Peygamberimizin İsraf Konusundaki Hassasiyeti

Dr. Murat Kaya Peygamberimizin abdest alırken dahi ne kadar israf etmemeye özen gösterdiğini anlatıyor...

Enes bin Mâlik (r.a) şöyle buyurmuştur:

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir sâ’ ve nihayet beş müdd su ile gusleder, bir müdd suyla da abdest alırlardı.” (Buhârî, Vudû’, 47)

BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?

Müdd ve Sâ’ birer ölçü birimidir. Miktarları husûsunda farklı ifadeler mevcuttur.

1 müdd, 530 gr.dır.

1 sâʻ da bunun 4 katı, yani 2,120 litredir.

Buna göre Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) yaklaşık 530 gr. su ile abdest alır, 2,120 veya 2,650 litre su ile de guslederlerdi.

Müdd, 832 gr., sâʻ 3,328 litredir, diyenler de vardır.

Şu hâlde abdest alınan suyun dört veya beş misliyle gusledilebilir.

Ancak insanların halleri ve şartları farklı farklı olduğundan, bütün bunlar mutlaka uyulması gereken değişmez miktarlar değildir. Nitekim Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in ihtiyaca göre daha fazla su kullandığı da olmuştur. O halde israfa düşmeden o anki ihtiyaca göre su kullanabiliriz.

Akîl bin Ebî Tâlib (r.a), Peygamber Efendimiz’in:

Abdest için bir müdd, gusül için de bir sa’ su yeterlidir» buyurduklarını rivâyet etmişti.

Orada bulunan bir zat:

“–Bu kadar su bize yetmez” dedi.

Bunun üzerine Akîl (r.a), Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’i kastederek şöyle cevap verdi:

“–Bu kadar su, senden daha hayırlı ve saçı senden daha gür olan zâta yetiyordu.” (İbn-i Mâce, Tahâret, 1)

ABDEST ALIRKEN İSRAFDAN SAKINMAK

Rasûlullah Efendimiz (s.a.v), ashâb-ı kirâmdan Hz. Sa’d’ın yanına uğramışlardı. Sa’d (r.a) namaz için abdest alıyor, suyu bolca kullanıyordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v):

“–Bu israf da ne? buyurdular.

Sa’d (r.a) hayretle:

“–Abdestte de israf olur mu?” diye sordu.

Allah Rasûlü (s.a.v) şu cevabı verdiler:

“–Evet, akan bir nehir kenarında olsan bile! (İbn-i Mace, Tahâret, 48; Ahmed, II, 221)

İslam ve İhsan

İSRAF ÇEŞİTLERİ NELERDİR?

İsraf Çeşitleri Nelerdir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.