İslam’da Gülmenin Hükmü Nedir?

Peygamber Efendimiz nasıl gülerdi? İslam’da gülmenin hükmü nedir? Kadınlar nasıl gülmeli? Peygamberimizin gülme adabı...

Gülmek insanoğlunun umûmiyetle huzûrunu, sürûrunu ve bediî duygularını dışa yansıtan bir husûsiyettir. Kişinin îcâb ettiği hallerde gülmesi, tabiî ve müspet bir davranıştır. Tabiî olmayan ise gerektiği zaman gülmemek veya aşırılık göstererek gülmeyi kontrol edememektir. Dolayısıyla yerinde ve kararında gülmek, âdâb açısından önem arzeder. Mâlum olduğu üzere gülmenin tebessüm etme, kahkaha atma gibi çeşitleri vardır. Bu husûsta dengeyi yakalamak için üsve-i hasenemiz Resûlullah’ın tatbikatına bakmak gerekir. Hz. Ayşe diyor ki:

“Allah Resûlü’nün küçük dili görünecek şekilde kahkahayla güldüğünü hiç görmedim. O (ekseriyetle) tebessüm ederdi.” (Buhârî, Tefsîr, 46/2)

Cerîr bin Abdullah (r.a.) anlatıyor: “Fahr-i Kâinât Efendimiz, Müslüman olduğum günden beri beni huzuruna girmekten alıkoymaz ve her gördüğünde de tebessüm ederdi.” (Buhârî, Edeb, 68)

Abdullah bin Hâris (r.a.) ise: “Resûlullah’tan daha çok mütebessim bir kimse görmedim.” demiştir. (Tirmizî, Menâkıb, 10)

PEYGAMBERİMİZ NASIL GÜLERDİ?

Hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre, Efendimiz genellikle beşûş çehreli, güleç yüzlü idi. Yani o, en sıkıntılı anlarında bile umumiyetle üzüntülerini belli etmez ve yanındakilere hüzün verecek bir tavır sergilemezdi. Bilhassa çok sevdiği kimselerle karşılaştığında tebessümü bir kat daha artardı.

Öte yandan Sevgili Peygamberimiz’in, hoşuna giden bazı sözler veya olaylar karşısında, azı dişleri görünecek kadar güldüğü de nakledilmektedir.

Meselâ Hz. Ayşe’nin naklettiği bir rivâyette kuraklıktan muzdarip olan halkın şikâyeti üzerine Habîb-i Ekrem Efendimiz musallâ denen açık bir alanda kısa bir hutbe iradından sonra namaz kılıp duâ etmişti. Çok geçmeden gök gürleyip şimşek çakmaya başlamış ve bol miktarda yağmur yağmış, seller akmıştı. İşte bu arada insanların yağmurdan korunmak için koşuştuklarını gören Efendimiz, azı dişleri görününceye kadar gülmüştür. (Ebû Dâvûd, İstiskâ, 2)

Ebû Zerr (r.a.) anlatıyor:

Peygamber Efendimiz buyurdu ki, “Ben cehennemden en son çıkacak ve cennete en son girecek olan kimseyi yakînen bilirim. Bu öyle bir adamdır ki kıyâmet gününde, getirilir ve «Küçük günahlarını kendisine gösterin, büyük günahlarını ise gizleyin.» denilir. Bunun üzerine ona küçük günahları gösterilir ve:

– Sen falan gün şunu şunu, falan gün de şunları yaptın değil mi? denilir. Adamcağız da inkâr edemeyerek:

– Evet, der. Ancak bunların ardından büyük günahlarının da gösterilmesinden korkmaya başlar. Tam bu esnada ona:

– Senin için her kötülüğün yerine bir iyilik vardır, denilir. Bunun üzerine adam (ortaya çıkmasından korktuğu büyük günahlarını kastederek):

– Yâ Rabbî, ben bir kısım (günah) işler yaptım ki onları burada göremiyorum, der.”

Ebû Zerr -radıyallâhu anh-’ın belirttiğine göre Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- bu haberi anlattıktan sonra azı dişleri görününceye kadar gülmüştür. (Müslim, İmân, 314)

Abdullah bin Mesût’un (r.a.) naklettiği şu rivâyette de Efendimiz’in güldüğünü görmekteyiz; “Allah Resûlü şöyle bir hâdise anlattı: «Ben cehennemden en son çıkacak olan insanın durumunu bilirim. O, cehennemden sürünerek çıkar. Kendisine:

– Haydi git, cennete gir! denilir. Bunun üzerine o adam cennetin yolunu tutar. Varıp kapısından içeri bakınca cennet ehlinin tamâmen yerlerini aldıklarını, her tarafın dopdolu olduğunu görür. Geri döner ve:

– Ya Rabbi, herkes yerini almış, her taraf tıklım tıklım dolu, girecek yer kalmamış! der. Kendisine denilir ki:

– Önceki bulunduğun zamanı(n yani dünyânın ne kadar geniş olduğunu) hatırlıyor musun? O da:

– Evet ya Rabbi! der. Sonra ona:

– Öyle ise gönlünden ne geçiriyorsan dile, denilir. O da dilediğini ister. Neticede kendisine:

– Sana bu isteklerinin hepsi ve ayrıca dünyanın on katı daha verilecektir, denilir. Bunun üzerine adam:

– Yâ Rabbi, der. Benimle istihzâ mı ediyorsun! Sen ki şânı yüce bir Hükümdarsın!»

Abdullah bin Mesût (r.a.), Resûlullah’ın bu hâdiseyi anlattıktan sonra azı dişleri görülecek derecede güldüğünü ifâde eder. (Müslim, Îmân, 308; Tirmizî, Cehennem, 10)

Gülme âdâbı husûsunda Nebiyy-i zî-şân Efendimiz’in sünnetinden, mütebessim bir çehreye sâhip olmamız gerektiği anlaşılmaktadır. Bunun yanında güzel bir davranış veya söz karşısında gülmenin tabiî olacağı da âşikârdır. Ancak katıla katıla gülmek, güldürmeyi meslek edinerek bunun için saatlerce proğram yapmak gibi aşırı tavırlar uygun değildir. Zîra aşırı gülmek şakacılığın, nüktedanlığın veya güler yüzlü olmanın değil, Allah’tan gâfil olmanın bir netîcesidir. Nitekim Fahr-i Kâinât Efendimiz:

“Çokça gülmeyiniz! Gülmenin aşırısı kalbi öldürür. (Tirmizî, Zühd, 2) buyurmak sûretiyle bu gerçeğe dikkat çekmiştir. Hatta Efendimiz: “Eğer sizler benim bildiklerimi bilseydiniz, az güler çok ağlardınız. (Buhârî, Tefsîr, 5/12) hadisiyle de âhireti kurtarma endişesiyle ağlamanın gülmeye tercih edilmesi gerektiğine vurgu yapmaktadır. Zira, ancak Allah’ın azametini hissedenler ağlayabilir. Çok gülmek azamet-i ilâhîden habersiz olmaktan kaynaklanır. Bu sebeple Allah Teâlâ:

“Artık yaptıkları şeylere karşılık az gülsünler, çok ağlasınlar!” buyurmaktadır. (et-Tevbe 9/82)

Kaynak: Üsve-i Hasene, Erkam Yayınları

 

PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI

Peygamber Efendimizin Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.