Hz. Osman’ın (r.a.) Sadâkati

Hz. Osman’ın (r.a.) Peygamber (s.a.v.) Efendimize olan muhabbet ve sadâkati.

Umre için yola çıkan müslümanlar Hudeybiye mevkiine kadar gelmişler, müşrikler de onları Mekke-i Mükerreme’ye almamak için hazırlık yapmışlardı. Rasûlullah (s.a.v) savaşmayı hiç istemiyor, meseleyi sulh ile halletmeye çalışıyorlardı.

Birkaç elçi gelip gittiği hâlde antlaşma ve sulh için kesin bir netîce elde edilememişti. Efendimiz (s.a.v), bu sefer Hz. Osmân’ı Mekke’ye, müşriklerle görüşüp meseleyi halletmesi için gön­derdiler ve:

“–Kureyşlilere git! Onlara haber ver ki, biz buraya hiç kimse ile çarpışmak için gelmedik! Biz ancak şu Beytullah’ı ziyâret için, onun haremliğine riâyet ve tâzîm ederek geldik. Yanımızdaki kurbanlık develeri kesecek ve döneceğiz! Sonra onları İslâm’a da dâvet et!” buyurdular.

Aynı zamanda oradaki erkek-kadın bütün mü’minlerle görüşerek, Mekke’nin yakında fethedileceğini müjdelemesini, Allah Teâlâ’nın dînine yardımcı olduğunu ve Mekke’de îmânın açığa vurulacağı günün yaklaştığını bildirmesini de emir buyurdular. (İbn-i Sa’d, II, 97; İbn-i Kayyım, III, 290)

Osmân (r.a), Rasûlullah’ın emri üzerine hemen hareket ederek Mekke’ye gitti. Sahabîler:

“–Yâ Rasûlallah! Osman Mekke’ye girip Beytullah’a kavuştu, onu tavaf etti, ne mutlu!” dediler.

Rasûlullah (s.a.v):

“–Bizler tavaftan mahrum bırakılmışken Osman’ın Beytullah’ı bizsiz tavaf edeceğini hiç zannetmem!” buyurdular.

Ashâb-ı kirâm:

“–Yâ Rasûlallah! Osman Beytullah’a varıp kavuşmuşken, Kureyşliler ona ne diye mânî olsunlar?” dediler.

Allah Rasûlü (s.a.v):

“–Benim bu husustaki zannıma göre, Beytullah’ı biz tavaf etmedikçe, Osman da tavaf etmez!” buyurdular. (Vâkıdî, II, 601-602; Ali el-Müttakî, X, 483)

Osman (r.a), müşriklere, niyetlerinin umre yapıp dönmek olduğunu anlattı. Müşrik­ler buna rağmen yine de izin vermediler. Hz. Osmân’ı göz hapsinde tutarak:

“–İstiyorsan sen tavâf edebilirsin!..” dediler.

Fakat Osmân (r.a):

“–Rasûlullah (s.a.v) Kâbe’yi tavâf etmedikçe ben de etmem! Ben Beytullah’ı, ancak O’nun arkasında ziyâret ederim...” diyerek Allah Rasûlü’ne olan muhabbet ve sadâkatini bildirdi. (Ahmed, IV, 324)

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Mescid-i Haram’dan 111 Hatıra, Erkam Yayınları

HZ. OSMAN’IN (R.A.) HAYATI

Hz. Osman’ın (r.a.) Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.