TÖVBE VE İSTİĞFARIN FAYDALARI

Kul, fıtratındaki temizliği muhâfaza edebilir ve dîninin rûhâniyetinden nasiplenerek gaflet perdelerini aralayabilirse, hasbe’l-beşer bir cürüm işlediğinde onun ağırlığını vicdânında hisseder. Onun iç âleminde saklı bulunan fazîlet hisleri incinerek uyanır. Kalbi büyük bir nedâmetle için için yanar ve ılık gözyaşlarıyla Rabbine gönlünü açar. İşte bu yanış ve pişmanlık “tövbe”dir. Ardından af dilemek için kalblerden taşan niyazlar da “istiğfar”dır.

Günahlar, cennete girme engeli; buna mukâbil amel-i sâlihlerle te’yîd edilen ve gönül yanıklığı ile yapılan tövbeler de cehennemden korunma vesîleleridir.

Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur:

“Kul bir günah işlediği zaman kalbine siyah bir nokta vurulur. Şâyet o günâhı terk edip istiğfâra sarılarak tövbeye yönelirse kalbi cilâlanır. Böyle yapmaz da tekrar günahlara dönerse, siyah noktalar artırılır ve neticede bütün kalbini kaplar. İşte Hak Teâlâ Hazretleri’nin:

«Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları (kötü) ameller sebebiyle, kalblerinin üzeri pas tutmuştur.» (el-Mutaffifîn, 14) diye zikrettiği durum budur.” (Tirmizî, Tefsîr, 83/3334)

GÜNAHIN İLÂCI

Diğer bir hadîs-i şerîfte de:

“En büyük dert, günah derdi; onun ilâcı da gece karanlığında istiğfâr etmektir.” buyrulmuştur.31

Beşeriyet îcâbı herhangi bir günâha düşüldüğünde, derhâl tövbe ve istiğfâra sarılmak ve Allâh’a yönelmek îcâb eder. Zîrâ Cenâb-ı Hak, râzı olduğu müttakî kullarını şöyle medhetmektedir:

“Onlar, bir kötülük yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman, Allâh’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe ve istiğfâr ederler. Zâten günahları Allâh’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar işledikleri günahta bile bile ısrâr etmezler.” (Âl-i İmrân, 135)

“O müttakîler, geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de istiğfâra devâm ederler. (ez-Zâriyât, 17-18)

Cenâb-ı Hak, samîmî bir şekilde tövbe eden kullarını affedeceğini birçok âyette bildirmektedir. Hattâ samîmî (nasûh) bir tövbe ile kendisine yönelenlerin günahlarını sevâba çevireceğini beyân ederek şöyle buyurur:

“Ancak tövbe ve îmân edip sâlih ameller işleyenler başkadır; Allâh onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allâh çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sâhibidir.” (el-Furkân, 70)

Nebiyy-i Ekrem Efendimiz de şöyle buyurur:

“Allâh Teâlâ, gündüz günah işleyenin tövbesini kabûl etmek için geceleyin elini açar. Geceleyin günah işleyenin teövbesini kabûl etmek için de gündüz elini açar. Güneş battığı yerden doğuncaya, yâni kıyâmete kadar bu böyle devâm edip gider.” (Müslim, Tövbe, 31)

Ancak tövbede samîmiyet ve ihlâs en mühim şarttır. Durmadan tövbesini bozan bir kimse, artık şeytanın maskarası olmuş demektir. Cenâb-ı Hak buyurur:

“…Bilin ki, Allâh’ın verdiği söz gerçektir. Sakın dünyâ hayâtı sizi aldatmasın ve şeytan, Allâh’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.” (Lokmân, 33)

AZAPTAN KURTULUŞ VESÎLESİ

Diğer taraftan tövbe ve istiğfar, dünyâda ve âhirette azaptan kurtuluş vesîlesidir. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:

“Allâh Teâlâ Hazretleri (şu âyetle) ümmetim için bana iki emân indirdi:

1- Sen aralarında olduğun müddetçe Allâh onlara (umûmî bir) azap indirmeyecektir.

2- Onlar istiğfarda bulundukları müddetçe, Allâh onlara azâb etmeyecektir. (el-Enfâl, 33)

Ben aralarından ayrıldığımda, (Allâh’ın azâbını önleyecek ikinci emân olan) istiğfârı kıyâmete kadar ümmetimin yanında bırakıyorum.” (Tirmizî, Tefsîr, 8/3082)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler Medeniyeti 1, Erkam Yayınları

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle