Kur’an-ı Kerim Günümüze Nasıl Ulaştı?

Kur’an-ı Kerim Peygamberimiz zamanında neden kitap haline getirilmedi? Kur’an nasıl mushaf haline getirildi? Kur’an-ı Kerim nasıl çoğaltıldı? Kur’an-ı Kerim günümüze kadar değişmeden nasıl geldi? İşte Kur’an’ın 1400 yıllık yolculuğu...

Peygamber Efendimiz zamanından günümüze Kuran-ı Kerim’in 1400 yıllık yolculuğu...

KUR’AN-I KERİM PEYGAMBERİMİZ ZAMANINDA NEDEN KİTAP HALİNE GETİRİLMEDİ? 

Kur’an-ı Kerim’in inişi Peygamber Efendimiz’in zamanında tamamlandığı gibi kayda geçmesi ve ezberlenmesi de Peygamberimiz hayatta iken gerçekleşti.

Kur'an-ı Kerim ayet ayet veya sûreler halinde vahiy oldukça, Peygamberimiz vahiy katiplerinden birisini çağırır ve hemen yazdırırdı. Yeni nâzil olan ayeti, daha önce gelen sûre ve ayetlerin neresine konacağını bildirirdi. Ancak gelen bu vahiyler kronolojik bir sıraya göre değil de, Kur’an’ın kendisine özgü üslûbuna göre sıralanırdı. İnen bütün ayet ve sûreler bizzat Peygamber Efendimiz’in huzurunda yazılırdı.

Bu arada vahiy kâtipleri bir nüsha da kendileri için yazardı. Bu şekilde ayetlerin kaydı ve zabtı sağlanmış olurdu. Yazılan ayetler daha sonra Peygamberimize okunur, gözden geçirilir; yazım hatası varsa düzeltilirdi. Bundan sonra ilk yazılan nüsha Peygamberimizin evinde bulundurulurdu. Yazılan nüshalar Peygamber Efendimiz’in evinde muhafaza edilirdi.

O zamanlar yeterli miktarda kâğıt bulunmadığından, gelen vahiyler tabaklanmış derilere, tahta levhalara, develerin kürek kemiklerine, beyaz yassı taşlara, hurma dallarına, kâğıt parçalarına ve porselenlere yazılırdı. Ayetlerin düzenlenmesi, kesin bir emir ve hükümle yapılıyordu. Hz. Cebrail (a.s.), Peygamberimize, “Falan ayeti falan yere koyun.” diye tarif eder, Peygamberimiz de ona göre sırasını ve düzenlemesini yaptırırdı.

Pek çok İslam alimine göre, “Surelerdeki ayetlerin düzenlenmesi Hz. Cebrail’in (as) tarifiyle Resulullah tarafından yapılmıştır.” Sûrelerin düzenlenmesi ayetlerde olduğu gibi vahye dayalı olarak yapılmıştır. Zaten her yönüyle vahiy eseri olan Kur’an-ı Kerim’in düzenlenmesinin de vahiy sonucu olarak yapılması gerekirdi. Çünkü Peygamberimizin zamanında pek çok sahabi tarafından Kur’an’ın tamamı ezberlenmişti.

O zamanlar çok sayıda Kur’an hafızı mevcuttu. Sahabilerin bu okuyuşu da belli bir sıraya göreydi. Kur’an’ın Peygamberimiz tarafından düzenlendiği ayrıca Kur'an'da da yer alıyor:

“Onu toplamak ve okutmak bize aittir. O halde biz onu sana okuduğumuz zaman okunuşunu takip et.” (Kıyâme,75/17-18)

Peygamberimizin zamanında Kur’an-ı Kerim bizim bildiğimiz şekliyle bir cilt halinde değildi. O zaman böyle bir şeye ihtiyaç duyulmamıştı. Çünkü henüz vahiy kesilmişti ve Peygamberimiz hayattaydı.

Peygamberimizin vefatından sonra Yemame Savaşı gibi yetmiş kadar hafızın şehit olması ve benzeri olaylar Kur’an’ın müstakil bir cilt halinde derlenmesi zaruretini ortaya çıkardı.

Hz. Ebûbekir’in halifeliği günlerinde bu görev vahiy kâtiplerinden Zeyd bin Sâbit’e verildi. Hz. Zeyd de çeşitli maddeler üzerine yazılan Kur'an ayetlerini topladı, hepsini bir araya getirdi. İşte ilk defa meydana getirilen bu Kur’an’a “Mushaf” ismi verildi.

KUR’AN-I KERİM NE ZAMAN VE NASIL MUSHAF HALİNE GETİRİLDİ?

 KUR’AN-I KERİM NASIL ÇOĞALTILDI? 

ÖMER ÇELİK KİMDİR? Omer_Celik1966 yılında Artvin Yusufeli’nde doğdu. 1985’te Yusufeli İmam-Hatip Lisesi’ni, 1989’da M.Ü. İlâhiyat  Fakültesi’ni bitirdi. M.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı olarak hazırladığı “Kur’ân’a Göre Kur’ân-ı  Kerîm ve Muhatapları” adlı doktora tezini 1997 yılında tamamladı. 2002 yılında Doçent oldu.  2003-2006 yılları arasında Oş Devlet Üniversitesi Araşan Teoloji Fakültesi’nde dekanlık görevinde  bulundu. 2007 yılında Profesörlüğe yükseltildi. Eserlerinden bazıları: Türkiye Kur’an Makaleleri  Bibliyografyası (Murat Sülün ile birlikte), Üsve-i Hasene, Teşbih, Temsil ve Tasvirler Işığında  Kur’an’da  İnsan, Kur’an’dan Teknolojik Yansımalar, Tefsir Usulü ve Tarihi ve 5 Ciltlik ‘Hakkın Daveti  Kuran ı Kerim Meali ve Tefsiri’

islam

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.