Güzel Davranılması Gereken En Öncelikli Kişi Kimdir?
Sahabinin “Güzel muâmelede bulunmam ve kendisine en güzel şekilde sahip çıkmam husûsunda en önde gelen kişi kimdir?” sorusuna Efendimiz (s.a.v)
Bir sahâbî, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e gelerek;
“–Güzel muâmelede bulunmam ve kendisine en güzel şekilde sahip çıkmam husûsunda en önde gelen kişi kimdir?” diye sordu.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“–Annen!” buyurdu.
O sahâbî;
“–Ondan sonra kimdir?” diye sordu.
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-;
“–Annen!” buyurdu.
Sahâbî tekrar;
“–Ondan sonra kim gelir?” diye sordu.
Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yine;
“–Annen!” buyurdu.
Sahâbî tekrar;
“–Sonra kim gelir?” diye sorunca Rasûl-i Ekrem Efendimiz bu sefer;
“–Baban! Ondan sonra yakın akrabalarındır.” cevabını verdi. (Müslim, Birr, 2; Bkz. Buhârî, Edeb, 2)
Yine hadîs-i şerifte;
“Cennet annelerin ayakları altındadır!” (Ahmed, III, 429) buyurulmuştur. Bu şeref, babalara değil, annelere ikrâm edilmiştir. Sâliha anneler, ömürlük bir teşekküre lâyıktır...
HAK DOSTLARI DA ANNELERİNE GÖSTERDİKLERİ HÜRMETLE YÂD EDİLDİLER
Bu ihtimam sebebiyle, Hak dostları da annelerine gösterdikleri hürmetle yâd edildiler.
İmâm-ı Âzam Hazretleri; Halîfe Mansur’un arzusuna göre içtihatta bulunmamak için, Bağdat kadılığını reddetmişti. Bu sebeple hapse atıldı. Tek endişesi;
“Anneciğim bu haberi duyup üzülmesin!” idi.
Abdurrahman Câmî Hazretleri, sâliha bir annenin bir mü’min yüreğindeki mevkiini ne güzel tarif eder:
“Ben annemi nasıl sevmem! O beni bir müddet karnında, cisminde; bir müddet kollarında; hayat boyu da kalbinde taşıdı.”
Bahâeddin Nakşibend -kuddise sirruhû- Hazretleri de;
“–Benim kabrimi ziyaret etmek isteyenler, önce annemin kabrini ziyaret etsin.” buyurarak, annesi için sadaka-i câriye olma gayretinde oldu.
Anneliğin kıymetini atasözleri ve darb-ı mesellerde, halk kıssalarında da görürüz:
“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar...”
“Ana gibi yâr, Bağdat gibi diyar olmaz.”
Yine Anadolu ismindeki «Ana» kelimesiyle alâkalı da şöyle bir kıssa anlatılır:
Selçuklu Hükümdarı Alâeddin Keykubat, Başköy Kalesi’ni fethetmek üzere yol üzerindeki Taşlıca köyüne uğrar. Burada, yıllar önce gelip yerleşmiş kadın erenlerden Kırmızı Ebe ve oğlu Oruç yaşamaktadır.
Kırmızı Ebe, Türk askerlerini karşılar ve kendilerine yayıkta yeni çalkadığı taze ayranı ikrâm eder.
“–Doldurun gazilerim, doldurun yiğitlerim.” der. Doldurdukça bereketlenen ve hiç eksilmeyen bu ikram karşısında askerler de;
“–Doludur ana, ana dolu...” derler. Rivâyete göre bu tabir böylece yerleşir.
«Anadolu»; milletimizin hançeresinde şekil almış eski bir kelime olsa da, böyle bir kıssanın varlığı, yiğitlere ikrâm eden sâliha anaların kıymetiyle aynîleşmiş, dilden dile aktarılmıştır. Kelimenin bu şekilde ele alınması, İstanbul-İslâmbol benzetmesi gibidir.
Nitekim tarih boyunca böyle anneler hiç eksik olmamıştır.
Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Yüzakı Dergisi, Yıl: 2026 Ay: Ağustos, Sayı: 258













YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!