Sa'd Bin Ubade (r.a.) Kimdir?

 Sa'd Bin Ubade radıyallahu anh Medineli Hazrec kabilesinin reisi... Ensar'ın sancaktarı Cömertliği ve savaşlarda ok atıcılığı ile meşhur... Açık sözlü oluşu, hak bildiği davada sert ve net tavırlarıyla tanınan bir sahabi.

Sa'd Bin Ubade, ikinci Akabe batında Müslüman oldu. On iki nakib temsilciden biri olarak seçildi. O, bütün Ensar arasında Kureyş'in Mekke'de Müslümanlara reva gördüğü işkenceden payını alan tek kişidir. Akabe biatında sevgili Peygamberimizi Medine'ye davet etmişlerdi. Müşrikler bunu duyunca Ensar'ın peşine düştü ve Sa'd Bin Ubade yi yakalayarak Mekke'ye geri götürdüler. Ona eza ve cefa yaptılar. Kureyş'in elinden Cübeyir Bin Mut'im ve Haris Bin Harb İbn-i Umeyyenin kefaletiyle kurtuldu. Sa'd Bin Ubade (r.a) Kureyş'in inananlara karşı ne kadar acımasız olduğunu bu şekilde öğrendi. İmanda azmi ve sebatı daha da bileylenerek Medine'ye döndü.

Aileden gelen zenginliğe sahipti. Dedelerinden gelen cömertlikle meşhurdu. Bütün malını Allah yoluna ve Resül-i Ekrem sallallahu aleyhi vesellem Efendimizin hizmetine verdi. Sevgili Peygamberimiz Medine'ye hicret edince Ebü Eyyüb el-En-sarî (r.a)'ın evine her gün yemek gönderdi misafirleri ağırladı. Muhacirleri gözetti. Onun bu hizmetleri, "Sa'd'ın tabağı Peygamber (sad'ın bütün odalarında dolaşıyordu) " diye rivayet edildi. Onun misafirperverliği, "Ensar'dan bir kısmı iki veya üç muhacirle evlerine giderken, Sa'd Bin Ubade sekiz-on kişiyle giderdi " şeklinde anlatılıyordu. Gayed gazvesinde orduya erzak olarak on deve yükü hurma verdi. Resûl-i Ekrem (s.a) Efendimiz ona «Allah'ım! Sa'd ve ailesine rahmet eyle!..» diye dua etti Sa'd (r.a) da "Allah'ım az bana layık değil, ben de ona layık değilim. Bana cömertlik yapabileceğini mal ver" diye dua eder, Allah Teala'nın hazinesinden çok isterdi.

EN GÜZEL SADAKA

Hergün ashab-ı suffa'dan seksen kişiye yetecek miktar yiyecek ve içecek gönderirdi. Annesi vefat edince Resül-i Ekrem (s.a) Efendimize, "En efdal sadaka hangisidir?" diye sordu Sevgili Peygamberimiz "Su dağıtmaktır." buyurdu. Bunun üzerine Sa'd (r.a) Medine'de bir kuyu açtırdı ve Müslümanların hizmetine sundu.

ENSARIN SANCAKTARI

Sa'd Bin Ubade (r.a) Bedir, Uhud, Hendek, Hayber ve Mekke'nin fethine katıldı. Çok iyi ok atardı. Resülullah (s.a) Efendimizin yanından ayrılmazdı. Onun tam bir fedaisiydi. Ensar'ın sancaktarıydı. Savaşlarda, Muhacirlerin sancağını Ali Bin Ebi Talib, Ensar'ın sancağını da Sa'd Bin Ubade taşırdı. Sevgili Peygamberimizin savaşla ilgili istişarelerinde mutlaka bulunurdu.

