Şeyh Sâdî, 13. asırda yaşamış bir gönül insanıdır. Yirminin üzerinde eser kaleme almış olmakla birlikte, bilhassa Mevlânâ Hazretleriʼnin üslûbunu hatırlatan Bo
Hz. Ömer'in halifeliği zamanında bir dağın eteklerinde düşman askerleri, Sariye ismindeki zatın kumandasındaki İslam ordusunu sarmak ve arkadan vurmak üzereyken
Şeyh Sâdî-i Şîrâzî Hazretleri'nin hayatından müslümanların sahip olması gereken gönül hassasiyetini anlatan ibretlik bir hadise...
Yediden yetmişe bütün sahabelerin Peygamber Efendimizin muhabbetiyle yoğrulduğunu gösteren ibretlik hadise...
İnsanoğlunun, kendisine Cennet ve Cemâlullâhʼı temâşâ gibi muazzam nîmetler vaad eden yüce Mevlâʼya yönelmek yerine; gelip geçici nefsânî arzulara tamah etmesi,
İnsanın iç âleminde hem Hazret-i Mûsâ ve hem de Fir’avun bulunmaktadır; o hâlde kendimizi tanımak için tarihte sâbit olmuş hakikatleri ile hayrın ve şerrin bu i
Hazret-i Mevlânâ, Mûsâ -aleyhisselâm-’ın firâsetteki derinliğini, buna mukâbil Firavun’un ise nefsânî bir hayatın içinde nasıl ahmaklaştığını beşerî idraklerin
Hased, fertlerden başlayarak kademe kademe bütün bir millete kadar yayılan, yakan, yıkan, kurutan bir felâket ve musîbet sebebidir. Mahvolan âileler, toplumlar
Hikmeti, ehil olmayana vermeye kalkışmak, hikmete zulmetmek olduğu gibi, ehil olanı hikmetten mahrum bırakmak da ona zulmetmektir.
Uğruna nice kavgaların yaşandığı dünya nîmetleri de, hakîkatte içi boş bir ceviz gibidir. İnsan, fânî hayat uykusundan ecel îkâzıyla uyanınca, onun ne kadar kıs