Râbıta ve Tevessül: Muhabbetin Kalbe Can Verdiği Yol

Râbıta ve tevessül, şirke kapı aralamadan, sâlihlerle gönül bağını güçlendirmenin ve imanı derinleştirmenin yoludur.

Tasavvuf sahasında ‘râbıta’ ve ‘tevessül’ gibi bazı hususlara itirazlar var; Osman Nûri Topbaş Hocaefendi bunları açıklıyor.

SÂLİHLERLE GÖNÜL BAĞI: RÂBITANIN DOĞRU ANLAMI VE HAKİKÎ İMAN

–Râbıta, muhabbeti taze tutmaktır. Asla şirke kapı aralamak değildir. Herkes âcizdir.

Rasûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) işaret ettiği; cennetle müjdelediği kişiler hâricinde hiç kimsenin, son nefes ve âhiret hususlarında kesinlikle bir teminatı bulunmamaktadır.

«Râbıta»nın en güzel ifadesi; en üst seviyede baktığımız zaman, Rasûlullah Efendimiz ile Hazret-i Ebûbekir arasındaki muhabbettir. Bu öyle bir muhabbet idi ki, Ebûbekir Efendimiz, Allah Rasûlü’nün yanında dahî O’na hasretti.

Efendimiz’in (s.a.v.) irtihâlinden sonra da öyle bir hasret içindeydi ki, Âişe (r.anha) babasının vefât ânında, Hazret-i Peygamber’e (s.a.v.) duyduğu vuslat heyecanını şöyle ifade eder:

“Babam Ebûbekir ölüm hastalığında; «–Bugün hangi gündür?» diye sordu.

«–Pazartesi.» dedik.

«–Eğer bu gece ölürsem beni yarına bekletmeyiniz! Zira benim için gün ve gecelerin en sevimlisi Rasûlullah’a en yakın olanıdır. (Yani O’na bir an evvel kavuşacağım andır.)» dedi.” (Ahmed, I, 8)

Unutmamalı ki; bir kelp bile sâlihlerle beraberliğinden ve onlara gönül bağından dolayı Kehf Sûresi’nde Kur’ânî bir ifade kazanmıştır.

Fakat; Hz. Lût’un (a.s.) karısı ve Hz. Nuh’un (a.s.) ikinci karısının fâsıklarla kalbî bir beraberliğe kapıldıkları için cehennemlik oldukları Tahrîm Sûresi’nde bildirilmektedir.

Gerçek îman; «lâyıkına muhabbet, müstehakkına ise nefret»tir.

İnsanın nabzını çünkü nefret ve muhabbetler yönlendirir. Nefrete en güzel örnek «Tebbet Sûresi»ndeki îkazdır. Ebû Leheb’in putlara olan gönül râbıtası ve kalbî bağı, Peygamber amcası olduğu hâlde onu şirkin girdabında ilâhî azâba dûçâr etmiştir.

Buna mukabil; gönül râbıtasını Hazret-i Peygamber’e (s.a.v.) bağlayan Bilâl-i Habeşî (r.a.) misâli köleler bile îmanda zirve hâline gelmişlerdir. Biz de; o rahmet tecellilerine mazhar olmuş sahâbe gibi Peygamber Efendimiz’le (s.a.v.) gönül râbıtası hâlinde olabilirsek ve bu istikamette O’nun yolundaki sâlih kulları ile gönül bağımızı sağlam kurarsak, onların emsalsiz şahsiyetleri iç dünyamıza akseder ve aynı yüce karakterden bir nasîbe mazhar oluruz inşâallah.

İşte o zaman; “Yemen’deki yanımda, yanımdaki Yemen’de...” gerçeği zâhir olur.

Aradaki asırlar kalkar, mü’min gönüller o gün yaşıyormuşçasına bir îman vecdine nâil olurlar. İşte bunun adı râbıtadır. Bu da, muhabbeti taze tutmakla mümkündür. Daha öteye gidip şirke kapı aralamak «hakikî râbıta»nın muhtevâsında asla yoktur.

Bir de bilgisiz kimseler şöyle avâmî iddialarda bulunuyorlar:

“Benim şeyhim mahşer yerinde benim elimden tutar! Beni bırakmaz. Beni cennete götürür.” Hâlbuki ifade ettiğimiz prensip sebebiyle; şeyhinin de durumu meçhuldür, mürîdin de durumu meçhuldür.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.); şefaat-i uzmâ sahibi olduğu hâlde, kızına ve halasına şöyle buyurmuştur: “–Ey Rasûlullah Muhammed’in kızı Fâtıma! Ey (halam) Safiyye! Allah katında makbul ameller işleyiniz! (Sâlih amelleriniz yoksa benim peygamber olmama güvenmeyin!) Çünkü ben (kulluk yapmadığınız takdirde) sizi Allâh’ın azâbından kurtaramam!” (İbn-i Sa‘d, II, 256; Buhârî, Menâkıb, 13-14; Müslim, Îmân, 348-353)

Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri, kendisinden sonra halkı irşâd için sayısız halîfe yetiştirmiş olmasına rağmen vefatından önce der ki: “Yemin ederim ki, hiçbir amelime güvenmiyorum. Sadece Allâh’ın rahmet ve merhametine sığınıyorum.” Çünkü; Bütün duâlarımızın ve sâlih amellerimizin de kabule muhtaç olduğunu hiçbir zaman unutmamamız îcâb eder.

Velhâsıl, âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere; “Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur!” (en-Necm, 39)

İnsan için kendi gayretiyle takvâsı vardır. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı Kerim’de 258 yerde takvâyı telkin buyurmaktadır. İnsana gereken, kendisini takvâ disiplinine almasıdır.

Takvâdan ve kulluktan uzak bir hayat yaşayıp da; «Beni şeyhim kurtarır!» beklentisiyle avunmak, gerçek tasavvufun asla kabul etmeyeceği bir gaflet ve nâdanlıktır. Tasavvufu tahriptir. Rabbimiz; “...Çok kandırıcı (şeytan) sizi Allâh’ın affediciliği ile kandırmasın!” (Lokmân, 33; Fâtır, 5) buyuruyor.

Gaflete dalıp Allâh’ın affına güvenmek bile, «şeytanın kandırmacası» diye tarif edilir iken; nerede kaldı mürşidin kurtarmasına itimat edip gevşeklik göstermek?

İşte Kārûn’un misâli: Bulunduğu yüce makama rağmen kalbini dünyaya kaptırıp gönül râbıtasını nefsâniyete sapladı; neticesinde yerin dibine geçti, helâk olup gitti. Bel‘âm bin Baûra da, duâları kabul bir Hak dostu iken peygamberlerle olan gönül râbıtasını bozarak şer‘î ölçülerin dışına çıktı ve ebedî bir hüsrâna uğradı.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

TASAVVUFTA RABITA NEDİR VE NASIL YAPILIR?

Tasavvufta Rabıta Nedir ve Nasıl Yapılır?

RABITADA ÖLÇÜ NE OLMALI?

Rabıtada Ölçü Ne Olmalı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.