İslam Miras Hukukunda Asabe Yoluyla Mirasçılık

Asabeye miras verilirken nelere dikkat edilmelidir? İslam hukukuna göre asabe yoluyla mirasçılık.

Fıkıh ve ferâiz kitaplarında asabe, “tek başına bulunduğu zaman mirasın tamamını, belli hisseli mirasçılarla beraber bulunduğu zaman onlardan arta kalanı alan mirasçı” şeklinde tarif edilmiştir.

ASABE KİMLERDİR?

Kendi başına asabe olanlar dört sınıf olup sırasıyla şunlardır:

  1. Ölenin erkek fürûu. Oğul, oğlun...oğlu gibi.
  2. Erkek usûlü. Baba, babanın babası... gibi. Nisâ, 4/11’de bu sıralama görülür.
  3. Ölenin öz veya baba bir erkek kardeşleri ile bunların araya kadın girmeyen erkek fürûu.[1]
  4. Ölenin ana- baba bir veya baba bir amcalarıyla, bunların erkek fürûu. Delil sünnettir.[2]

ASABEYE MİRAS VERİLİRKEN DİKKAT EDİLECEKLER

Asabeye miras verilirken şu esaslara uyulur: Yukarıda belirttiğimiz dört sınıftan, yakın olan sınıf uzakta olanları düşürür. Bir sınıf içinde yakın batında olan uzakta olanı düşürür. Sınıf aynı olursa, hısımlığı kuvvetli olan zayıfı düşürür. Ana baba bir erkek kardeşin, baba bir erkek kardeşi düşürmesi gibi. Ancak murisin birinci sınıf asabe olan oğul veya oğlun oğlu gibi çocukları babayı, baba yoksa dedeyi mirastan düşüremez. Çünkü baba veya dede asabelik yönü düşse bile aynı zamanda ashabü’l-ferâiz olarak haklarını alırlar.

Yukarıdaki ilkeler Nisâ, 4/11, 12 ve 176 nci ayetlerine ve aşağıdaki hadislere dayanır: “Belirli payları sahiplerine ulaştırın. Kalan miktar ise, en yakın erkek hısımındır.”[3] “Kız kardeşleri kızlarla birlikte bulununca, asabe yapınız.”[4]

Miras ayetlerinin ilki olan 11. ayetin, “Şüphesiz ki Allah her şeyi bilen, tam hüküm ve hikmet sahibi olandır.”[5] ifadesiyle sona ermesi dikkat çekicidir. Nitekim hüküm ayetlerinin çokça yer aldığı bu surede bu ifade yedi defa tekrarlanmıştır.[6]

Yukarıdaki ayetlerde açıklanan miras hükümlerine uymayanlarla ilgili olarak da şöyle buyurulur:

“İşte bu hükümler Allâh’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allâh’a ve Rasûlüne itaat ederse, Allah onu altlarından ırmaklar akan, içinde sürekli kalacakları cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş budur!

Buna karşılık kim de, Allâh’a ve Rasûlüne isyan edip, O’nun belirlediği sınırları aşarsa, Allah onu, sürekli olarak kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.”[7]

Kitab-ı Mukaddes’te miras ve mirasçılarla ilgili bir hayli hükümler yer alır. Bunların önemli bir bölümü, İsrailoğullarının topraklarıyla ilgili genel miras konularıdır.[8] Mirasçılık konusunda da, “Evimdeki bir uşak mirasçım olacak..”,[9] “..Öz çocuğun mirasçın olacak..”,[10] “Keşke İsmail’i mirasçım kabul etseydin!”,[11] “Biz, Tanrının mirasçılarıyız, Mesih’le ortak mirasçılarız.” gibi[12] genel ifadeler yer alır.[13]

Türk Medeni Kanunu ise miras paylaşımında zümre ve halefiyet esasını benimsediği için, sağ olan çocuk veya torunlardan herhangi birisi bulunduğu zaman, anne ve baba mirasa mirasçı olamaz. Sağ kalan eş, bu çocuk veya torunlarla mirasçı olunca 1/4, bunlar bulunmayınca 1/2 pay alırlar. Diğer yandan oğul ve kız, erkek ve kız kardeş gibi akrabalar birlikte mirasçı olunca eşit pay alırlar.[14]

Dipnotlar:

[1]. Nisâ, 4/176. [2]. bk. Mevsılî, İhtiyâr, V, 93. [3]. Buhârî, Ferâiz, 5, 7, 9, 10; Müslim, Ferâiz, 2, 3. [4]. Buhârî, Ferâiz, 12; Dârimî, Ferâiz, 4. [5]. Nisâ, 4/11. [6]. Nisâ, 4/11, 17, 24, 92, 104, 111, 170. [7]. Nisâ, 4/13-14. [8]. bk. Yaratılış, 15/7, 8, 21/10, 31/14, 48/6; Çıkış, 32/13, 34/9; Levililer, 25/24, 46; Sayılar, 14/12, 24, 18/20, 24, 27/7-11. [9]. Yaratılış, 15/3. [10]. Yaratılış, 15/4. [11]. Yaratılış, 17/18. [12]. Romalılar, 8/17. [13]. bk. “Miras ve Mirasçı” mad., Kutsal Kitap Dizini, K. Mukaddes Şirketi, İstanbul 2004. [14]. TMK. Mad. 495-501.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

ASHABÜ’L-FERAİZ VE PAYLARI

Ashabü’l-Feraiz ve Payları

MİRAS VE FERÂİZ NEDİR?

Miras ve Ferâiz Nedir?

MİRAS PAYLAŞIMI (TAKSİMİ) NASIL YAPILIR?

Miras Paylaşımı (Taksimi) Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.