylemek, böylece yalan söyleyenlerle birlikte helâk olmaktan kurtulmaktır. Çünkü Allah Teâlâ, Tebük Seferi’ne katılmayıp da yalan söyleyenler hakkında, onların hazîn âkıbetini bildiren şu âyetleri vahyetti:

«…Onlardan yüz çevirin, çünkü onlar necistirler. İrtikâb ettikleri günâhın cezâsı olarak varacakları yer cehennemdir. Kendilerinden râzı olasınız diye de size yemin ederler. Siz onlardan râzı olsanız bile, Allâh o fâsıklardan asla râzı olmaz.» (et-Tevbe, 95-96)” (Buhârî, Megâzî, 79)

  • Sadakat örneği hanım

Uhud Harbi sonrası, Medîne-i Münevvere’deki hanımlar, bir haber alabilmek ümîdiyle şehir dışına çıkmışlardı. Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- da onlar arasında idi. Harre mevkiinde sâliha kadın Hind bint-i Amr’a rastladı. Hind, savaşta şehîd düşen kocası Amr bin Cemûh, oğlu Hallâd ve kardeşi Abdullâh’ın cesedlerini bir deveye yüklemiş götürüyordu. Hazret-i Âişe ona:

“–Geride ne haber var?” diye sordu.

Hind bint-i Amr -radıyallâhu anhâ-:

“–Hayırdır, Rasûlullâh sağdır. O sağ olduktan sonra her musîbet hafif kalır.” dedi. Hazret-i Âişe, devenin üzerindeki cesetleri göstererek:

“–Bunlar kim?” diye sordu. Sâliha hanım Hind:

“–Kardeşim Abdullâh, oğlum Hallâd ve kocam Amr’dır.” dedi.

Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ-:

“–Onları nereye götürüyorsun?” diye sorunca da:

“–Medîne’ye götürüyorum. Orada defnedeceğim.” dedi.

Hind, devesini yürümesi için biraz zorlayınca, deve olduğu yere çöktü. Hazret-i Âişe:

“–Deve, yükünün ağırlığından mı çöküyor?” diye sordu. Hind:

“–Neden çöktüğünü bilmiyorum. Hâlbuki başka zamanlarda iki devenin yükünü taşırdı. Fakat şimdi onda farklı bir hâl seziyorum.” dedi.

Zorlayınca deve kalktı, ancak Medîne’ye yöneltilince yine çöktü. Yönü Uhud’a çevrilince de koşmaya başladı. Hind, Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in yanına varıp durumu anlattı. Efendimiz ona:

“–Deve vazîfelidir. Amr’ın herhangi bir vasiyeti var mıydı?” diye sordu. Hind:

“–Amr, Uhud’a gideceği zaman kıbleye dönmüş; «Allâh’ım! Bana şehîdlik nasîb et! Beni me’yûs ve mahrum bir hâlde ev halkıma döndürme!» diye duâ etmişti.” dedi.

Bunun üzerine Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, sadâkatin yüceliğini ifâde eden şu sözleri söyledi:

İşte bu yüzden deve yürümüyor. Ey Ensâr topluluğu! Sizden her kim Allâh’a yemin etmişse ona sâdık kalsın. Ey Hind! Kocan Amr sâdıklardandır. O şehîd edildiği andan itibâren melekler kanatlarıyla üzerine gölgelik yaptılar ve nereye defnedilecek diye bakıp durdular. Ey Hind! Cennette Amr bin Cemûh, oğlun Hallâd ve kardeşin Abdullâh bir araya gelecek ve arkadaş olacaklar.”

