Takvada Asıl Ölçü Nedir: Geçici Heves mi, Yoksa Sabır mı?
İslam’da makbul olan, kısa süreli hevesler değil; sabır ve sebatla sürdürülen bir kulluk yolculuğudur. Peki, takvada istikrar neden bu kadar önemlidir?
İslam dini Müslümanların her anını bir düzene koyar. Onu sadece fiilleriyle değil duygularıyla da İslam dairesi içine çeker. Bu duygusal ilişkide de sürekliliği öngörür. Bu nedenle de ibadet ve takvanın en zor yanı sürekliliğe ihtiyaç duymasıdır. Sabır ve sebatla aynı hayat ve anlayışın devamını ister.
TAKVADA GERÇEK ÖLÇÜ NE: HEVES Mİ, SABIR MI?
Kısa süreli olan, bir aşk ve heyecanla doğup sonra sönen, bazı kişi veya ortamlarda ortaya çıkan ama sonrasında kayboluveren ibadet aşkı makbul bir durum değildir. Hadisi şerifte Allah Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem: “Amellerin Allah Teâlâ’ya en sevimli olanı, az da olsa devamlı yapılanıdır.” (Müslim, Müsâfirîn, 218) diye işaret buyurur.
Elbette İslam dini; insanın insan olduğunu, bu beşer sıfatıyla da arada tökezleyeceğini, bazen de günaha göz kırpacağını bilir ve kabul eder.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Canım, kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki siz hiç günah işlememiş olsaydınız, Allah sizi yok eder, yerinize günah işleyip Allah’tan bağışlanma dileyecek bir millet getirir de onları bağışlardı.” (Müslim, Tevbe 11) Allah; hayatı boyunca günaha hiç bakmamış bir kul yerine, arada bulaşmış olsa da günahta değil de kullukta istikrar gösteren ve hemen de tövbe edenini makbul sayıyor.
Bu nedenle kulun en makbul olanı; günah işledikten sonra bunda ısrar etmeyen, pişmanlıkla ve acilen tövbe edenlerdir. Ancak bu tövbede Allah’tan korkmanın, O’na tabi olma isteğinin, günaha meyletmekten kaynaklı pişmanlığın iz ve işaretleri vardır. Ayeti kerime buna nasuh tövbesi adını verir. (Tahrim, 8) Anladığımız şudur ki günahta değil de ibadet ve takvada bir istikrar ve devamlılık esas oluyor.
Yusuf Suresi 90. ayette Rabbimiz Hz. Yusuf’un (a.s) diliyle bize şu ilahi fermanı vaz ediyor: “Kim Allah’tan korkar ve bu takva işinde sabrederse, şüphesiz Allah iyilik edenlerin mükâfatını verir.”
Kur’an-ı Kerim birçok ayeti kerimede Müslümanları takva üzere bir hayata davet eder. Takvanın şartlarını sıralar. Bu konuda gerekli özen ve özveriyi gösterenlere ödüller vadeder. Takva; bilinçli, kararlı ve süreklilik arz eden bir hayat tarzı olunca anlam kazanır. Bu nedenle geçici ve heveskâr bir şekilde takvaya sarılıp kısa süre sonra da dönüvermeyi uygun bulmaz. Birçok alanda görülmesi gereken sabır ibadeti; asıl marifetini takva üzere bir hayatı kurgulamakta ve direnç gösterme konusunda ortaya çıkar.
Her kul kendi imkân ve şartları içerisinde imtihana tabi tutulur. Zengin bir Müslümandan tasadduk konusunda muttaki bir çizgiye çıkması ve bu çizgiden aşağıya düşmeden dikkatli ve sabırlı bir şekilde devam etmesi beklenir. Zenginlik konusunda daha geride olduğu dönemlerde gösterdiği performansını, mala ve paraya çokça karıştığı ve sevdiği dönemde de sergilemesi beklenir.
Harama bakma ortamında yaşayan bir Müslümanın gözlerine sahip olma konusunda bir imtihana tabi olması kaçınılmazdır. Buradaki Müslüman; çevresini bir gün değil de her gün kuşatan haramların ve ona durmadan “heytelek/haydi gelsene” diye seslenmesine aldırmadan gözlerine sahip olmayı bilir ve kararlılığını göstermeye devam eder. Onun sabrı da budur.
Diğer bir Müslümansa çalıştığı işyerinde helal kazanma ve işin hakkını verme konunda bir imtihan ve takva kıstasına tabi tutulacaktır. O da kendini bu konuda iyi bir hissiyat içinde olduğu günlerde değil de her dem aynı çizgide kalma mücadelesi verecektir. Bazen patrona kızabilir, “ama onlar da…” diye bir dizi eleştiri ve şikâyetlerini sıralayabilir. Hakkını alamadığını da düşünebilir. Tüm bunlar, onun işine gereken özeni gösterme ve daima takvalı bir Müslüman olma hassasiyetinin azalmasına sebep olamaz. Ortada bir haksızlık olduğuna inanıyorsa gidip bunu konuşabilir, hakkını isteyebilir. Ama bu düşünce ve kırılganlıklar, onun işinde gereken özeni göstermeme ve takvasını azaltmasına sebep olamaz.
Muttaki olmak ve bunda sabırla devam etmek zaten kullara gösterilecek bir şey de değildir. Kulun takvasına bakarak onun için bir derece ve değer biçme işi sadece Allah’a aittir. Biz ise böyle güzelliklerine şahit olduğumuz bir Müslüman için sadece “takvanın işareti ve izi var” diyebilir. Ama hiçbir konuda kulun takvası üzerine bir değerlendirme yapamayız.
Her tülü günahın teşhir edildiği ve alenileşmenin normalleştiği bir yolda “nazar ber-kadem” yapıp ayak uçlarına bakarak yürüyen bir delikanlının bu davranışında takva izi görmek mümkündür. Ama onun bu tavrı nedeniyle “çok güvenilir ve borcunu zamanında ödeyen, işine sadık, aile içinde geçimli muttaki bir Müslümandır” diye bir yargıda bulunamayız. Takvanın asıl merkezi olan kalp sadece Allah’ın ilmiyle kuşatılmıştır.
Takvaya sarılmak, uçarı bir hevesle ve geçici duygularla güzel şeyleri yapmak bizi kurtarmıyor. Rabbimiz şartlar ne olursa olsun sabır ve sebatla muttaki bir kul olmaya davet ediyor.
Takvasını sabırla koruyanlara müjdeler olsun…
Kaynak: Haşim Akın, Altınoluk Dergisi, Sayı: 475









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!