Peygamber Efendimiz Kur’ân-ı Kerîm’i Ashâbına Nasıl Öğretti?
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl bir eğitim metodu ile asrın en faziletli neslini yetiştirdi? Ashâb-ı kirâm Kur’ân’ı nasıl öğretti?
Osman Nûri Topbaş Hocaefendi, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâb-ı kirâmı yetiştirme usûlünü ve Kur’ân eğitimine gösterdiği hassâsiyet ile ihtimamı anlatıyor.
EFENDİMİZ ASHÂBINA KUR’ÂN’I NASIL ÖĞRETTİ?
–Fahr-i Kâinât Efendimiz; ashâbını çok severdi. Fedâkâr muhâcirleri de îsar sahibi ensârı da çok severdi. Lâkin O’nun en büyük gayesi ve gayreti, arkasından gelecek ideal bir nesil yetiştirebilmek idi. Bu sebeple; zamanının en büyük kısmını; insan yetiştirmeye, nesilleri hazırlamaya vakfetti.
Mekke’de Dâru’l-Erkam’da; Mus‘abları, İbn-i Mes‘ûdları yetiştirmeye başladı.
Medine’de de Ebû Hüreyrelerin, Eneslerin, Muâzların yetiştiği «Ashâb-ı Suffe»ye çok zaman ayırır ve ihtimam gösterirdi. Onlara hem ders verir hem de hâliyle canlı bir misal olurdu.
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem; ashâbına önce on âyet öğretir, sonra da onun tatbikatını tâlim buyururdu.
Meselâ infâk âyetleri inerdi. Bu âyetlerde; “Bollukta ve darlıkta infâk ederler...” (Bkz. Âl-i İmrân, 134) buyurulduğu için, ashâb-ı suffe hemen dağlara çıkarlardı. Odun keserlerdi. Satıp, bedelini Allah Rasûlü’nün önüne koyarlardı.
Yani İslâm’ı sadece sözle değil; fiille, tatbikatla tâlim ederlerdi. Bu hususta çok çileler çekerlerdi. Yokluklara tahammül ve sabır içinde yaşarlardı.
Ebû Talha radıyallahu anh şöyle anlatmaktadır:
“Bir gün Hazret-i Peygamber’in yanına gittim. O Rasûller Sultânı, açlıktan iki büklüm olan belini doğrultmak için karnına taş bağlamıştı. O, bu hâliyle ayakta durmuş ve ashâb-ı suffeye Kur’ân’ı tâlim ediyordu.” (Ebû Nuaym, Hilye, I, 342)
Suffe ashâbından Ebû Hüreyre radıyallahu anh suffedeki günlerini şöyle anlatırdı:
“–Muhâcir kardeşlerimiz ticaretle ve ensar kardeşlerimiz de ziraat ve hurmalıklarıyla meşgul olurken; ben yarı aç yarı tok, Hazret-i Peygamber’in yanından ayrılmaz, onların bulunmadıkları zamanlarda Rasûlullah j’in yanında bulunur ve onların ezberleyemediklerini hıfzederdim.”
Abdullah İbn-i Mes‘ûd radıyallahu anh da diyordu ki:
“Biz (Peygamber Efendimiz’in terbiyesinde öyle bir rûhâniyet, vecd ve rikkat-i kalp hâlindeydik ki) boğazımızdan geçen lokmaların tesbihlerini duyar hâle gelmiştik!” (Bkz. Buhârî, Menâkıb, 25)
İşte onların Kur’ân tedrîsi böyle idi. İhlâs ile samimiyetle, gönül ve lisan tenâsübü, kalp ve zihin âhengi içerisinde bir Kur’ân tahsili...
Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ashâbını böyle yetiştiriyor ve onları dünyanın dört bir tarafına İslâm’ı tebliğ için gönderiyordu. Demek ki eğitim, bir gönül hâdisesidir. Gönülden gönle bir cereyan hattıdır. Efendimiz’in fedâkârlığı ashabda akis buluyordu.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık










YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!