Kadınların En Çok Düştüğü İki Hata!

Kul hakkı, bir başka mü’mini haksız yere incitecek her türlü söz, davranış, hareket ve tutumdur. Bu mânâda, bir insana bağırmak, çağırmak, vurmak vs. gibi hareketler kul hakkı olduğu gibi, birisinin malını gasbetmek, onun hakkında gıybet ve iftirada bulunmak da kul hakkına sebep olur.

Peygamber Efendimiz, bütün hayatı boyunca insanların haklarına azamî gayret sarfetmekle beraber vefatı yaklaştığında da onları mescidde toplayarak şöyle helâlleşmiştir:

“Ashâbım! Nihâyet ben de bir insanım. Aranızda bazı kimselerin hakları geçmiş olabilir. Ben hangi kişinin tenine dokunmuş isem, işte tenim! Gelsin, o da dokunsun, hakkını alsın! Kimin sırtına vurmuşsam, işte sırtım! Gelsin, vursun! Kimin malından sehven (yanlışlıkla) almışsam, işte malım! O da gelsin alsın!

Ey Allâh’ım! Ben, ancak bir beşerim. Müslümanlardan hangi kişiye ağır bir söz söylemiş veya vurmuş, ya da lânet etmiş isem, Sen bunu, onun hakkında bir temizlik, ecir ve rahmet vesîlesi kıl!” (Ahmed, III, 400)

“Allâh’ım! Hangi mü’mine ağır bir söz söylemişsem, Sen o sözümü, kıyâmet gününde o mü’min için Sana yakınlığa vesîle kıl!” (Buhârî, Deavât, 34; Dârimî, Mukaddime, 14; İbn-i Sa’d, II, 255; Taberî, Târîh, III, 191; Halebî, 463-464)

Peygamber Efendimizin şu sözleri ve bu tavrı ne kadar ibret vericidir. Bizi, devamlı birlikte olduğumuz insanların haklarına karşı uyanık olmaya sevk etmelidir.

ÂHİRETTE İFLAS ETMİŞ KİŞİLER

Bu dünyada helâlleşilmeyen kul hakları, hiçbir şekilde Allah tarafından affedilmeyecek ve kişi, o hakkına girdiği kimseyle âhiret günü helâlleşmek zorunda kalacaktır. Âhirette geçer akçe ise, bu dünyada zor-zahmet kazanılan sevaplardır. Kıyâmet günü geldiği zaman kul hakkı açısından borçlu ve alacaklı yüzleştirilir. Alacaklı kimseler, borçlu olanın sevaplarını alıp giderler. Şayet o borçlu, dünyada pek çok kişinin hakkına girmiş, onlara verdiği sevaplar yüzünden hiç sevabı kalmamışsa, daha sonra gelen alacaklılar, kendi günahlarını o borçluya bırakırlar. Böylece sevabı kalmadığı gibi, bir de hakkına girdiği insanların günahlarını yüklenmeye başlar. İşte bu, âhirette iflâs etmiş kimsedir. Rabbimiz, bizi bu duruma düşmekten muhafaza eylesin.

KADINLAR GIYBET VE İFTİRA KONUSUNDA ÇOK  HATAYA DÜŞÜYOR

Biz kadınlar olarak gıybet ve iftira konusunda daha çok hataya düşüyoruz, maalesef…

Bir insanda olan kötülükleri anlatmak, o insanı üzecekse, onun arkasından konuşmamalıyız. Bu, gıybettir. Çok kötü bir alışkanlık ve çok çirkin bir günahtır. Rabbimiz, bu günâhı, mü’min kardeşinin ölmüş etini yemeye benzetiyor. (Bkz: el-Hucurât, 12)

İftira ise, bir kimsenin arkasından onda olmayan şeyleri yakıştırmaktır ki dinimiz bunu da yasaklamıştır.

Mevlânâ Hazretleri, bir şeyler biriktirmeye çalıştığımız heybenin altının delik olmamasına dikkat edin, yoksa yukarıdan koyduğunuz şeyler, siz farkına varmadan altından düşüp gider, buyuruyor.

Bizim de aynı bu misaldeki gibi, yapmış olduğumuz ibadetler, hayır ve hasenât; kul hakkıyla, dikkatsizce yaptığımız diğer hatalar sebebiyle boşa gidiveriyor. Rabbimiz, gözünü ve gönlünü muhafaza ettiği gibi dilini muhafaza etmeyi de bilen kimseler arasına bizleri dâhil eylesin.

DUYDUĞUNUZ HER ŞEYİ BAŞKALARINA NAKLETMEYİN!

Dilimizi terbiye etmek, gerekli-gereksiz her şeyi konuşmamak, duyduğumuz her şeyi nakletmemek çok önemli… Her söz, kayda alınıyor ve lehimizde ya da aleyhimize şâhit olmak üzere amel defterimize işleniyor. O hâlde güzel şeyler söyleyelim. Dilimizi, kötülüklerden, günahlardan ve günaha götürecek her türlü şeyden arındıralım.

Kaynak: Zâhide Topçu, Şebnem Dergisi

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.