Ashabü’l-Feraiz ve Payları

Ashabü’l-feraiz ve payları nelerdir?

İslam hukukuna göre ashabü’l-feraiz ve payları on başlıkta sıralanır.

ASHABÜ’L-FERAİZ VE PAYLARI

1) Kocanın miraçılığı: Kocanın ölen eşinin malında şu ölçülere göre miras hakkı bulunur:

a) Fürûu (mûrisin oğlu veya kızı, oğlunun ilânihaye oğlu veya kızı) ile birlikte bulunursa 1/4 pay alır.

b) Bunlar bulunmazsa 1/2 pay alır. Örneğin; yalnız koca ve oğul mirasçı kalsa; koca 1/4, oğul da asabe sıfatıyla, kalan 3/4’ü alır. Koca ve baba birlikte bulunsa, koca 1/2, kalanı da asabe sıfatıyla baba alır.

2) Karının miraçılığı: Kadın ölen eşinin malına şu ölçülere göre mirasçı olur:

a) Ölen eşinin fürûu ile birlikte 1/8 pay alır.

b) Bunlar bulunmazsa 1/4 pay alır.[1] Karı ve oğul mirasçı kalsa; karı 1/8, oğul da asabe sıfatıyla kalan 7/8 payı alır. Ölenin karısı, kızı ve erkek kardeşi mirasçı olsa; karısı kızla birlikte bulunduğu için 1/8, kız bir tane olduğu için 1/2 ve erkek kardeş de asabe sıfatıyla kalanı alır. 8 ortak payda üzerinden eş 1, kız 4 ve erkek kardeş de kalan 3 hisseyi alır.

3) Babanın mirasçı olması: Mirasta üç hâli vardır. a) Ölenin erkek fürûu ile 1/6, b) Kızı veya oğul...kızı ile 1/6 ve ek olarak kalanı alır. c) Ölenin fürûu yoksa baba asabe olur. Yani başka mirasçı yoksa bütün mirası, varsa onlardan kalanı alır.[2]

4) Annenin mirasçı olması: Mirasta üç hâli vardır.[3]

a) Miras bırakanın mirasçı olabilen fürûu ile veya birden çok kardeşiyle bulunduğu zaman 1/6 alır.

b) Miras bırakanın eşi ve babasıyla birlikte bulununca, eşten kalanın 1/3’ünü alır. Örn. Koca, anne ve baba mirasçı kalsa; koca 1/2, anne 1/2x 1/3= 1/6, baba ise asabe sıfatıyla kalan 2/6’yı alır.

c) Anne, bunların dışındakilerle, bütün mirasın 1/3’ünü alır.

5) Dedenin (sahih dede) mirasçılığı: Burada kastedilen dede, araya kadın girmeyen yani baba cihetinden dededir. Miras bırakanın babasının babası, onun babası gibi. Dedenin mirasta dört hâli vardır. İlk üç hal, babanın hallerinin aynısıdır. Çünkü baba bulunmadığında, dede onun yerine geçer. Delil sünnettir. İki kız ve dede kalan bir mirasta Hz. Peygamber dedeye: “Sana 1/6 var.” demiş, adam dönüp giderken; “Sana bir altıda bir daha var.” buyurmuştur.[4] Dördüncü hali ise; miras bırakanın babası ile bulununca dedenin düşmesidir. Çünkü asabede yakın olan erkek hısım uzakta kalanı düşürür. Delil şu hadistir: “Belirli payları sahiplerine ulaştırın. Kalan ise, en yakın erkek hısımındır.”[5]

6) Kızın mirasçılığı: Kızın mirasta üç hâli vardır.

a) Miras bırakanın bir tane kızı varsa 1/2 pay alır.

b) İki ve daha çok sayıda kızları birlikte bulunsa 2/3 pay alırlar ve bunu aralarında eşit olarak paylaşırlar.

