Moda Kıskacında Kimlik Kaybı ve Ahir Zaman Zaafı: Vehn
Sayıca çok ama vasıfça az bir ümmet... Kalplere düşen dünya sevgisi ve ölüm korkusu: Vehn fitnesine karşı bir diriliş muhasebesi.
Son ve hak din geleli on beş asır olmuş, ümmet hâlâ “Yılbaşı kutlanır mı, piyango câiz mi, ibadetsiz din olmaz mı, tesettürün ölçüsü nedir?” diye fetvâ peşinde! Din yeni geldiğinde îman eden ashâb-ı kirâm dahî, söylenenin dışında kalanla uğraşmamış, Allah ve Rasûlü tarafından sınırları çizilen “Müslümanca hayatı” tatbik etmenin yarışı içine girmiş!
“SÜSLÜMANLIK” VE MODERN KÖLELİK
“Kıyafetler kıyafetlere benzeyince, kalpler de kalplere benzer” düstûrunu, Allah ve Rasûlü’ne îman edenlerden çok, etmeyenler idrâk etmiş gibi… Ne yazık ki! Moda akımları İslâm sınırları dışında kalacak şekilde özenle belirlenirken, süslümanlar(!) her türlü şekli moda niyetine dünden kabul etmeye hazır vaziyette!..
İlginçtir ki, kendilerini özgürlük diye parçalayan enteller, birileri tarafından dünyaya dayatılan moda akımına hiç direnmiyor. Tâbiri câizse, dedesine verilse pantolon içine “içlik diye” giymeye âr edeceği daracık pantolonu(!) “moda diye” giymeye eyvallah eden genç, sonraki yıl yine “moda diye” on kat bol olanı da gönül rahatlığıyla benimsiyor. Oysa Allâh’a kul olan hürdür, onun sınırları her zaman ve mekânda geçerlidir, aynıdır. Bu sınırlarda kişinin değişmeyen ferdî özellikleri/ihtiyaçları önceliklidir; bunlar, başka insanları memnun etme gâyesi barındırmaz.
Bugün sokakta gezen gencin, Müslüman mı, gayr-i müslim mi olduğunu ayırt etmek zor. Hattâ baş kısmına bakmazsanız, neredeyse cinsiyetini ayırt etmek bile zor hâle geldi. Oysa insan “kim olduğunu” belli ederek, sınırını çizer. Sınır, güvendir. Müslüman bir kadına el uzatma nezâketsizliğinden korur, karşısındakini de! Fakat Müslüman kadın, dininin sınırlarının dışında, “kendine/keyfine göre” bir hayat yaşıyorsa, bu etrafı da zarara uğratır, günaha kapı aralar ve gitgide bu hâl normalleşir.
Bilhassa âhirzamanda, ümmet-i Muhammed’in pek çok konuda hassas olması gerektiği hadîs-i şerîflerle hatırlatılmış.
“Öyle bir zaman gelir ki, kişi malını helâlden mi, haramdan mı kazandığına hiç aldırış etmez.” (Buhârî, Büyû, 7, 23)
Malın kazanılma şekli, harcandığı yere de tesir ediyor muhakkak... Bugün sanal mecrâlar vesîlesiyle ahlâk dışı pek çok şey, artık kazanç kapısı olarak kabul görmüş vaziyette... “Fâiz, haram!” diyen garipseniyor, sanki bu konulan hüküm yeniymiş gibi!..
“Öyle bir zaman gelecek ki insanlar iyiliği tavsiye etmeyecek, kötülükten de sakındırmayacaklar.” (Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, VII, 280)
Bu hadîs-i şerîften anladığımız üzere, namaz nasıl farz ise, iyiliği emir ve kötülükten sakındırmak da farzdır. Kıymetli büyüğümüz Süreyya Vâlidemiz:
“–Hadîs-i şerîflerde kıyametin zamanı bildirilmemiştir. Fakat «Şu olmadan kıyamet kopmaz!» ibâreleri bolca vardır. Bize düşen, kıyametin kopmasına sebep olan kötülüklerin önüne hayırla duvar örmektir!..” demişti.
Fakat artık günümüzde ebeveynlerin dahî evlâda hayrı hatırlatma hakkı yokmuş gibi bir zihniyet pompalanıyor. Oysa aile olmak, âidiyet şuuruna sahip olmak ve birbirinin elinden tutarak zarara mahal vermemek demektir.
KALPLERDEKİ GİZLİ PRANGA: VEHN VE DÜNYA SEVGİSİ
Âhir zaman ümmetinin kulak vermesi gereken Allah Rasûlü’nün başka bir hadîs-i şerîfine bakalım. Hazret-i Sevban -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“–Yabancı kavimlerin, yiyicilerin birbirlerini sofralarına dâvet ettiği gibi, birbirlerini sizin üzerinize çullanmaya çağıracakları zaman yakındır!” buyurmuşlardı.
Orada bulunanlardan biri:
“–O gün sayıca azlığımızdan dolayı mı bu durum başımıza gelecek?” diye sordu.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“–Hayır, bilâkis o gün siz çok olacaksınız. Lâkin sizler, bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan kimseler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize vehn/zaaf atacak!” buyurdular.
“–Vehn/zaaf da nedir, ey Allâh’ın Rasûlü?” denildi.
“–Dünya sevgisi ve ölümden hoşlanmama duygusu!” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Melâhim, 5/4297; Ahmed, V, 278)
ÇOKLUKTAN VASFA: BEDİR’İN İHLASINA DÖNÜŞ
Bugün dünya üzerinde iki milyarı aşkın müslüman olduğunu söylerken, “Ne kadar vasıflı bir Müslümanız?” diye sorgulamak gerekiyor. Gerçekten “Müslüman, Müslümanın kardeşidir” şuuruyla adım atıyor olsaydık, bugün hâlâ boykotu konuşuyor olmazdık.
Zikrettiğimiz hadîs-i şerîften anlaşıldığı üzere, sayının çokluğu değil, vasfı ve keyfiyeti önemlidir. Bize, Bedir’deki 313 aslanın ihlâsından lâzım, vesselâm...
Âhir zamana işaret eden pek çok hadis var. Bizlere düşen, bu hadîs-i şerîfleri öğrenmeye çalışıp kendi eksiklerimizi mukayese etmek ve bir an önce telâfî derdine düşmektir.
Yâ Rabbi! Bizleri bedelsiz, zahmetsiz “Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in Ümmeti” olarak dünyaya gönderdiğin gibi, bu şerefe lâyık eyle! Bizlere tekrar îman ve ihlâs şuuru, takvâ ve ihsan hassasiyeti nasîb eyle! Âmin.
Kaynak: Ayşenur Sever, Altınoluk Dergisi, Sayı: 480



YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!