GANİMETLERİN TAKSİMİ

Açık sözlüydü. Doğru bildiği konuda ısrar ederdı. Yapılması gereken bir şeyin açıkça ilan edilmesini isterdi. Ve insanlara hoş görünme onu hak bildiği yoldan asla çeviremezdi. Onun bu tavırlarına Huneyn Savaşı ganimetlerinin dağıtımında açık olarak görmekteyiz. Şöyle ki

«Resûl-ı Ekrem (s a) Efendimiz ganimetleri dağıtırken, kalpleri İslam'a ısındırılmak istenenlere özel bir ilgi gösterdi. Sağlam Müslümanlara ganimetten pay vermedi. Bu davranış Ensar arasında soğuk karşılandı. Zira Resûlullah'ın elinden bir hediye almak büyük bir mutluluk ve şerefli. Bundan mahrum kaldıkları için gönüllerinde bir burukluk kaldı. Aralarında fısıltılar duyulmaya başlandı. Bunun üzerine reisleri Sa'd Bin Ubade (r.a), Resûl-i Ekrem'e gitti. Ganimetlerin dağıtımından dolayı Ensar'ın gönüllerinde oluşan teessürü, üzüntüyü anlattı. İki Cihan Güneşi Efendimiz «Ey Sa'd1 Sen de bu fikirde misin?» diye sordu. O da açıkça «Ben de kavmimin bir ferdi olmaktan başka bir şey değilim" dedi. Sevgili Peygamberimiz "Öyleyse haydi kavmim benim için topla" buyurdu. Sa'd, Ensar'ı topladı. Fahr-i Kainat (s a) Efendimiz geldi Ensar'ın mahzun bakışlarım süzdü ve gülümseyerek onlara şöyle hitabetti:

"Ey Ensar topluluğunu Arasındaki hüzün ve bana karşı gönlünüzdeki teessür nedir'' Siz dalalet içindeyken ben size gelmiş değil miyim ve benim vasıta Allah'ın hidayeti erişmiş değil mi? Siz birbirinize duşmanken benim gelmemle Allah kalpleriniz birleştirmedi mi? Benim hicretimle Allah sizi zenginleştirmedi mi?"

Bu sorular karşısında Ensar pişman oldu. Nasıl cevap vereceklerini bilemediler. Hep birlikte «Evet!.. Allah Resulü'nün üzerimizdeki lûtfü büyüktür. Minnet ve şükran Allah'a ve Resülu'ne aittir» diyerek itaatlerini, sevgi ve hürmetlerini bildirdiler. Resül-i Ekrem (s.a) sözlerine devamla:

«Ey Ensar topluluğu. Bazılarının kalplerinini ısındırmakla Müslüman olmaları için verdiğim ve sizin Müslümanlığınızın sağlamlığına güvenerek size vermediğim önemsiz dünya malından dolayı canınız mı sıkıldı?

Ey Ensar topluluğu! İnsanlar aldıkları koyun ve develeri götürürlerken, siz de Resûlullah (s.a) ile yurdunuza dönmek istemez misiniz? Canı elinde olan Allah'a yemin olsun ki, eğer hicret fazileti olmasaydı, mutlaka ben Ensar'dan birisi olmak isterdim. Halk bir vadiye yönelse hiç şüphesiz ben de Ensar vadisine yönelirdim.

Allah'ım' Sen Ensar'a, Ensar'ın çocuklarına ve çocuklarının çocuklarına rahmet et» dualarıyla sözlerini bitirdi.

Bu inci danesi sözler karşısında Ensar hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sakalları ıslanasıya gözyaşı akıttılar. Bu sevgi dolu, şefkat dolu sözler Ensar'ın gönüllerini sakinleştirdi. Onlara huzur verdi. Ruhlarını onun sevgisiyle zenginleştirdi. Reisleri Sa'd İbni Ubade (r a) île birlikte "Biz, kısmet ve pay olarak Allah'ın Resülu'ne razı olduk" diye haykırdılar. İtaatlerini, teslimiyetlerini, muhabbetlerini tazelediler. İşte açık sözlülük, net tavırlık büyük fitneleri böyle önler. O yıldız insanların bu davranışları bizlere ne güzel örnek Allah'ım bizleri de onlar gibi samimi ve açık sözlü et. İçimizde dert bırakma. Kardeşliğimize toz kondurma... İtaatımızı, teslimiyetimizi ve muhabbetimizi Kamil eyle Amin!

Sa'd İbni Ubade (r.a) Hz Ebubekir (ra)'ın halifeliği sırasında Medine'de ikamet etti. Sonra Şam tarafına gitti. Ömrünün sonuna kadar orada yaşadı (635. m.) tarihinde Havran'da vefat etti. Cenab-ı Hak bizlere Sa'd (r.a) gibi açık sözlü, net tavırlı olmayı ve şefaatine ermeyi nasib eylesin. Amin!

Kaynak: Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1995 - Eylül, Sayı: 115, Sayfa: 026

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.