Ateizm ve Deizm Kıskacında Gençlik: Sebepler ve Çareler

Modern çağın menfî propagandaları, zayıflayan dînî eğitim ve artan gaflet; gençliği ateizm ve deizme sürüklüyor. Peki bu savrulmanın arkasındaki gerçek sebepler neler, evlatlarımızı bu fikrî kuşatmadan nasıl muhafaza edebiliriz?

Günümüzde dünya milletlerinde ve ülkemizde, özellikle dinî eğitimden mahrum kalan genç nesillerin ateizm ve deizme yöneldiği ifade ediliyor. Bu yönelişin başlıca sebepleri nelerdir? İnançsızlık dalgasının evlâtlarımızı kuşatmaması için neler yapmalıyız? Osman Nûri Topbaş Hocaefendi açıklıyor.

GENÇLER NEDEN DEİZM VE ATEİZME YÖNELİYOR?

– Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’deki ilk emri:

“Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (el-Alak, 1)

Cenâb-ı Hak, yerde ve gökte, insanda ve âlemde her şeyi Zâtının varlığına, birliğine, kudretine birer nişan ve bir tefekkür malzemesi olarak ihsân etmiş.

Gören, duyan ve hisseden kalpler; bu kâinatta ilâhî kudret ve azamet tecellîlerinden başka bir şey görmezler.

Buna rağmen;

Bu âlemde güllerle, sümbüllerle, bülbüllerle konuşamayan, onların hâl lisânından anlamayanlara ne yazık!

Cenâb-ı Hakk’ın «el-Bârî» ve «el-Musavvir» esmâsının tecellîlerinden gafil kalan; rüzgârların, derelerin ve dağların sessiz lisânından bir şey hissetmeyen hantal kalplere ne yazık!

Dünyada ve gençlikte böyle inkâr temâyüllerinin olmasının sebebini, menfî propagandalarda aramak lâzımdır. Yoksa îtikaddaki mezhebimiz olan Mâtürîdî âlimleri şöyle derler:

“Kendisine hiçbir kitap ve peygamber ulaşmamış bir kişinin, Allâh’ın varlığını ve birliğini kabul etmesi gerekir.”

Yani kâinat bir tefekkür dershânesi... Bir îman lâboratuvarı... Burada inanmamak için akılsız olmak lâzım. Ahmak olmak lâzım. Kör olmak lâzım. Akla iptal damgası vurmak lâzım.

Gündüz ışığında baharın yeşilliğine bakan insan, gözüne görünen türlü türlü renkler karşısında;

“–Yeşillikten başka bir şey görmedim!” diyerek bahar ve yeşilliğe dalar da gerçekte onları görmesini sağlayan ışığı fark etmez. Hâlbuki gördüğü bütün renkleri ışık sayesinde idrâk etmiştir. Bu durumda ışık, aslında âşikâr oluşunun şiddetinden dolayı gizli kalmıştır.

Bu gerçekten hareketle mârifet erbâbı şöyle buyurur:

“Cenâb-ı Allah, hakikatte gāib değildir. Ancak bizim beşerî istîdat ve idrâkimiz açısından zuhûrunun şiddetinden gāibdir.”

Bu zuhur, Allâh’ın sıfatları itibarıyla tamamen âşikârdır ve yaratılmış her şey, bunun çok açık birer delilidir.

Kezâ;

Hava ile yaşıyoruz, fakat bizi çepeçevre kuşattığı hâlde onu göremiyoruz. Sadece teneffüs etmek sûretiyle hissediyoruz. Bunun için de onu göremediğimiz hâlde inkâr etmek bir tarafa, hayâtî bir zarûret ile;

“–Hava olmazsa yaşayamayız!” diyoruz.

Sudaki canlılar da bizim gibidir. Onlar da deryâ içinde suyun farkına varamazlar. Hâlbuki su, kendilerini çepeçevre kuşatmıştır.

Akl-ı selîm idrâk eder ki:

Her varlık, O’nun en şüphesiz delilidir. Tabiî ârif olan için. Gafillere ise her şey gaflet sebebi.

Gaflet için Hazret-i Mevlânâ şöyle bir teşbih yapıyor:

“İki parmağını gözünün önüne koyarsan, hiçbir şey göremezsin.”

