Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî Kimdir?

Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî (Geylânî) Hazretleri kimdir? Tasavvuf yolunda nasıl bir hayat sürdü? Şeyhi kimdi ve hangi eğitimleri aldı? Vefât tarihi nedir? İşte 13. yüzyılın önemli tasavvuf âlimlerinden Zâhid Gîlânî Hazretleri’nin hayatına dair kısa bilgiler.

Şeyh İbrâhim Zâhid Gîlânî Hz. tam adıyla Tâceddin İbrâhim b. Rûşen Emîr el-Kürdî es-Sincânî, 13. yüzyılın önemli tasavvuf âlimlerindendir.

ŞEYH İBRÂHİM ZÂHİD GÎLÂNÎ KİMDİR?

Şeyh Zâhid Gîlânî olarak bilinen bu zâtın tam adı: Tâceddin İbrâhim b. Rûşen Emîr b. Bâbil b. Şeyh Baydar (veya Bundar) el-Kürdî es-Sincânî’dir. “Zâhid”, lâkabı olup şeyhi Cemâleddin (672/1273) tarafından verilmiştir.1

Şeyh Oğlu Şeyh

Zâhid Gîlânî’nin hayâtına dâir kaynaklarda verilen ma’lûmat pek mahdûddur. Lemezât, “Yedi atadan şeyh oğlu şeyh olduğunu” ifâde ettikten sonra “Gîlân2 nâhiyelerinden Siyavrûd da doğmuş ve ilk tahsîlini orada görmüştür.” diyor.3

Rivâyete göre şeyhi Seyyid Cemâleddin, Gîlân’a gelip yerleştiği zaman İbrâhim’i hocaya giderken görmüş ve elini onun başına koyarak: “Bizi Şeyh Şihâbeddin (638/1240) Gîlân’a bu ma’sûmu irşâda gönderdi.” demişti.4

İbrahim bulûğ çağına girince ilim tahsîli için Şiraz’a gitmiş, orada ilm-i zâhiri ikmâl edince de tasavvufa meylederek Şihâbüddin Sühreverdî (Ö.632/1234)’nin halîfelerinden Şâir sa’dî Şîrâzî5 (ö.691/1292’ye (bey’at etmişti. Fakat bil-âhare şeyhi Sadî, onu memeketine göndermiş ve orada mukîm bulunan Cemâlettin Ezheri’ye intisâb etmesini söylemişti.6

Bunun üzerine İbrâhim, Şiraz’dan Gîlân’a gelmiş Cemâlettin Ezherî’ye intisâb ederek uzun yıllar ona hizmet etmişti. Şeyhinin vefâtı (672/1273) ndan sonra da riyâzata devâmla gündüzleri oruç, geceleri namazla meşgûl oluyordu. Hatta senede iki kerre erbaıyn’e girdiği, onbeş günde bir, arpa unundan beş dirhem bulamaçla iftâr ettiği mervîdir.7

Esmâ-i Seb‘a’yı İlk Telkin Eden Âlim

“Esmâ-i Seb‘a” Nedir?

“Esmâ-i Seb’a” denilen:

(lâ ilâhe illallah, Allah, hû, hak, hay, kayyûm, kahhâr),

ism-i şerîfleriyle ilk def’a zikir telkin eden zâtın İbrâhim Zâhid Gîlânî olduğu söylenmektedir.8

Vefatı

Vefât târihî ile ilgili rivayetler de muhteliftir. Lemezât, 705/1305 târihînde vefât ettiğini söylerken9 Müneccimbaşı Târihî, vefât târihîni (700/1300) olarak kaydetmektedir.10 Halîfesi ve damadı Safiyyüddin kendisine intisâb ettiğinde yirmibeş yıl kaldığına ve otuzbeş yıl kadar şeyhlik ettikten sonra (735/1134) yılında vefât ettiğine nazaran İbrâhim Zâhid Gîlânî’nin vefâtının (700/1300) olması gerekir.11

“Zâhidiyye” olarak bilinen tarîkatı, ölümünden sonra halîfeleri12 vâsıtasıyla Halvetîyye ve Safevîyye devâm etmiş, Safevîyye’den Bayramiyye, Bayramiyye’den Celvetiyye gibi tarîkatlar taşa’ub etmiştir.

Dipnotlar:

  1. Lemezât, vr. 108b.
  2. Gîlân (veya Cîlân): İran’ın kuzey cihetinde bir eyalet olup Hazar Denizi’nin kuzeybatı sahilince uzanmaktadır. Kuzeyinde Rusya hududu ve Karabağ eyaleti, batısında Azerbaycan; güneybatı ve güney cihetinden Zencan ve Kazvin; güneydoğu tarafından Mazenderan; kuzeydoğu tarafından ise Hazar Denizi ile çevrilidir. Bk. Sâmî, Kāmûsu’l-A‘lâm, V/3943. Ayrıca bk. Şihâbuddin Yâkūt b. Abdullah, Mu‘cemü’l-Büldân, Beyrut 1977, II/201.
  3. Lemezât, vr. 108a.
  4. A.e., göst. yer.
  5. Sa‘dî Şîrâzî için bk. İA, “Sa‘dî” md., X/36.
  6. Şeyh Sa‘dî, İbrâhim’i memleketine gönderirken: “Oğul, ben seni ancak bu kadar tesellî edebildim. Senin dereceni anladım. Gel, bir miktar memleketine var. Cemâleddin hizmetine gir. Belki maksûd ondan hâsıl olur,” demiştir. Bk. Lemezât, vr. 108a-b.
  7. A.e., 108a–109a.
  8. Tibyân, 7/344b.
  9. Lemezât, Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmûd Ef. Blm., nr. 4536, vr. 110a; aynı eserin Süleymaniye Ktp., Halet Ef. Blm., nr. 281’deki nüshasında İbrâhim Zâhid’in vefatı 803/1400 olarak gösterilmişse de yanlıştır (vr. 18a).
  10. Sahâifü’l-Ahbâr (trc. Şâir Nedîm), İstanbul 1285, III/180.
  11. Browne, G. Edward, A Literary History of Persia, Cambridge 1977, IV/43.
  12. Lemezât’ın beyanına göre İbrâhim Zâhid’in halifeleri şunlardır: 1–Safiyyüddin Erdebîlî, 2–Ahî Yûsuf, 3–Ahî Pîr Hikmet, 4–Ahî Muhammed Harezmî. Bk. vr. 110a.

Kaynak: Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, Aziz Mahmut Hüdayi, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

HAK DOSTLARI VE MÜRŞİD-İ KAMİLLER

Hak Dostları ve Mürşid-i Kamiller

TÜRKİYE'DE ALLAH DOSTLARI HARİTASI

Türkiye'de Allah Dostları Haritası

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.