Semnun Muhib (k.s.) Kimdir?

Adı Semnun bin Hamza, künyesi Ebu’l-­Ha­san ve Ebu’l Kasım. Nisbesi Bağdâdî, lâ­kabı Havvas. Aslen Basralıdır; fakat Bağ­dat’ta yaşadı ve orada öldü.

Seriy es-Sakatî, Muhammed bin Ali Kassab ve Ahmed Kalansî’nin sohbetlerine katıldı. Cüneyd ve Ruveym île çağdaş ve pirdaş. Sevgi ve aşk konusunda söz söylemesi ve muhabbeti marifete tercih etmesi sebebiyle muhibb, âşık ve mecnûn lâkaplarıyla da anılır. Vefatı 310/922 yılıdır.

HAKKA AŞIK GÖNÜL ERLERİ

Tasavvuf tarihimizde haşyet ve korku yolunu tutan ve Hakk’ın celâlinden, gadab ve ikabından korkarak gözyaşı döken sûfiler ve veliler bulunduğu gibi, Hakk’ın cemâline aşık, gönül erleri vardır. Birinci grubun en önemli ismi Hasan Basri hazretleridir. İkinci grupta temayüz edenlerin ilki de Rabiatü’l-Adeviyye’dir. Semnun ikinci grupta yer alan gönül sultanlarındandır.

SEMNUN, MUHABBET VE AŞK

Muhabbet ve aşk-ı ilahî konusunda iddialıydı. Bu yüzden bir defasında: “İlahî, benim için senden gayrı hazz ve nasib yok. Beni dilediğin şekilde sına!” dedi. Li-hikmetin derhal idrarı tutuldu. Onbeş gün kadar küçük abdeste çıkamadı. Acıyla kıvranıyor, cami cami, mektep mektep dolaşarak şifa için duâ taleb ediyordu. “Rızâ, sevgi ve sabır konusunda yalancı bu kardeşimize duâ edin” diyordu. Nihayet şifâ buldu. Fakat kendince lâkabı “kezzâb” (yalancı) oldu.

Semnun kibar ve zarif insandı. Bir şeyi anlatabilmek için ondan daha ince ve güzel bir şeyle misal getirmek lazımdır, derdi. Sevgi ve aşkı anlatabilmek için ondan daha güzel ve ince ne bulunabilir ki onunla misal getirilebilsindi. Bu yüzden sevgiyi sözle anlatmak mümkün değildi. Çünkü söz konuşanın sıtatıydı. Aşk ve sevgi ise sevgilinin.

Tasavvuf nedir? diye soranlara derdi ki:

– Tasavvuf hiçbir şeyin sana, senin de hiçbir şeye mâlik olmamandır. Ne melik, ne de memlûk olmandır.

Onun anlayışına göre Allah ile olmanın âdâbı, kişinin huzûr-i ilâhide kendisini âciz, zayıf, fakir ve hiç olarak görmesiydi.

Vuslat ve hicranı şöyle açıklardı. Kulun Hakk’a vuslatı nefsten kopmakla, Hak’tan hicran ve uzaklaşması nefse yaklaşmakla başlar. Yani nefse yakınlık Hak’tan uzaklaşma, Hakk’a yakınlık nefsten kaçmadır.

Allah Rasûlü’nün “kişi sevdiği, muhabbet beslediği kimseyle beraberdir.” (Buhârî, Edep, 96; Müslim, Birr,165; Tirmizî, Zühd, 50) hadisine dayanarak “dünya ve âhiretin şerefini, seven ve muhabbet ehli kimseler toplayıp götürdü, çünkü onlar daima Allah ve Rasûlü ile beraberdirler” derdi.

GERÇEK FAKİR

Gerçek fakiri (fakir-i sadık) şöyle tanımlardı: “Câhilin zenginlikten hoşlandığı gibi, yokluktan hoşlanan ve yine cahilin fakirlikten ürktüğü gibi zenginlikten ürken ve malın kendisini azdırıp kulluğuna engel olmasından korkan, Hakk’ın taksîmine râzı olandır.” Kendisi de hep fakir olarak yaşardı. Zengin sahâbîlerin zekât ve hac ibadetlerine özenen fakir sahâbiler gibi Bağdat çarşısında fakirlere dörtbin altın dağıtıldığını duyunca çok sevindi. Kendisinin maddi imkânı olmadığı için yerine dörtbin rek’at nafile namaz kıldı.