Bu müjde karşısında Hind, bir sadâkat örneği daha sergileyerek:

“–Yâ Rasûlâllah! Ne olur Allâh’a duâ et, beni de onlarla bir araya getirsin.” diye yalvardı. (Bkz. Vâkıdî, I, 265-266; İbn-i Hacer, Fethü’l-Bârî, III, 216; İbn-i Abdilber, el-İstiâb, III, 1168)

  • Sadık sahabi: Hz. Osman

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Hudeybiye Antlaşması öncesinde Hazret-i Osman’ı, görüşme yapmak üzere Mekke’ye göndermişti. Osman -radıyallâhu anh-, Rasûlullâh’ın emri mûcibince hemen hareket ederek Mekke’ye gitti. Müşriklere; niyetlerinin umre yapıp dönmek olduğunu anlattı. Müşrikler, buna rağmen yine de izin vermediler. Ayrıca Hazret-i Osman’ı göz hapsine alarak:

“–İstiyorsan sen Kâbe’yi tavâf edebilirsin!..” dediler.

Bütün müslümanlar tavaf hasretiyle yanıyor, Kâbe gözlerinde tütüyordu. Hattâ, Hazret-i Osman’ın tavâf edeceğini düşünerek ona gıpta edenler bile vardı. Bâzıları da tereddütlüydü. Belki de Osman -radıyallâhu anh- büyük bir sadâkat ve diğergâmlık örneği sergileyerek bütün müslümanlara izin verilmedikçe Kâbe’yi tavâf etmezdi.

Durum, tam da ikinci grubun düşündüğü gibi oldu. Kendisini Allâh’a ve Rasûlü’ne adamış olan sâdık sahâbî:

“–Hazret-i Peygamber Kâbe’yi tavâf etmedikçe ben de edemem! Ben Beytullâh’ı ancak O’nun arkasında ziyâret ederim. Allah Rasûlü’nün kabûl edilmediği bir yerde ben de yokum...” diyerek Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e olan sadâkatini tescîl etti. (Ahmed, IV, 324)

  • Şehzade Korkut’un türbedârı 

Yavuz Sultan Selim Han, mâlum ve meşhur celâdetine rağmen, aynı zamanda çok hassas ve ince ruhlu bir insandı. Fakat devletin birlik ve bekâsı anlayışı, bâzen Osmanlı pâdişahlarını, kabûlü zor kararlar almaya mecbur etmiştir. Nitekim Yavuz Sultan Selim de, bu mecbûriyetin bir netîcesi olarak, kardeşi Korkut’u bertarâf etmiş, sonra da cenâzesinde hazır bulunarak bizzat tabutunu taşımış ve:

“Ey kardeşim! Ne sen öyle yapsaydın ne de ben böyle yapmak mecbûriyetinde kalsaydım!..” diyerek ağlamıştır.

Şehzâde Korkut’un Piyâle adındaki sâdık adamını takdîr ederek:

“–Seni, büyük bir fazîlet olan sadâkatin sebebiyle affediyorum! Bu sadâkatinin mükâfâtı olarak da seni istediğin makâma tâyin edeyim. İstersen vezîrim ol!” teklifinde bulundu.

O da teşekkür etti ve sadâkatini katmerleyerek:

“–Sultânım! Bundan sonra benim vazîfem, Şehzâde Korkut’un türbedârı olmaktır!..” dedi.

  • Mümin sözünde durur

Sözün özü, mü’min sözünde, özünde ve niyetinde doğru olarak ismini sâdıklar dîvânına yazdırmalı, dünyâ ve âhirette sadâkatinin faydasını görmelidir.

Dipnotlar:

[1] Bkz. el-Kehf, 18. Ayrıca Müfessir Bursevî, cennete girecek mahdut sayıdaki hayvanlardan birinin de, sâdıklarla beraber olduğu için Ashâb-ı Kehf’in köpeği olduğunu ifâde eder. (Tafsîlatlı bilgi için bkz. İ. Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, İstanbul 1969, V, 226) [2] Bkz. et-Tahrîm, 10. [3] Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 6; Müslim, Cihâd, 74; Taberî, Tefsîr, VII, 240; İbn-i Kesîr, el-Bidâye, III, 113.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

 

İslam ve İhsan

SADAKATİ ÖNLEYEN HALLER

Sadakati Önleyen Haller

İTAAT, TESLİMİYET, SADÂKAT NASIL OLMALIDIR?

İtaat, Teslimiyet, Sadâkat Nasıl Olmalıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.