Peygamberimizin Allah'a Havale Ettiği 7 Kişi

Dr. Murat Kaya, Peygamberimizin Allah'a havale ettiği 7 kişiyi ve o yedi kişinin peygamberimize ne yaptıklarını, sonlarının ne olduğunu anlatıyor...

Abdullah bin Mes’ûd (r.a) şöyle anlatır:

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) bir defasında Beyt-i Muazzam’ın yanında namaz kılıyorlardı. Ebû Cehil ile bazı arkadaşları da oturuyorlardı. Derken biri, diğerlerine:

«‒Falancalarda (yeni boğazlanan) devenin döl eşini hanginiz (içindeki pisliğiyle birlikte) getirip secdeye vardığında Muhammed’in sırtına koyar?» dedi.

Oradakilerin en şakîsi (kötüsü) koşup getirdi. Bekledi, Nebiyy-i Muhterem Efendimiz (s.a.v) secdeye varınca iki omuzu arasına mübârek sırtının üzerine koydu. Ben ise hiçbir şey yapamıyor, sadece bakıyordum. Ah, ne olurdu o zaman elimde kuvvet olaydı. Herifler gülmeye ve eğlenmek için bu işi birbirine isnâd etmeye (veya aşırı gülmekten dolayı birbirlerine doğru eğilmeye) başladılar. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) ise mübarek başlarını secdeden kaldırmıyorlardı. Nihâyet Fâtıma (r.a) gelip onu sırtından attı. Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) mübarek başlarını kaldırdılar. (Namazı tamamladıktan) sonra üç kere:

«‒İlâhî, Kureyşi sana havâle ederim!» diye duâ buyurdular. Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in aleyhlerinde böyle duâ buyurması onlara pek girân geldi. Zira o beldede duânın müstecâb olduğuna inanıyorlardı. Ondan sonra Rasûlullah Efendimiz (s.a.v) birer birer isim sayarak:

«‒İlâhî, Ebû Cehl’i sana havâle ederim, Utbe bin Rebîa’yı, Şeybe bin Rebîa’yı, Velîd bin Utbe’yi, Ümeyye bin Halef’i, Ukbe bin Ebî Muayt’ı sana havâle ederim!» buyurdular.”

Yedinciyi de saydılarsa da ismini râvî unutmuştur. İbn-i Mes’ûd (r.a) şöyle buyurur:

“Canım elinde olan Allâh’a yemin ederim ki Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in bu saydıkları (kimselerin çoğunu) Kalîb’de yâni Bedir çukurunda serilmiş gördüm.” (Buhârî, Vudû’, 69)

BU HADİSTEN NE ANLAMALIYIZ?

Kâfirler bile Mekke-i Mükerreme’nin hürmetini, fazîletini ve orada yapılan duâların müstecâb olduğunu kabul etmişlerdir. Müslümanlar nazarında ise Mekke-i Mükerreme ve orada yapılan ibadetler daha fazla tâzime lâyıktır. Onlar dâimâ “Allah’ım! Beyt-i Muazzamının izzet ve şerefini daha da artır!” diye duâ ederler.

Kâfirler, Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in sıdkını, doğru söylediğini bildikleri hâlde hased, inat ve nefsâniyetleri sebebiyle Hakk’a teslim olamıyorlar.

Oradakilerin, belki de bütün insanların en şakisi olan habîs, Ukbe bin Ebî Muayt idi. Kızı Ümmü Gülsüm ise Peygamber Efendimiz’e ilk hicret eden ve haklarında Mümtehıne Sûresi 10. âyet nâzil olan kadınlardandır.

Abdullah bin Mes’ûd (r.a): “O güne kadar Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz’in onlar aleyhine bedduâ ettiklerini hiç görmemiştim.” diyor. Demek ki Rabbine ibadeti esnâsında Efendimiz’le alay etmeleri üzerine bu bedduaya müstahak olmuşlar. Yoksa eziyet edenlere karşı Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in hilim, af ve müsamahası kimseye gizli kalmayan ve herkesin kabul ettiği bir hakikattir.

İmâm Buhârî (r.a), bu rivâyetten hareketle, namaza durduktan sonra bulaşan necâsetin veya çıkan kanın namazı bozmayacağı görüşüne varmıştır. Hanefîlere göre ise necâset dirhem miktarından fazla olursa bu durumda pislik bulaşan elbiseyi çıkarmak mümkünse çıkarmalı, değilse namazdan çıkıp necâseti giderdikten sonra namazı tekrar kılmalıdır. Hanefîler bu rivâyeti farklı yorumlamış, diğer delilleri daha kuvvetli görmüşlerdir.

İslam ve İhsan

PEYGAMBERİMİZİN LAVABOYA GİDERKEN OKUDUĞU DUA

Peygamberimizin Lavaboya Giderken Okuduğu Dua

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.