Rabıtada Ölçü Ne Olmalı?

Bir mümin için rabıtanın asıl ölçüsü ne olmalı? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, bu önemli meseleyi Peygamberimiz (s.a.v.) ve sahâbesinin muhteşem hayat örnekleriyle açıklıyor.

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, rabıta hususunda ölçünün ne olması gerektiğini açıklıyor:

RABITANIN GERÇEK ÖLÇÜSÜ NEDİR?

–Râbıta; mürîdin mürşidine duyduğu muhabbeti dâimâ gönlünde taze tutarak, onun sâlih amellerini ve güzel hâllerini taklide çalışmasından ibarettir.

En muhteşem, en mükemmel kâmil mürşid, Peygamber Efendimiz’dir. Sahâbe-i kiram da mürid olmanın ilk ve en güzel örneklerini sergilerler.

Tarihteki büyük zâlimlerden Firavun, Nemrut, Atillâ, İskender, Hülâgû ve günümüze kadar gelen bütün benzerleri, insanlığın düşmanı ve yüz karası oldular. Hiç sevilmedikleri gibi, hatırlarda zulüm sembolü olarak kaldılar. Saltanatları da hüsranla son buldu.

Sahâbe-i kiram, Peygamber Efendimiz ile râbıtalı idi. Hepsinde istîdatları nisbetince derece derece o muhabbet râbıtası vardı.

Meselâ; On yaşından îtibaren on yıl Fahr-i Kâinât Efendimiz’e hizmet eden Enes bin Mâlik (r.a.), Peygamberimiz’e öyle bir muhabbetle bağlı idi ki; Efendimiz’in irtihâlinden sonraki yıllarda, O’ndan aşk ve şevk ile bahsederken, talebesi şöyle diyor:

“–Üstâdım, sanki şu anda Efendimiz’in huzûrunda gibisiniz, sanki O’na bakıyor gibisiniz...”

Hakikaten Hazret-i Enes (r.a.), ömrünün sonuna kadar, her rüyasında Peygamber Efendimiz’i görürdü.

Abdullah bin Ömer (r.a.) ise Allah Rasûlü’nün bütün hâtıralarını yaşıyor, yaşatıyor, yolda giderken;

“–Efendimiz şuradan geçmişti.” diyor, o da oradan geçiyor. Bu derecede bir muhabbet bağı...

Ashâb-ı kiramdan Cerîr bin Abdillâh el-Becelî, pazar yerinden bir at satın almak istemişti. Beğendiği bir at için satıcı beş yüz dirhem fiyat teklif etti. Cerîr (r.a.); bu ata altı yüz dirhem verebileceğini, hattâ sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükseltebileceğini ifade etti. Çünkü atın değeri yüksek olup, satıcı bunun farkında değildi. Kendisine;

“–Atı, beş yüz dirheme alman mümkün iken, acaba niçin sekiz yüz dirheme kadar fiyatı yükselttin?” diye soruldu. Şu muhteşem cevabı verdi:

“–Biz alışverişte hile yapmayacağımız husûsunda Allâh’ın Rasûlü’ne söz verdik.” (İbn-i Hazm, el-Muhallâ, Mısır, 1389, IX, s. 454 vd.)

İşte yanlıştan koruyan, istikamette dâim eyleyen, tâati sevdiren bu gönül bağına râbıta diyoruz.

Râbıtanın en zirve şekli ise, Rasûlullah Efendimiz ile Ebûbekir Efendimiz’in arasında idi.

Hazret-i Sıddîk, Peygamber Efendimiz’in yâr-i gârı, hicret arkadaşı ve Kur’ân’ın tabiriyle; «İkinin ikincisi» idi. Peygamber Efendimiz’e hayran olmuş ve her şeyini O’na fedâ etmişti. Vefâtından sonra da Peygamberimiz’i her an kalbinde yaşatır, âdetâ O’nun nefesini gönlünde hissederdi.

“Bir gün Ebûbekir (r.a.) minbere çıktı ve; «–Biliyorsunuz ki Rasûlullah (s.a.v.) geçen sene aranızda şu benim durduğum gibi durmuştu...» dedi. Sonra gözlerine yaşlar hücum etti. Sonra bu sözünü tekrarladı, fakat yine hıçkırıklar boğazında düğümlendi. Üçüncü kez tekrarladığında, yine kendini tutamayarak ağladı.” (Bkz. Tirmizî, Deavât, 105)

Bilâl-i Habeşî (r.a.); Fahr-i Kâinât Efendimiz vefat ettikten sonra, O’nu görememenin hicrânıyla bir daha ezan okuyamadı. Seneler sonra, Medîne-i Münevvere’ye gelmişti. Allah Rasûlü’nün mübârek torunları Hasan ve Hüseyin’in kendisinden ısrarla ezan okumasını istemeleri üzerine onları kıramayıp ezan okumaya başladı fakat Allah Rasûlü’nü mihrapta görememenin ızdırâbıyla, gözyaşlarına boğularak, ezanı tamamlayamadı. Bulunduğu yere yığılıp kaldı.

Râbıtada ölçü budur. Peygamberimiz ve ashâbının arasındaki muhabbet bağıdır. Bize misal olarak bu ölçü kâfîdir. Fahr-i Kâinât Efendimiz’e olan muhabbet de, «muhabbetullâh»a basamak teşkil eder. Bunun ötesine geçerek, İslâm’ın rûhu olan tevhîdi zedelemek ve âdetâ şirke kapı açmak ise kat‘iyen meşrû olmaz.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

KALBÎ BERABERLİK: RÂBITA

Kalbî Beraberlik: Râbıta

VESİLE VE VASITALARA MUHABBETTE ÖLÇÜ

Vesile ve Vasıtalara Muhabbette Ölçü

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.