İslâmı Tebliğ Etmenin Fazileti

Müslümanları benlikten kurtararak diğergamlığa sevk eden şefkat ve merhamet duyguları, îmânın ne güzel bir tezâhürüdür. İslâm’ı, îman nîmetinden mahrum gönüllere tebliğ edebilmek de ne saâdettir.

Dîn, îmân, vatan ve millet hizmetinde muvaffak olmak, elbette her insan için büyük bir bahtiyarlıktır. Fakat tebliğ vazîfesinde asıl mesele, muvaffakıyet veya mağlûbiyet değildir. Mühim olan, Allâh’ın rızâsına nâil olmak ümîdiyle bu yolda elden geldiğince gayret göstermektir. Gereken sebeplere tevessül edildi diye her yapılan tebliğin müspet netîce vermesini beklemek ve bu gerçekleşmediği takdirde de ümitsizliğe ve kedere boğulup kendini yıpratmak da doğru değildir. Zîrâ hidâyeti verecek olan Allâh’tır. Kula düşen, yılmadan, vazgeçmeden, ye’se de rehâvete de kapılmadan tebliğe devâm etmek, neticeyi Allâh’a bırakıp tevekkül etmektir. Nitekim, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in “bir insanı daha ateşten kurtarabilmek” ümidiyle kendisini aşırı derecede zorladığı zamanlarda, şu ilâhî ihtarlar nâzil olmuştu:

HİDAYETE ERMEK İNSANIN ELİNDE MİDİR?

“Onlar îmân etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın! Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mûcize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.” (eş-Şuarâ, 3-4)

“(Rasûlüm) Sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin, bilakis, Allâh dilediğine hidâyet verir ve hidâyete erecek olanları en iyi O bilir.” (el-Kasas, 56)

Bu yüzden, yapılan tebliğ kabul görmese bile, en azından şerrin hızını keseceği ve belki uzun vâdede netîce verip ıslâha vesîle olabileceği de unutulmamalıdır. Ayrıca tebliğci, bir netîce elde edemese bile bu mükellefiyetinin mes’ûliyetinden kurtulmuş olur. Zîrâ Allâh yolunda katılıp da kazanılamayan mücâdeleden ziyâde, katılma imkânı olduğu hâlde girilmeyen ve gayret gösterilmeyen mücâdeleden mes’ûl olunacağı muhakkaktır. İlâhî mîzanda değerlendirilecek olan da, bu hususta üzerimize düşeni yapıp yapmadığımızdır.

Kaynak: Osman Nûri Topbaş, Son Nefes, Erkam Yayınları, 2013

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

  • Sayfadaki görseli, Bir vakıf için afiş de kullanmak üzere resimi alıyorum. Hakkınızı helal edin. Etmezseniz lütfen bana ulaşın..

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.