c) Oğul ile kız birlikte bulunursa, kalan mirası ikili birli paylaşırlar. Buna “müşterek asabelik hâli” denir.[6]

7) Oğul kızının mirasçılığı: Oğlun kızı veya oğlun ilânihaye.. kızı için mirasta altı hâl vardır. Miras bırakanın:

a) Bir tane oğul kızı bulunsa 1/2 pay alır.

b) İki ve daha çok sayıda oğul kızı bulunsa 2/3 alırlar ve bunu aralarında eşit paylaşırlar. Öz kız bulunmayınca, oğul kızları onun yerine geçer (bk. Nisâ, 4/11).

c) Miras bırakanın bir tane kızıyla birlikte oğul kızı bulunsa 1/6 pay alır. İlke olarak kızlar asabe olamadıkları zaman, toplam 2/3 ten fazla miras alamaz. Burada bir kıza 1/2 verilince, geride 1/6 pay kalır. Delil şu hadistir: Abdullah İbn Mes’ud’tan nakle göre, Hz. Peygamber; kız, oğul kızı ve kız kardeş olan bir meselede, “Kıza 1/2, oğul kızına 2/3’e tamamlamak için 1/6 ve kız kardeşe de asabe yaparak kalanı ver­miştir.” [7]

d) Oğul kızı, oğlun oğlu ile birlikte bulununca müşterek asabe olur ve kalanı ikili birli paylaşırlar (Nisâ, 4/11).

e) Miras bırakanın iki ve daha çok sayıda kızı bulunursa, bunlar 2/3’ün tamamını alacakları için oğul kızına miras payı kalmaz. Buna “ademü’l-irs (mirasçı olamaması)” hali denir.[8]

f) Oğul kızlarının mirastan düşmesi. Miras bırakanın oğlu veya derecede miras bırakana yakın durumdaki oğlun oğlu ile bulunan oğul kızı düşer.

8) Ana-baba bir kız kardeşlerin mirasçılığı: Bunlar mirasta beş halde bulunurlar.

a) Miras bırakanın bir tane öz kız kardeşi bulunursa 1/2 alır.

b) İki ve daha çok sayıda öz kız kardeşi varsa 2/3 alırlar ve bunu aralarında eşit olarak paylaşırlar.

c) Öz erkek ve kız kardeş birlikte mirasçı olursa, müşterek asabe olarak kalan mirası ikili birli paylaşırlar. Onların bu üç hali kelâle ayetine dayanır.[9]

d) Ana -baba bir kız kardeş, miras bırakanın kızı veya oğlunun kızı ile birlikte bulunursa sırf asabe olur ve kalanı alır. Delil şu hadistir: “Kız kardeşleri, kızlarla birlikte bulununca asabe yapınız.”[10]

e) Mirastan düştükleri hâl. Öz kız kardeşler; miras bırakanın oğlu, oğlunun... oğlu veya babası yahut sahih dedesi ile birlikte bulununca düşerler. Çünkü kelâle mirasçıdan söz edebilmek için ölenin; oğul, oğlun oğlu veya baba ya da dede gibi kardeşleri mirastan düşüren bir hısımın bulunmaması gerekir. Hz. Ebû Bekr’in halifeliği sırasında kelâle ilgili sorulan bir soruya şu şekilde cevap verdiği nakledilir. “Kelâle: Babası ve çocuğu olmayan kimsedir.”

9) Baba bir kız kardeşin mirasçılığı: Ana-baba bir kız kardeş bulunmayınca, baba bir kız kardeşin aynı şartlarla onun yerine geçip mirasçı olacağında görüş birliği vardır.

Ana-baba bir veya baba bir kız kardeşin miras durumu, Nisâ, 4/176 ncı ayette “kelâle” adıyla düzenlenmiştir. Ana bir erkek ve kız kardeşlerin miras durumunun ise yine “kelâle” adıyla Nisâ, 4/12 nci ayetle düzenlendiği konusunda görüş birliği (icmâ) vardır.

Baba bir kız kardeşin yedi hâli vardır: Öz kız kardeş bulunmayınca, yukarıda verdiğimiz a, b ve c, şıklarındaki şartlarla, baba bir kardeş öz kız kardeş gibi miras alır. d) Baba bir kız kardeş, baba bir erkek kardeşle birlikte bulunursa müşterek asabe olarak kalanı ikili birli paylaşırlar. e) Âdemü’l-irse maruz kalma. Baba bir kız kardeş, birden çok ana) baba bir kız kardeşle birlikte bulunursa, 2/3’ü öz kız kardeşler alacağı için, baba bir kız kardeşe pay kalmaz (bk. Nisâ, 4/176). f) Baba bir kız kardeş, kendisini düşüren hısımlar bulunmamak şartıyla, miras bırakanın kızı veya oğul kızıyla birlikte bulunursa, sırf asabe olarak kalanı alır. g) Baba bir kız kardeş; miras bırakanın oğlu, oğlunun... oğlu, babası, sahih dedesi, ana) baba bir erkek kardeşi veya asabe durumundaki öz kız kardeşi ile bulununca mirastan düşer.[11]

10) Sahih ninenin mirasçılığı: Araya fasit dede girmeyen ninedir. Annenin annesi...onun annesi; babanın annesi, onun annesi gibi. Bunların mirasta iki hâli vardır.

a) Nine bir tane olsun, aynı hizada birden çok olsun 1/6 alır. Annenin annesi ve babanın annesi birlikte torununun mirasçısı olsa bu 1/6’yı eşit paylaşırlar. Delil sünnettir. (bk. İbn Mâce, Ferâiz, 4).

b) Ninenin düştüğü hâl. Anne sağ olunca hiç bir nine mirasçı olamaz. Baba ve dededen nineler baba ve dede sağ ise düşerler, yine batın bakımından yakın nine uzakta olanı düşürür.

11) Ana bir erkek ve kız kardeşlerin mirasçılığı: Bunların üç hâli vardır.

a) Miras bırakanın bir tane ana bir erkek veya kız kardeşi varsa 1/6 alır.[12]

b) İki ve daha çok sayıda ana bir kardeş varsa 1/3’ü aralarında eşit paylaşırlar. ana bir kardeşlerde asabelik niteliği bulunmadığı için ikili birli paylaşma söz konusu olmaz.[13]

c) Düştükleri hâl. Ana bir erkek veya kız kardeş miras bırakanın oğlu veya kızı yahut oğlunun... oğlu veya kızı yahut babası veya sahih dedesi ile bulunursa düşer. Bu ilke “kelâle” terimiyle ifade edilmiştir.[14]

Dipnotlar:

[1]. Nisâ, 4/12. [2]. bk. Nisâ, 4/11; Buhârî, Ferâiz, 5 7, 9, 10; Müslim, Ferâiz, 2, 3. [3]. bk. Nisâ, 4/11. [4]. bk. Tirmizî, Ferâiz, 9; A. İbn Hanbel, IV, 428, 438. [5]. Buhârî, Ferâiz, 5, 7, 9, 10; Müslim, Ferâiz, 2, 3; Tirmizî, Ferâiz, 8. [6]. bk. Nisâ, 4/11. [7]. Buhârî, Ferâiz, 4; İbn Mâce, Ferâiz, 2. [8]. Nisâ, 4/11. [9]. Nisâ, 4/176. [10]. Buhârî, Ferâiz, 12; Dârimî, Ferâiz, 4. [11]. bk. Nisâ, 4/176. [12]. Nisâ, 4/12. [13]. bk. Nisâ, 4/12. [14]. bk. Nisâ, 4/12 ve 176.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

MİRAS VE FERÂİZ NEDİR?

Miras ve Ferâiz Nedir?

MİRAS PAYLAŞIMI (TAKSİMİ) NASIL YAPILIR?

Miras Paylaşımı (Taksimi) Nasıl Yapılır?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.