Hâdimî Muhammed Efendi’nin İstanbul’daki Şöhreti ve Padişahın Takdiri

Hâdimî Muhammed Efendi’nin ilmi ve ahlâkî üstünlüğü, İstanbul ulemâsı ve Padişah nezdinde kazandığı takdirle ortaya çıktı; bir âlimin hikmet ve tevazu dolu yükselişi.

Eyüb Sultan Hazretleri’nin türbesi civarında medfun bulunan Hacı Beşir Ağa[1], Hicaz’a gönderilerek Şeyhü’l-Harem olmuştu. Bir müddet bu vazifede kaldı. Döndükten sonra bir gün, Padişah Birinci Mahmud ile mülakatı esnasında, Padişah, Harem-i Şerifte ne kadar kaldığını, bu kadar müddet zarfında ne gibi hârikulâde hâdiselerle karşılaştığını sordu.

HÂDİMÎ MUHAMMED EFENDİ’NİN ŞÖHRETİ VE ULEMA KARŞISINDAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ

Hacı Beşir Ağa yaşadığı bazı hârikulâde hâdiseler anlattı. Bunlardan birisi şudur:

“Ravza-i Mutahhara’daki Cibril Kapısı gecenin seher vaktine yakın bir zamanda aralanırdı, gireni anlamak ve tecessüs etmek isterdim, fakat vücuduma arız olan rehâvet ve durgunluk neticesi içeri giren zatın kim olduğuna muttali olamıyordum. Bir gece yine Cibril Kapısı açıldı, hemen kapıya koştum, ben kapıda iken içeri bir zat girdi. Giren zata kim ve nereli olduğunu sordum. Konya mülhâkâtından Hâdimli Muhammed Efendi olduğunu haber verdi. Sebebi ziyaretini sual ettim:

«–İmamı Birgivî’nin Tarikat-ı Muhammediyye isimli eserini şerhediyorum, şüphe ettiğim bazı hadis-i şeriflerin fem-i saâdet-i Nebevî’den şeref-sudûr buyrulup buyrulmadığını ruh-i Peygamberî’den sorup öğrenmek için geldim[2].» deyince o zâtı alıp odama götürdüm. Bir müddet kaldıktan sonra müsaade istedi, Mescid-i Nebî’de sabah namazını kıldıktan sonra gitmesini söylediysem de:

«–Memleketimde imamet vazifem var, müsaade buyur» dedi ve ayrılıp gitti. Bu ilk görüşmeden sonra arada gelir, görüşürdük.”

Padişah, Hacı Beşir Ağa’nın bu sözünün doğruluğuna kanaat getirmek için Ebû Saîd el-Hâdimî’yi İstanbul’a davet etti.

Hâdimî Muhammed Efendi, İstanbul’a geldiğinde, Padişah, yaş, baş, şekil, şemail ve sîmâca Hâdimî’ye benzeyen birkaç zatı bir araya getirdikten sonra Hacı Beşir Ağa’yı çağırdı ve bu zatları ona gös­terdi. Hacı Beşir Ağa, bu zatlar arasından doğruca Ebû Saîd el-Hâdimî’nin yanına giderek “Hoş geldiniz” deyince Padişah hayretler içinde kaldı. Böylece Hacı Beşir Ağa’nın Hâdimî hakkında hikâye ettiği vakıaya ina­ndı ve mutmain oldu.

Bu sûretle Hâdimî Muhammed Efendi’nin şöhreti yayıldı. Mânevî kemâline yakînen şâhit olan Padişah, İstanbul’un tanınmış ve büyük âlimlerinden bir kısmını davet ederek Hâdimî’nin, sarayda kendi huzurunda ders takrir etmesini emretti. Hâdımî’nin Anadolu’dan gelip kendilerine ders takrir ederek Padişah’ın teveccühüne mazhar olması, İstanbul ulemâ­sının nefislerine giran geldi. Aralarında konuşup bu zatın, sofî ve Anadolu’dan olması müna­sebetiyle fıkıh, ferâiz ve emsali ilimlerden başkasında behresi yoktur, diye düşündüler. Usul, mantık, meânî, beyan ve bedî’den bir kaç sual tertip ederek ders esnasında sorup şöhretini kırmak ve Padişahın nazarından düşürmek istediler.