Gaflet böyledir. Cenâb-ı Hak muhafaza buyursun.

Ateizm: Sağır ve Âmâ Bir Yaşayış

Ateizm, Cenâb-ı Hakk’ın bu kâinattaki sonsuz kudret akışları ve emsalsiz hikmet nakışları karşısında sağır ve âmâ olarak yaşamaktır. Filibeli Ahmed Hilmi, ne güzel söyler:

Bu âlem âkıller için seyr-i bedâyî, Ahmaklar için ise yemekle şehvet.

Görmediğini inkâra yaslanan ateizm, kendindeki canı da aklı da inkâr etmekten farksızdır. Çünkü hiç kimse, aklını da canını da görememektedir. Ama bilir ki bütün hayatı, aklın ve canın mevcûdiyetine bağlıdır. Birçok akılcı Batılı mütefekkir de bu sebeple yaratıcıyı inkâr edememiştir.

Modern felsefenin ve rasyonalizmin babası sayılan matematikçi ve filozof Descartes’ın (1594-1650) «varlık delili»nden hareketle yaptığı akıl yürütmelerle vardığı netice, hulâsa şöyledir:

“İnsan ve kâinattaki her şey mükemmeldir. Abes yoktur. Hiçbir şey kendi kendine mükemmel olmaz. Onu daha mükemmel bir varlık (yani Allah), mükemmel kılmıştır. Allah mükemmelin mükemmeli bir varlıktır. Sonsuz mükemmeldir. İnsanın zihnindeki «en mükemmel varlık» fikrinin yokluğu düşünülemez. Bu da başka hiçbir delil olmasa dahî Allâh’ın varlığını ispat eder.”

“Allah mükemmel ve noksansız, yanılmaz ve yanıltmaz bir varlıktır. Buna göre O’nun bilgisi de noksansız olup doğrudur. Kesin bilginin kaynağı Allâh’ın ilmidir.”

Paskal da aynı görüşün te’yîdi sadedinde;

“Mevcûdiyetimizin derinliklerinden gelen ve bize ölümsüz olduğumuzu bildiren bir sedâ vardır ki, bu bizde tecellî eden Allâh’ın irşad sedâsıdır.” der.

Hakikaten;

Kâinattaki bu kadar muhteşem nizam, bu kadar ekolojik denge karşısında, insanın boş yere yaratıldığını zannetmesi ve diğer mahlûkat gibi sorumsuz yaşamaya kalkışması, abesten başka bir şey değildir. Hâlbuki Cenâb-ı Hak buyurur:

“Sizi abes olarak yarattığımızı mı (...) sanıyorsunuz?” (el-Mü’minûn, 115)

Mahlûkat, insan için yaratıldı. İnsan da Allâh’a kulluk için. Yoksa yaratılışın bir mânâsı olmazdı.

İnsan bu gaye etrafında yaşayacak ve cennete dönecek... İnsan mükerrem olarak yaratıldı. İnsan tezkiye olacak ve muhteşem olan cennete lâyık hâle gelecek.

Ateist zihniyetteki gafillere Allah, ilzâm edici bir üslûpla soruyor:

“Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?” (et-Tûr, 35) 

Ateizm gibi fâsit fikirler, nasıl yayılıyor ve nasıl muhafaza oluruz suâline gelince;

Peygamber Efendimiz, Semûd Kavmi’nin asırlar önce azâba uğramış enkazından geçerken ashâbını îkaz buyurdu:

“Hızlı ve hüzünlü geçin, su almayın, aldığınızı dökün!” (Bkz. Buhârî, Enbiyâ, 17)

Bugün sabah-akşam ekranlardan, telefonlardan, televizyonlardan ve kirli sokaklardan ehl-i küfrün neşriyâtını seyreden, propagandalarına mâruz kalan insanımızın hâlini bir düşünelim.

Zihnî beraberlik, kalbî beraberliğe dönüşür.

Eğer eğitim, tâlim ve tedrisat gayretlerimizi bırakırsak, emr-i bi’l-mâruf, nehy-i ani’l-münker çalışmalarımızı hakkıyla gerçekleştirmezsek, bizim evlâtlarımız başkalarının olur. Âyette şeytanın evlâtlara ortak olacağı ifade ediliyor. Biyolojik anne babası olmak bir şey ifade etmiyor. Onu şeytan emziriyorsa, ehl-i küfür besliyorsa, onların evlâdı oluyor.

Bunlara çok dikkat etmemiz lâzım.

Deizm: Yaratıcıyı Kabul Edip Rabliği Reddetmek

Deizm ise başka bir oyun...

Mutlak yaratıcıyı inkâr etmek için ahmak olmak lâzım demiştik. Deist; güya yaratıcıyı reddetmiyor, fakat Rab oluşunu reddediyor. Dînini reddediyor, kitabını, peygamberini ve ahkâmını reddediyor.

Kâinattaki muhteşem sonsuz sır ve hikmetler karşısında Peygamber’i, kitabı ve âhireti inkâr etmeye kalkışmayı bir görüş hâline getirmeye çalışmak, aslında aklı, iz‘ânı ve idrâki inkâr etmekten başka nedir? Deizm dedikleri bu inkâr şekli, ne kadar acınacak bir zavallılıktır.

Deizm bir hamâkattir. Bu muazzam kâinâtın ve ahsen-i takvîm olan insanın kendi başına başıboş bırakılacağını zannetmek, hiçbir mantığa sığmaz. Böyle bir zanna kapılmak ise, akla iptal damgası vurmaktan başka bir şey değildir.

Maalesef; dîne, sünnete, mezhebe ve ahkâma dair kafa karıştırıcı tartışmalar da buna zemin hazırlıyor. Toplumumuzdaki dînî tedris husûsundaki cehâlet de buna zemin oluşturuyor. Böyle gafillerin Kur’ân’da Sünnet’te hata aramaya kalktıklarını görüyoruz.

Hazret-i Mevlânâ buyurur:

“Kur’ân-ı Kerîm’in âyetlerini ve Hazret-i Peygamber’in hadîs-i şeriflerini okumadan evvel, kendini düzelt. Gül bahçelerindeki güzel kokuları duymuyorsan, kusuru bahçede değil gönlünde ve burnunda ara!”

Bugün İslâmî değerleri tam mânâsıyla öğretmek için ciddî bir tahsil lâzımdır. Yaz kursu yetmez. Günümüzdeki müfredâtı ve şartları itibarıyla sadece imam hatip de yetmez.

Peygamberimiz, ashâbına 23 sene İslâm’ı öğretti. Bunun hayat boyu devam eden bir tahsil hâlinde yaşanması ve yaşatılması lâzım. Ayrıca takvâ ehli, istikametli hocalardan tedris etmesi lâzım. Yaşaması lâzım...

Fakat çocukluğunda yazları camiye şöyle bir gitmek ve okuldaki haftada sadece bir saat din kültürü dersine girmekten ibaret bir dînî eğitime sahip insanımız, televizyonlardaki bu tartışmalar karşısında tereddütlere düşüyor. Nefsânî duygular da şüpheyi körükler ise, hepsini birden rafa kaldırabiliyor.

Devrimizde Batı’dan gelen câhiliyye anlayışı her yere musallat olmuş durumda...

Çaresizlik yok. Çare, Peygamber Efendimiz gibi tebliğ etmek. Her imkân sahibi gayret edecek. Hele insanlara İslâm’ı öğretebilecek mâlûmâta sahip kişilerin bir köşeye çekilmesine cevaz yoktur.

Bu kadar câhillik varken, bazı Kur’ân kurslarımızın kontenjanı dolmuyorsa çalışmıyoruz demektir.

• İnsanımıza esas hayatın âhiret olduğunu tekrar tekrar hatırlatacağız.

• Yaptığımız her işin bir hesabının olduğunu anlatacağız.

• Yaratılış gayemizin Rabbimiz’i tanımak ve O’na kulluk etmek olduğunu anlatacağız.

• Allâh’ın dînine yaşayarak ve yaşatarak yardım edeceğiz, hizmet edeceğiz. Rabbimiz de son nefeste bizlere yardım buyuracağını va‘dediyor.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş Hocaefendi ile Mülâkatlar, Yüzakı Yayıncılık

İslam ve İhsan

AKLIN CİNNETİ DEİZM (SESLİ KİTAP)

Aklın Cinneti Deizm (Sesli Kitap)

ATEİZM VE DEİZMİN FİTNELERİ

Ateizm ve Deizmin Fitneleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.