Madaya Açlığın Pençesinde Yardım Bekliyor!

Esed ve Hizbullah militanlarının ablukası altında olan Madaya'da halk, açlıktan her gün bir bir eriyor.

Esed rejimi ve Hizbullah milisleri tarafından Temmuz ayında bu yana abluka altında olan Lübnan-Suriye sınırındaki Madayakasabasında yaşayan insanlar, bu kez bombalardan değil açlıktan ölüyor. Savaş mağduru sivil halk dün olduğu gibi bugün de hayatta kalmak için mücadele veriyor.

Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü, Suriye’de rejim güçleri ve Hizbullah’ın temmuz ayından beri kuşatma altında tuttuğu Lübnan sınırına yakın Madaya kasabasında 23 kişinin açlıktan öldüğünü açıkladı. Örgüt, bölgede muhaliflerin denetimindeki Madaya’dan çıkışlara izin verilmediğini ve 42 bin kişinin açlıkla boğuştuğunu açıklamıştı.

AĞAÇ OTLARI VE KEDİ

Uzun süre açlıkla mücadele eden halkın çoğu, şehrin belli yerlerindeki ağaçların yapraklarını yiyor. Çocukları aç olan anneler, bu yaprakları suda kaynatarak karın doyurmaya çalışıyor. Bazılarının da açlıktan kedi eti yediği belirtiliyor.

KOMŞU LÜBNAN'DA PROTESTO

Lübnan’ın Masna bölgesinde cuma namazı sonrasında toplanan yaklaşık 300 kişilik grup, rejim güçlerinin ablukası altında bulunan Şam’ın kuzeybatısındaki Madaya’da işlenen savaş suçunu ve yaşanan insani dramı protesto için Şam yolunu iki yönlü trafiğe kapattı.

HİZBULLAH VE ESED'E LANET

Ellerinde ekmekler ve “Tarih bunu yapanları lanetleyecek”, “Bu çağda kedi ve köpek yemeyi aklınız alıyor mu?” yazılı pankartlarla gösteri yapan grup, Suriye rejimini, destekçisi İran’ı ve Hizbullah örgütünü kınayan sloganlar attı.

İLK YARDIM YOLA ÇIKIYOR

Birleşmiş Milletler, bir yardım konvoyunun sivillerin açlıktan öldüğü haberlerinin geldiği Suriye'nin Madaya kasabasına doğru yola çıkacağını açıkladı.

YERMÜK'TE DE AYNISI OLDU

Madaya'nın bir benzeri yakın zamanda yine Suriye sınırı içerisindeki Yermük'te yaşandı. İsrail zulmünden kaçarak Suriye'ye sığınan Filistinliler, Yermük kampında kendilerine yeni bir hayat kurmaya çalışırken, 2010 yılında Esed yönetimi tarafından başlatılan iç savaş onları yeni bir zorluğun kucağına itti.

q0BQn_1452498375_8382

vti4t_1452498393_4949

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.