Hâdimî Muhammed Efendi soru­lan her sualin cevabını verdi ve: «Vermiş olduğum cevap kabul buyruluyor mu, efendim?» diye sual soranların her birine verdiği cevabı kabul ettirdi. Sonra da, muhatap­lara verdiği ve muhatapların da kabul ettiği cevaplara kendisi itiraz ederek, «Ne buyruluyor, efendim?» diye sorular sormaya başladı. Muhataplar Hâdimî Efendi’nin itirazlarını cevaplandıramadılar. «el-Cezâ min cinsi’l-amel: Ceza yapılan işin cinsine göredir» fehvasınca gözden düştüler. Hâdimî’nin mevkii Padi­şahın nazarında bir kat daha yükseldi. Bu münasebetle Padişah, bütün İstanbul ulemâsının Ayasofya camii şerifinde toplanmasını, Hâdimî Efendi’nin de «Fatiha-i Şerife»yi onlara tefsir etmesini istedi.

Hâdimî, Padişahın bu iradesini işitince Şeyhülislâm’a ricâda bulunarak:

«–Padişâhın iradesini işittim, dersimde hocam Kazâbâdî Ahmed Efen­di’nin bulunmasından haya ederim. Hocamın dersimde bulunma­masını temin etmenizi zât-ı âlinizden temennî ederim.» dedi.

Şeyhülislâm, Hâdimî’ye:

«–Hoca Efendi, Padişahın emri verildikten sonra üzerinde tadilât yapılamaz, ben hocanıza söylerim, sizden biraz evvel camii şerife gelir ve sizin göremeyeceğiniz bir mahalle oturur.» cevabını verdi.

Böylece Hâdimî Muhammed Efendi, İstanbul ulemâsına «Fâtiha-i Şerife»nin tefsirini takrir etti ve Padişahın emriyle İstanbul ulemâsına matbu birer icazetname verdi.[3]

Dipnotlar:

[1] Hacı Beşir Ağa, III. Ahmed ve I. Mahmud devirlerinde otuz sene mütemadiyen Darussaade Ağası makamında bulunmuştur. Sonra Mısır’a, oradan da Hicaz’a gönderilerek Şeyhü’l-Harem olmuştur. Birinci Mahmud devrinde fevkalâde bir nüfuz kazanan Beşir Ağa 1159 senesinde doksan altı yasında vefat etmiştir. Eyyüb Sultan türbesi civarında medfundur. Hacı Besir Ağa «Büyük» namıyla anılırdı. Sâlih, müttakî, ilim sahibi bir zat olup erbabı maârife hâmi olmuş, onları kollamıştır. Eserleri şunlardır: Babıâli civarındaki câmii (Ağa camii), bitişiğindeki mektep, medrese, kütüphane ve çeşmesi, Eyüb’de Baba Haydar mahallesinde bir Dârülhadis ile kütüphane, mektep ve çeşmesi. Medine-i Münevvere’de de hayratı vardır. (Şemseddin Sâmi, Kâmûsu’l-A’lâm, I, 1313, Mehmed Süreyya, Sicil-i Osmâni, II, 21-22) Medine-i Münevvere’deki Mahmûdiye Medresesi Hacı Beşir Ağa’nın vakfıdır. Ayrıca Hâdim kasabasında Hâdimî Muhammed Efendi için bir kütüphane inşâ ettirmiştir. Başka hayrâtı da vardır.

[2] Bazı hadîslerin Peygamber Efendimiz’in mübârek ağzından gerçekten çıkıp çıkmadığını Allah Rasûlü’nün rûhundan sorup öğrenmek için geldim.

[3] Ebü’l-Ûlâ Mardin, Huzur Dersleri, İstanbul 1966, II-III, 772-774.

Hazırlayan: Doç. Dr. Murat Kaya

İslam ve İhsan

PEYGAMBER VÂRİSİ ÂLİMLERİN ÖZELLİKLERİ

Peygamber Vârisi Âlimlerin Özellikleri

ALİMLERİN HAYATINDAN TEVAZU ÖRNEKLERİ

Alimlerin Hayatından Tevazu Örnekleri

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.