İslam Kardeşliği Nasıl Korunur?
İlk ayetinde kardeşliğimizi nasıl koruyacağımzın, fitne ve fesadı hangi yolla bertaraf edeceğimizin formulünü veren Âl-i İmrân surei 103. ayeti nasıl anlamalı ve amel etmeliyiz? Efendimiz (s.a.v) müminler arasındaki kardeşliği nasıl tahsis etti?
Âyet-i kerîmede buyurulur:
“Hep birlikte Allâh’ın ipine (kitâbına, dînine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın.
Allâh’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz.
Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı.
İşte Allah, doğru yola eresiniz diye âyetlerini size böyle apaçık bildiriyor.” (Âl-i İmrân, 103)
Hakikaten İslâm’dan önce, câhiliyye devrinde; bütün Arap Yarımadası, sürüp giden kabîle savaşlarıyla kan gölüne dönmüş vaziyetteydi.
110 Yıllık Düşmanlık Nasıl Bitti?
Haklı ve haksız demeden, herkes kendi kabîlesinin üstünlük dâvâsını güder, basit sebeplerle başlayan ihtilâflar yıllar süren kanlı savaşlara dönüşürdü.
Meselâ Medine’deki Evs ve Hazrec kabîleleri, 110 sene boyunca birbirleriyle savaşmışlardı. Savaş sona ermişti fakat yaraları tazeydi ve Medine’de bir birlik yoktu. Bu durumdan şehirdeki yahudi kabîleleri istifâde hâlindeydi.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in Medîne-i Münevvere’yi teşrifleriyle bu ihtilâf sona erdi. Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bu iki kabîleyi; «Ensâr / Allâh’ın dîninin, Rasûlü’nün ve muhâcirlerin yardımcıları» ismiyle kaynaştırdı, birleştirdi.
Müteâkip yıllarda, yahudiler ve münafıklar; bu iki kabîlenin eski yaralarını kaşıyarak, aralarında yeniden ihtilâf çıkarmaya çalıştılar. Önceki savaşlarda öldürülen atalarını anarak, o dönemde yazılan şiirleri yeniden ortaya sürerek kin ve nefreti körüklemeye çalıştılar.
Ancak Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz; onların kalbine îman kardeşliğinin, bütün âidiyetlerden önde geldiğini aşılamıştı. Din asabiyeti, artık kan asabiyetinin önüne geçmişti. Fesat çıkarmaya çalışanlara fırsat verilmedi. Dâimâ îman kardeşliği perçinlendi.
Âlemlere Rahmet Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-; îman kardeşliğini kuvvetlendirmek için, muâhât / kardeşlik anlaşmaları yaptı. İki kişi birbirinin kardeşi oluyor, maddî-mânevî bütün ihtiyaçlarında kardeşlerini kendilerine zimmetli addediyorlardı. Mîras âyetleri ininceye kadar, birbirlerine vâris dahî oluyorlardı.
Peygamberimiz; bu kardeşlik tesisinde, husûsen; Mekke’den Medine’ye dînini yaşayabilmek için, evlerini barklarını, ailelerini terk ederek hicret eden muhâcirleri, ev sahibi olan Medineli ensar ile kardeş ilân etti.
Böylece, zamanımızda ülkemizde ve dünyanın her yerinde yaşanan yerli ile mültecî arasındaki soğukluğu bertaraf etti. Münafıkların, muhâcirler aleyhinde yaptıkları menfî propagandalara rağmen, îsâr sahibi ensar, çok güzel bir imtihan verdi. Tarlalarını, mal ve mülklerini, Mekkeli muhâcirlerle bölüşmeyi teklif ettiler.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2025 Ay: Ekim, Sayı: 248












YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!