İstanbul’daki Kadem-i Şerifler

Hz. Peygamber’in (s.a.v.) şerefli ayak izleri İstanbul’da Topkapı Sarayı, Eyüp Sultan Türbesi, Hamidiye Külliyesi ve 3. Selim Türbesi’nde muhafaza ediliyor; her biri tarihin ve maneviyatın izlerini taşıyor.

Bazı peygamberlerin mucizeleri arasında sert zemine ayak izlerinin çıktığı zikredilir. Mescid-i Haram’daki Makam-ı İbrahim’de bulunan ve Hz. İbrahim’e (a.s.) ait olduğu söylenen iz böyledir.

İSTANBUL’DAKİ KADEM-İ ŞERİFLER

Kadem-i Şerif Nedir?

Hz. Muhammed’e (s.a.v.) izafe edilen ayak izine ise “Nakş-i Kadem-i Saadet” ya da “Kadem-i Şerif” denilir. Onun izlerinden en meşhurunun Kudüs’te Kubbetüssahra’daki Mi‘rac’dan kaldığına inanılır.

İstanbul’a Emanet Kadem-i Şerifler

Topkapı Sarayı’nda

Topkapı Sarayı Tahrir Komisyonu kayıtlarına göre Topkapı Sarayı’nda toplam on adet Kadem-i Saadet bulunmaktadır. Yalnız bunlardan üçünün, Kubbetüssahra’da Burak’a bindiği sırada Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bastığı taşta çıkan Kadem-i Saadet’ten kopya edilerek gümüş levha üzerine yapılmış Kadem-i Saadet suretleri olduğu belirtilmiştir. Bu on adetten biri de yine, Ortakapı’da bir kadının evinde bulunan Kadem-i Saadet resmi olma ihtimalini taşır. Dolayısıyla Topkapı Sarayı’nda altı Kadem-i Saadet ve dört de Kadem-i Saadet resmi bulunmaktadır. Günümüzde Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde somaki, mermer ya da kırmızı porfir gibi taşlar üzerine çıkmış altı adet Kadem-i Saadet nakşı bulunmaktadır.

Eyüp Sultan Türbesi’nde

Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin türbesinde bulunan Kadem-i Saadet nakşı, asırlar içinde dolaşıp nihayet Osmanlılara intikal ettikten sonra sarayda muhafaza edilmiştir. Ancak zamanla mevcudiyeti unutulan bu Kadem-i Saadet nakşı, Receb Paşa’nın 1117/1706 tarihinde Hazine Kethüdalığı görevini devr aldığı sırada, Enderun-ı Hümayun Hazinesi’nde bulunan eşyalar tek tek sayılırken, kilitli nadide sandık ve mahfazaların birinin içinden çıkmıştır. Sultan I. Mahmud (ö. 1754), Hz. Peygamber’in (s.a.v.) bu Kadem-i Saadet’ine tazimde bulunduktan sonra Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabrine nakledilmesini emretmiş, bunun üzerine Kadem-i Şerif, türbenin kıble tarafına, duvar içinde yapılan bir hücreye konulmuştur.

Hamidiye Külliyesi’nde

Bugün Hamidiye Külliyesi’nde Sultan I. Abdülhamid’in türbesinde bulunan Kadem-i Şerif, Sultan I. Abdülhamid (ö. 1789) zamanında, 1198/1784 yılında Şam’dan İstanbul’a getirilmiştir. Ayntablı Mehmed Münib Efendi’nin belirttiğine göre bu Kadem-i Saadet, Hz. Peygamber’in Şam’a yaptığı dokuz veya on iki yaşlarındaki birinci seferinde veya yirmi beş yaşındaki ikinci seferi sırasında meydana gelmiş olmalıdır. Ayntabî, -daha sonra İstanbul’a nakli gibi- bilad-ı Şam’a başka bir yerden getirilmiş olabileceği ihtimalinden de bahseder. Kopya olma ihtimalini de ifade eder. Ancak kopya olsa dahi Hz. Peygamber’e (s.a.v.) şeref-i intisabı sebebiyle buna da tazim edilmiştir. I. Abdülhamid, Şam yakınlarındaki Kadem köyünde içinde bir Kadem-i Şerif saklanan mescidin banisi Şeyh Seyyid Muhammed Ziyad’dan Kadem-i Şerif’i İstanbul’a getirmesini istemiş ve onu başı üstünde taşıyarak getiren şeyh, padişahtan büyük saygı gördüğü gibi Sadrazam Halil Hamid Paşa tarafından da kendisi için Samatya’da Davutpaşa İskelesi civarında Kadem-i Şerif adıyla bir tekke yaptırılmıştır. Sonrasında işte bu Kadem-i Şerif Hamidiye Külliyesi’ne nakledilmiş, türbe içinde duvara gömülü bir dolaba yerleştirilmiştir.

Üçüncü Selim Türbesi’nde

İstanbul Laleli semtinde Sultan III. Mustafa ve oğlu Sultan III. Selim’e ait türbede de bir adet Kadem-i Saadet nakşı bulunmaktadır. Türbe içinde duvara monte edilmiş bir dolap içinde bulunmaktadır. İki bölümden oluşan dolabın alt kısmında gümüş mahfaza içerisinde Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Kadem-i Şerif’i, üstteki bölümde ise eskiden Sakal-ı Şerif muhafaza edilmekteymiş.

Kaynak: Din ve Hayat Dergisi, Sayı: 49

İslam ve İhsan

SULTAN 1. AHMET’İN KADEM-İ ŞERİF RÜYÂSI

Sultan 1. Ahmet’in Kadem-i Şerif Rüyâsı

KADEM-İ ŞERİF NEDİR?

Kadem-i Şerif Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.