Kadınlar Nerelerde Çalışabilir, Güvenlik Görevlisi Olarak Çalışması Caiz mi?

Kadınlar nerelerde çalışabilir, güvenlik görevlisi olarak çalışması caiz mi? Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Hamdi Yıldırım cevaplıyor.

Kadınların çalışma hayatına ne ölçüde dâhil olmaları gerektiği meselesi bugün son derece önemli bir konudur. Türkiye’de nüfus artışıyla ilgili alarm zilleri çalmaktadır. Doğurganlık oranı 1,6 seviyelerine kadar düşmüştür. Bu ciddi bir risk anlamına gelmektedir. Evlilik yaşı giderek yükselmekte, insanlar evlenmemekte; evlenseler bile çocuk sahibi olmaktan kaçınmaktadırlar. Bunun başlıca sebebi olarak ekonomik gerekçeler gösterilmektedir. Bu yüzden hem Türkiye’de hem dünyada hükümetler, doğurganlığı artırmak için çeşitli teşvikler sunmaktadır: doğum izni, maaş, ek ödenekler ve benzeri destekler verilmektedir.

Oysa dünya istatistikleri açıkça göstermektedir ki kadınların çalışma hayatına katılımı arttıkça doğurganlık oranları düşmektedir. Bugüne kadar hem kadın istihdamını yüksek tutup hem de doğurganlığı artırabilmiş bir ülke yoktur. Burada ya yöneticiler kendilerini ya da toplumu kandırmaktadır. Oysa bunun yerine ev kadınlarına maaş bağlanması yoluna gidilse, hem doğurganlık artar hem de boşanma sonrası nafaka gibi sebeplerle erkeklerin evlilikten kaçması engellenmiş olur. Çünkü kadın evde “oturmamakta”, aksine dışarıdaki istihdamdan daha fazla çalışmaktadır. Temizlik yapar, yemek yapar, çocuk bakar, ailesini ayakta tutar. Bugün bir temizlikçi birkaç saatlik iş için binlerce lira almaktadır. Oysa ev kadını 24 saat özveriyle çalışmaktadır. Bu emeğin karşılığı piyasa şartlarıyla hesaplansa çok yüksek rakamlara ulaşır.

Buna rağmen modern denilen sistemler kadının kendi evinde çalışmasını değil, başkasının işinde çalışmasını; kendi evine de başka bir kadının gelip hizmet etmesini tercih etmektedir. Bu ise hem akla hem fıtrata aykırı bir çelişkidir. Çalışan anneler sabah erkenden çıkıp akşam geç saatlerde eve dönmekte, ardından yemek, temizlik ve çocuk bakımıyla ikinci bir mesaiye başlamaktadır. Bu da hem fiziksel hem psikolojik bir yıpranmaya yol açmaktadır.

Kadın İstihdamının Gerekli Olduğu Alanlar

Elbette kadın istihdamının gerekli olduğu alanlar vardır. Hemşirelik, öğretmenlik, sağlık, güvenlik ve bazı kamu hizmetleri bunlardandır. Mesela havaalanlarında kadın yolcuların kadın görevliler tarafından aranması gerektiği için kadın güvenlik görevlilerine ihtiyaç vardır. Bu gibi alanlarda kadınların çalışması mümkündür ve gereklidir.

Ancak burada temel ölçü şudur: İnsan, hangi işi yaparsa yapsın önce şunu sormalıdır: “Bu iş, benim Allah’a kulluk vazifemi eksiksiz yerine getirmeme engel olacak mı?” Çünkü insanın yaratılış gayesi Allah’a kulluktur. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” ( Bknz. Zâriyât 51/56)

Eğer bir kadın yaptığı işte namazını kılabiliyor, ibadetini yapabiliyor, mahremiyetini ve örtüsünü koruyabiliyor ve kulluğunu aksatmıyorsa; askerlikte, polislikte, güvenlikte veya başka alanlarda çalışmasında dinen bir sakınca yoktur. Fakat bazı meslekler zamanla kadının fıtratını zedeleyebilir. Sürekli sert ortamda bulunan, erkeklerle iç içe olan ve mücadele gerektiren bazı görevlerde kadınsı hassasiyetler zayıflayabilir. Nitekim bazı alanlarda çalışan kadınlarda zamanla erkekimsi davranışlar, konuşma tarzı ve üslup değişiklikleri ortaya çıkabilmektedir.

Kadın, kadınlığını, annelik vasfını ve mahremiyetini kaybetmeden; kulluğunu aksatmadan çalışabildiği sürece bu mümkündür. Ancak bir iş namazı, tesettürü, temizliği ve ahlâkı zedeleyecek bir noktaya geliyorsa veya evlilik ve yuva kurma arzusunu yok ediyorsa, bu Müslüman bir kadın için doğru değildir.

Kadının en büyük kazancı, Allah’ın rızasına uygun bir hayat sürmesi ve salih evlatlar yetiştirmesidir. Bu, onun ahiretini garanti altına alacak en büyük sermayedir. Peygamber Efendimiz, kişinin amel defteri kapanınca kendisine fayda sağlayacak üç şeyden birinin “salih evlat” olduğunu bildirmiştir. (Müslim, Vasiyye 14)

Elbette her kadın aynı şartlara sahip değildir. Kimi ekonomik sebeplerle çalışmak zorunda kalabilir, kimi uygun bir evlilik imkânı bulamayabilir. Bunlar ilahî takdirdir. Böyle bir durumda kadın, fıtratına uygun, kulluğunu koruyabileceği bir rızık kapısı için Allah’a dua etmelidir.

İslam ve İhsan

İSLAM’DA KADINLARIN ÇALIŞMASI CAİZ MİDİR?

İslam’da Kadınların Çalışması Caiz midir?

PEYGAMBERİMİZ DÖNEMİNDE KADINLAR DIŞARIDA ÇALIŞIR MIYDI?

Peygamberimiz Döneminde Kadınlar Dışarıda Çalışır mıydı?

DİNEN KADININ ÇALIŞMASINDA BİR SAKINCA VAR MIDIR?

Dinen Kadının Çalışmasında Bir Sakınca Var mıdır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.