SEMNUN VE VEZİR

Abbasî vezirlerinden Gulam Halil, diğer sûfilerle olduğu gibi Semnûn’la da çok uğraştı. Semnûn’un itibarı artıp sevenleri çoğalınca Gulam Halil onu kıskandı. Bu arada servet sahibi bir kadın belki de Gulam Halil’in teşvikiyle Semnûn’a musallat oldu. Kendisiyle evlenmesini istedi. Semnun kendisine yüz göstermeyince Cüneyd’i aracı yapmak istedi. Cüneyd, aracılığı kabul konusunda kadına yüz vermeyince o, Gulam Halil’e gitti ve Semnun’u kendisiyle zina etti, diye şikayet etti. Gulam’m eline yıllardır beklediği fırsat geçmişti. Durumu Halifeye anlattı ve Semnûn’un idam edilmesine ferman çıkarttı. Halife cellâdı çağırdığında bir türlü konuşmaya ve fermanı tebliğ etmeye muvaffak olamadı. Dili tutulmuştu Halife’nin. O gece rüyasında kendisine “Mülkünün sona ermesi, Semnûn’un ölümüne bağlıdır. O’nu öldürürsen mülkünü yok bil!” denildi. Sabahleyin derhal Semnûn’u çağırtıp özür diledi. İzzet ve ikramlarda bulundu. Daha sonra Gulam Halil de ettiğini buldu ve ömrünün sonunda cüzzam hastalığına tutuldu.

Semnûn kemal çağına gelip yaşı ilerleyince sünnete imtisal arzusuyla evlenmek istedi. Bir genç kızla karşılaştı. Gönlünde ona karşı bir ilgi ve sevgi duydu. O sevginin gönlünde kımıldadığı günlerde bir rüya gördü. Kıyamet kopmuş, her kavim ve millet bir sancak etrafında toplanmıştı. Bu sancaklardan birinin nurunun Arafat’ı tuttuğunu görünce “Bu sancak kimlere aiddir?” diye sordu. Denildi ki: “Bu sancak Allah’ın kendilerini, onların da Allah’ı sevdiği muhib terindir” (el-Maide, 5/54) Semnun hemen kendisini onların arasına atmak ve muhibler arasındaki yerini almak istedi. Fakat buna izin verilmedi. Sebebini sorduğunda, bu sancağın muhiblerin sancağı olduğu kendisinin o genç kıza ilgisinin artmasından bu yana muhibler defterinden silindiği söylendi. Semnûn bu cevabdan son derece müteessir oldu. Yine rüyasının devamında: “Allah’ım, bu kız benim maneviyat yolumu kesecekse o engeli yolumdan kaldır.” diye dua etti. Uyandığında bir çığlık koptu ve kızın damdan düşüp ِldüğü haberi duyuldu.

Aşk ile belânın birlikte bulunmasının hikmetini kavrayamayanlara, “Aşk belâ iledir, çile iledir; çünkü öyle olmasa her serseri aşk iddiâsına kalkışır.” derdi. Aşkın belâ ve ibtilâ ile olgunlaşacağını söylerdi. Nitekim altın da kuyumcunun ateşi ve çekici altında yanıp ezildikten, sonra değer kazanırdı. Enbiyâ ve evliyânın sık sık musibete uğraması bu yüzdendi.

Kaynaklar: Sülemî, s. 195-199; Ebû Nuaym, X, 309-312; Kuşeyrî, I, 133-134; Hücvîrî, s. 173-174; İbnul-Cevzî, II, 426-428; Attâr, s. 510-514; İbnü’l-Mulakkın, s. 165-170; Câmî, s. 100-101; Şârânî, I, 76; Münâvî, I, 427-429; A’lâmü’n-nübelâ, XIII, 560; Nebhânî, II, 106.

Kaynak:  Prof. Dr. H. Kâmil YILMAZ, Gönül Erleri, Erkam Yayınları

KUR’AN’DA GEÇEN PEYGAMBERLERİN HAYATI

Kur’an’da Geçen Peygamberlerin Hayatı

SAHABELERİN HAYATI

Sahabelerin Hayatı

OSMANLI PADİŞAHLARI VE HAYATLARI

Osmanlı Padişahları ve Hayatları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.