İstiğfarın Faydaları
İstiğfar etmek hayatımıza hangi bereketleri getirir? Dr. Adem Ergül, istiğfarın faydalarını açıklıyor.
İSTİĞFARIN FAYDALARI
İman olunca, istiğfar olunca bereketler olur mu?
Rabbimiz olacağını beyanla kullarını bilgilendiriyor.
Meselâ Tâhâ sûresinde şöyle buyurur:
“Kim beni anmaktan yüz çevirirse, yani benim zikrimden ve gönderdiğim ilâhî âyetlerden uzak durursa, onun için sıkıntılı, dar bir hayat olacaktır.” (Tâhâ, 124)
Yani dünya adeta başına dar gelecek, içi sıkılacak, içi daralacak; malın, mülkün içinde olsa bile huzur bulamayacak, boğulacak gibi olacaktır.
Yine Mâide sûresinde Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Eğer o Ehl-i Kitap, Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinin gönderdiği diğer semavî kitapları gereğince yaşasalardı, muhakkak ki üzerlerine gökten rızık yağar, yerin altından da bereketler fışkırırdı.” (Mâide, 66)
A‘râf sûresinde ise:
“Eğer o ülkelerin halkları iman edip sakınsalardı, şüphesiz üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık.” (A‘râf, 96)
Hûd sûresinde, Hûd (a.s.)’ın diliyle Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin, O’na istiğfar edin, sonra da tevbe edin ki üzerinize bol yağmurlar göndersin, gücünüze güç katsın.” (Hûd, 52)
Bakınız, bu âyetlerde Allah’la kulun –hele hele cemaat hâlinde bir topluluğun– bağını güçlü tutmasının, nice gökten ve yerden bereketlere vesile olacağına dikkat çekiliyor.
Hz. Ömer (r.a.) bir defasında halkla beraber yağmur duasına çıkar. Geri dönünceye kadar sadece, “Estağfirullâhe’l-Azîm, Estağfirullâhe’l-Azîm, Estağfirullâhe’l-Azîm” diyerek Allah’tan bağışlanma diler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak yağmur ihsan eder. Yanındakiler,
“Biz senin yağmur için dua ettiğini görmedik,” derler.
Hz. Ömer (r.a.) ise şöyle cevap verir:
“Ben göğün yağmur gelen kapılarını vurdum.”
Yani istiğfar ettim. Sonra da Nûh sûresindeki 10-12. âyetleri okur:
Hasan-ı Basrî (rh.a.)’nin şu tavsiyeleri de dikkate değerdir: Rivayete göre, meclisinde bulunan bir kişi kendisine “Kuraklıktan şikâyetçiyim,” der. O da “Allah’a istiğfar edin, Estağfirullâhe’l-Azîm deyin,” buyurur.
Bir başkası fakirlikten yakınır; ona da “İstiğfara devam edin,” der.
Bir diğeri bahçesinin verimsizliğinden şikâyet eder; yine aynı tavsiyeyi alır.
Bir başkası “Cenâb-ı Hak bana hayırlı evlatlar verse,” deyince Hasan-ı Basrî Hazretleri ona da istiğfar tavsiye eder.
Sebep olarak ise Nûh sûresindeki şu âyetleri gösterir:
“Rabbinizden bağışlanma dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. Üzerinize gökten bol bol yağmur gönderir, mallarınızı ve evlâtlarınızı çoğaltır, size bahçeler, ırmaklar ihsan eder.” (Nuh, 10-12)
Bazı âlimler bu âyetten yola çıkarak, istiğfarın bereketlere vesile olacağını söylerler. Gerçi âyetin kendisi zaten bunu açıkça bildiriyor.
İstiğfarın hem dünyevî hem uhrevî faydaları vardır. İbn Arabî Hazretleri bu konuda şöyle der:
“İstiğfar iki boyutludur: geçmişe ve geleceğe dönük.
Geçmişe dönük yönü, kulun günahlarının bağışlanmasıdır. Samimiyetle istiğfar eden kimsenin kalbinde günahların oluşturduğu katılık ve karanlıklar izale olur.
Geleceğe dönük yönü ise koruyucu bir özelliğe sahiptir. ‘Gafara’ kökünden gelen ‘mığfer’ kelimesi, askerlerin başına taktığı koruyucu başlık (miğfer) anlamındadır. İşte istiğfar da insanı günah ve hatalardan koruyan bir siper gibidir.”
Bu yönüyle bir müminin özellikle seher vakitlerinde istiğfarla buluşması son derece önemlidir. Yüce Rabbimiz, müttakî kullarını överken şöyle buyurur:
“Onlar, seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dilerler.” (Zâriyât, 18)
Kâinattaki sırların hepsini bilmiyoruz; Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu kanunların da tamamını henüz keşfetmiş değiliz. Ancak alemlerin Rabbi bize bu güzel müjdeleri veriyorsa, mümine düşen bunlara iman etmek, hakikatini kabul etmek ve gereğini yerine getirmektir.
Bütün peygamberler başta olmak üzere, Allah’ın sâlih kulları seher vakitlerini istiğfarla değerlendirirler. Kimi ârifler gündüzleri de çokça istiğfara yönelirler. Çünkü istiğfar, azabı engelleyen bir ameldir.
Nitekim Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey Habîbim! Sen onların içinde oldukça Allah onlara azap edecek değildir. Onlar istiğfar edip durdukça da Allah onlara azap etmez.” (Enfâl, 33)
Demek ki istiğfar, insana eziyet veren, acıtan, inciten her ne varsa –dünyevî olsun uhrevî olsun– hepsine karşı bir koruyucu özelliğe sahiptir. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın büyük bir lütfudur.
Cenâb-ı Hak hepimizi böylesi bir güzellikten, böylesi bir ibadetten bol bol nasip alanlardan eylesin. Âmin.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!