Tasavvufta Rabıta Nedir ve Nasıl Yapılır?

Tasavvuf yolculuğunda önemli bir yer tutan rabıta nedir ve nasıl uygulanır? Müridin şeyhiyle kurduğu manevi bağın sırrını, gayesi ve yöntemleriyle birlikte idrak edin.

Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, râbıtanın tasavvuftaki yerini ve nasıl yapıldığını anlatıyor:

–İnsan dâimâ öndekileri taklit ederek, onlara tâbî olarak öğrenme ihtiyacındadır.

TASAVVUFTA RABITA NEDİR VE NASIL YAPILIR?

Cenâb-ı Hak bizlere, örnek toplum olarak ashâb-ı kirâmı göstermektedir. Tarihimiz boyunca, âdil ve müttakî hükümdarlar, Rabbânî âlimler ve ârifler ve bilhassa Hak dostları, sahâbe-i kirâmın izinden yürüyerek, her an Allah Rasûlü Efendimiz ile muhabbet râbıtası hâlinde yaşamışlardır.

Meselâ Ömer bin Abdülaziz her an; “Ümmete karşı vazifelerimi yerine getirmezsem, Allah Rasûlü, kıyâmet günü, bana itâb ederse ben ne yaparım!..” diye mes’ûliyet hissiyle endişe duyar ve işlerini hassâsiyetle yerine getirirdi. Onun kısacık hilâfet devri, İslâm’ın en parlak zamanlarından biri olmuştur.

Hak dostları da her an Allah Rasûlü ile beraberdirler.

Tasavvufta râbıta; mürşide duyulan hürmet ve muhabbetin bu sûretle dâimâ taze tutulması, mürîde mânevî bir dirilik kazandırır. Zira sâlih zâtların sohbeti kadar muhabbeti de tesirli ve faydalıdır.

Cenâb-ı Hak, mü’minleri sâdık ve sâlih kullarıyla beraber olmaya teşvik ederek;َ

“Ey îmân edenler! Allah’tan korkun ve sâdıklarla beraber olun!” (et-Tevbe, 119) buyurmaktadır.

Dikkat edilirse Cenâb-ı Hak;

“Sâdıklar olun!” buyurmuyor.

“Sâdıklarla beraber olun!” buyuruyor.

Çünkü sâdık olmak, sâdıklarla beraberliğin en tabiî neticesidir. Tıpkı fâcir olmanın da fâcirlerle beraberliğin en tabiî neticesi olduğu gibi...

Hâce Ubeydullah Ahrâr Hazretleri buyurur ki:

“Âyet-i kerimedeki; «Sâdıklarla beraber olun!» emri, dâimî bir sûrette beraberliği ifade eder. Âyette «beraberlik», mutlak olarak zikredildiğinden hem fiilî hem de hükmî beraberliği ifade eder. Fiilî beraberlik, sâdıkların meclisinde kalp huzuruyla fiilen bulunmaktan ibarettir. Hükmî beraberlik ise gıyablarında da onların hâllerini tahayyül etmekten ibarettir.”

Râbıtada mühim olan; sâlih zâtlarla zâhirî, şeklî ve sûrî beraberlik değil, kalbî ve rûhî beraberliktir. Sâmi Efendi Hazretleri buyurur ki:

“Râbıtada mürşidin hayâlini tefekkür etmeye lüzum yoktur. Muhabbet lâzımdır. Zaten bir insan, sevdiğini dâimâ (gönül) gözünün önünde bulundurur.” (Ramazanoğlu Mahmud Sâmi, Musâhabe, c. 6, s. 151, Erkam Yay. İst. 1982)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Sual ve Cevaplarla Tasavvufi Mülahazalar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

VESİLE VE VASITALARA MUHABBETTE ÖLÇÜ

Vesile ve Vasıtalara Muhabbette Ölçü

RABITADA ÖLÇÜ NE OLMALI?

Rabıtada Ölçü Ne Olmalı?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.