Peygamber Efendimiz’e Soru Soran Kadınlar Ne Sordu, Ne Öğrendi?

Sahâbî kadınlar, imanlarını nasıl yaşadılar? Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ne sordular, sordukları sorularla hangi hakikatleri öğrendiler?

İslâm dininin yarısını Âişe vâlidemizden öğrendiğimiz bilinen bir hakîkattir. Bu hususta ashâb-ı kirâmın hanımları da takdîre şâyan bir vâzîfe ifâ etmişlerdir.

RESÛLULLAH’A SORU SORAN KADINLAR: EDEBİN, İMANIN VE İRFANIN ZİRVESİ

Kocalarını ve oğullarını Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-’i dinleyip ondan feyz almaya teşvik etmekle, hatta zorlamakla birlikte bizzat kendileri de güzel konuşan, şâirâne duygulara sâhip hanımları Âlemlerin Efendisi’ne elçi olarak göndermişler, sorular sormuşlar, karşılığında müjdeli haberler alarak ferahlamışlardır.

Kadın Sahabiler Efendimiz’e Nasıl Soru Sorarlardı?

Ashâb-ı kirâmdan Yezid bin es-Seken’in kızı olan Esmâ, fesâhat sâhibi akıllı bir hanımdı. Bir gün kadınlar tarafından Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in huzûruna gönderildi. Efendimiz’e derin bir saygı içerisinde ve tatlı bir ifâde ile şunları söyledi:

“Anam babam sana fedâ olsun ey Allâh’ın Resûlü! Ben kadınlar tarafından elçi olarak gönderildim. Hak Teâlâ hazretleri seni bütün erkeklere ve kadınlara Peygamber göndermiştir. Biz kadınlar sana ve senin Rabbine îmân ettik. Lâkin biz evlere kapanıp kalıyoruz. Beylerimize hizmet edip çocuk yetiştiriyoruz. Siz ise Cumâ namazları kılmak, câmilere ve cemaate gitmek, hastaları ziyâret etmek, cenâze namazı kılmak, hac üstüne hac yapmak, daha da önemlisi Allâh yolunda muhârebe ve cihad etmek gibi fâzîletlerle bizden üstün oluyorsunuz. Ancak siz hac, umre ve kâfirlerle mücâhede etmek üzere evinizden çıktığınız vakitlerde biz sizin mallarınızı korur, iplik eğirip elbiselerinizi dokur ve çocuklarınızı besleriz. O halde bizler de o hayır ve sevaplı işlerin ecirlerinde sizlere ortak olur muyuz yâ Resûlallâh?”

Peygamber Efendimiz Esmâ’nın bu sözlerini dinledikten sonra yanlarında bulunan ashâbına dönerek:

“ –Siz hiç din işlerinde soru soran bir kadından bundan daha güzel sözler işittiniz mi?” buyurdu. Onlar da:

“–Ey Allâh’ın Resûlü! Biz bir kadının böyle güzel ifâdelere sâhip olabilmesine ihtimâl vermezdik!” dediler. Resûl-i Ekrem tekrar ona hitâb ederek:

“–Ey hatun! Anla ve seni gönderen kadınlara da anlat ki; kadın kısmının kocası ile iyi geçinip, kocasının hoşnutluğunu kazanması o fazîletlerin hepsine muâdil olur.” buyurdu. (Beyhakî, Şuabu’l-imân, VI, 421; Heysemî, Mecmau’z-zevâid,  IV, 305) Bu güzel haberle sevinen Esmâ hatun hemen gidip duyduğu gerçekleri elinden geldiğince anlatarak diğer kadınları da sevindirmiş ve vazîfelerinin kıymetini anlamalarını sağlamış, şevklerini artırmıştır.

Muhterem vâlidelerimizin Allâh’ın dînini öğrenme iştiyakları hiçbir zaman teskîn olmamış, bir çok defâlar araştırıp öğrenerek kendilerinden sonra gelen evlatlarının yollarını aydınlatacak meşâleler bırakmışlardır. Bir defâsında da Ümmü Ri’le el-Kuşeyrî, Efendimiz ile konuşmuştu da dünyâlara değişilmeyecek nasihatler almıştı. Ümmü Ri’le de fesâhat ve belâğat erbâbı, kalbi temiz, şiiri tatlı, akıllı ve zekî bir hanımdı. Bir gün Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in huzûruna çıkıp; “es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtüh.” diyerek selam verip tâzim ve ihtirâmını arzettikten sonra büyük bir edeb içinde kendilerinin perde arkasında, haremde kaldıklarından, kocalarının hükmü altında bulunmaları nedeniyle çocuk beslemek ve beşik düzeltmek gibi ev işleri ile meşgul olduklarından bahsederek: “Bizim için gazâya gidip büyük ecirlere nâil olmak mümkün olamıyor. Bize bir şey öğret ki onunla Allâh’a yaklaşabilelim!” diye kısa ancak hayırları ihtivâ eden çok anlamlı bir talebde bulunmuştu. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- de ona:

“Gece gündüz durmadan Allâh’ı zikredin, gözlerinizi yabancıya bakmaktan ve seslerinizi onlara işittirmekten muhafaza edin!” buyurarak kendilerine cihâd sevâbı kazandıracak ve Allâhu azîmu’ş-şân’a yaklaştıracak tavsiyelerde bulunmuştur. (İbn-i Hacer, el-İsâbe, VIII, 204)

Ashâb-ı kirâmın akıllı ve ihlâslı hanımları sâyesinde bütün Müslüman hanımlar Allâh Resûlü’nün feyiz ikliminden istifâde etmişler ve Allâh’a yaklaşabilmenin yolunu bulmuşlardır. Allâh onlardan râzı olsun. Hem Server-i Asfiyâ -aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm- Efendimiz’e soru sormaya giderken de çok titiz davranmışlar, aralarındaki en akıllı ve en fasih konuşan kimseleri seçmişlerdir. Yine bir defâsında Sellâme isminde bir hanımı hazırlayıp Efendimiz’e göndermişlerdi. Bu kadın Resûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in evlatlarından İbrâhim’in dadısı idi. Enes bin Mâlik -radıyallâhu anh-’den de hadis rivâyet etmiştir. Sellâme -radıyallâhu anhâ- Efendimiz’in huzûruna çıkıp:

“–Ey Allâh’ın Resûlü! Erkekler hakkında her bir tebşîrâtta bulunuyorsunuz da kadınlara hiç müjde vermiyorsunuz!” demişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz:

“–Bunu sana görüştüğün kadıncağızlar mı öğretti?” buyurdu. Sellâme de:

“–Evet, bunu bana onlar emretti.” dedi.

Bunun üzerine İki Cihân Serveri Efendimiz:

“–Sizden biriniz râzı ve kânî olmaz mı ki kocası kendisinden hoşnud olduğu hâlde çocuk sâhibi olursa, ona Allâh yolunda (namaz kılan, oruç tutan ve cihâd edenlerin) sevâbı verilir. Evlâdını dünyâya getirdiğinde ise Allâh’ın onun için hazırladığı göz aydınlığı nimetleri ne yer ne de gök ehli bilebilir. Yavrusunun içtiği sütün her damlasına karşılık kendisine bir hasene verilir. Şâyet çocuğu onu gece uykusuz bırakırsa kendisine Allâh yolunda yetmiş köle âzad etmiş gibi sevap verilir…” buyurdu. (Heysemî, Mecmau’z-zevâid,  IV, 304-305)

Sahâbî Kadınların Bize Bıraktığı Miras Ne?

Buna kim râzı olmazdı ki! Bundan daha büyük müjde mi olurdu? Güzîde sahâbî hanımlar bu haberle de çok sevinmiş, yüklendikleri büyük vazîfenin şuuruna varmışlar ve İslâm’a hizmet edecek evlatlar yetiştirmeye bütün gayretleri ile devâm etmişlerdir. Şâyet onlar fazîletli insanlar yetiştirmeselerdi İslâm bayrağı kime teslim edilebilirdi!? Onu sâhiplenecek fedâkar ve yetişmiş nesiller olmadığında Allâh’ın bu en büyük emâneti ortada kalıp yok olmaya mahkûm olur, maâzallâh bu cürümden dolayı erkeği ve kadınıyla bütün insanlık mes’ûl olurdu. Ancak onlar İslâm’ı en güzel şekilde öğrenerek tebliğ etmişler, evlatlarının hizmet ve gayret ehli olması için çabalamışlar, bayrağın göklerde şerefle dalgalanması, ezân nağmelerinin gökyüzünü şenlendirmesi için ellerinden gelen bütün fedâkarlıkları yapmışlar, gerektiğinde en zor çilelere dahî katlanmışlardır. Bu nedenle sahâbî annelerimize ve onların yolunu tâkib eden vakûr İslâm kadınlarına minnet borçluyuz. Allâh Teâlâ hepsinden râzı olsun.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

SAHABENİN HANIM YILDIZLARI

Sahabenin Hanım Yıldızları

HANIM SAHABİLER

Hanım Sahabiler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.