Ömür Sermayemizi Nereye Harcıyoruz?
Ömür sermayemizi harcamak, evlatlarımızı yetiştirirken rızık ve gelecek kaygısına kapılmak… Peki asıl geleceğimiz için ne biriktiriyoruz?
Allah Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, bu dünya hayatının en kaliteli, en verimli ve en güzel nasıl değerlendirileceğini, o muazzam yaşayış tarzı ve muhteşem örnek ahlâkı ile bizlere öğretmiştir. Her hadîs-i şerîf ile bunun bir vechesini idrâk ediyor olmanın şükrünü tariften âciziz. Câhiliyenin karanlık bulutları usulca dağılıp îmanın nûru ile Asr-ı Saâdet güneşi doğmuştur.
DÜNYA VE ÂHİRET ARASINDA DENGEYİ KORUMAK
Din, aşırılıklardan uzak, îtidal sahibi bir insan modelini tavsiye etmektedir. Sadece dünya için ya da sadece âhiret için çalışan kimseler, Allah katında makbul değildir. Takvâ sahibi olmak; ne sadece seccade başında kalmak, ne de hiçbir şey düşünmeden cihad meydanında bulunmaktır. Dindar ve müttakî olmak; Allâh’ın, Rasûlü’nün, bedeninin, rûhunun, ailenin ve toplumun haklarını gözetip “her hak sahibine hakkını vermek”tir.
Rivâyete göre, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.” (Câmiü’s-Sağîr, II/12, Hadis no:1201)
Hayat plânlarımızı dengede tutmanın formülüdür, bu hadîs-i şerîf... Öyle işlerle meşgul ol ki; hem dünyada faydasını gör hem de âhirette sâlih amel olarak karşına çıkacak bir yatırım olsun. Bu dengeyi idrâk edemezsek, hayatımız zorlaşmaya başlar.
ÇOCUKLARIMIZI BAŞARIYA DEĞİL, HAYATA HAZIRLAMAK
Pandemi öncesinde Kocaeli/Gölcük’te on altı yaşında bir delikanlının intihar haberi sarsmıştı yürekleri... Ardında bıraktığı mektup şöyle sonlanıyordu:
“Bir ev, bir araba sahibi olmak için bu kadar yorulmayı reddediyorum!”
Sığ bir dünya anlayışı ile bakınca, bu dünyada yaşamayı sevmek mümkün olmuyor. Çünkü dünya zor... Fakat dünyanın, âhiret yatırımı olduğu idrâki kazanılınca, bir ânı bile ziyan edilemeyecek kadar kıymetli! Hayırla, güzellikle, Hak rızâsı ile dolacak bir amel defteri için, her gün, her nefes büyük bir yatırım fırsatı!
Evlâtlar, hem gözümüzü aydınlatan bir nîmet hem de imtihan vesîlemiz! Diğer bütün nimetler gibi… Ebeveyn olduktan sonra dünya-âhiret dengesi, ekstra zorlaşıyor. Eğitim sistemi, değişen sınav yöntemleri, ekonomik şartlar; anne-babanın merhameti ile imtihanına sebep oluyor âdeta!
“En iyi okulu kazanmalı!”, “En yüksek maaşı almalı!” kaygıları; neredeyse her birimize zaman zaman “Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allâh’ın üzerine olmasın!..” (Hûd, 6) âyet-i kerîmesini unutturuyor sanki!
Liseye geçiş sınavları ve üniversite sınavları, âdeta bir yarış ve stres bombası hâline getiriliyor. Rızka kefil olan Rabbimiz ise, her insanın istîdâdına ve çabasına göre elbet bir rızık kapısı açacaktır. Anne ve babaya düşen; çocuğun kabiliyet ve potansiyeline uygun, fıtrî eğitimini desteklemektir; her şart altında diğer ebeveynlerle boy ölçüşmek değil! Bunu düşünmeyen ebeveynlerin çocuklarını farkında olmadan hayat boyunca yanlış tarafa yönlendirmiş, hattâ zorlamış olma ihtimalleri yükselmiyor mu?
“–Anneee! 90 aldım matematikten!” diye mutlulukla koşan yavruya:
“–100 alan var mı?” diye cevap veriliyorsa, ciddî bir problem var demektir!
Çocuğun kendi şartlarındaki başarılarına sevinmek ve onun sevincine ortak olmak yerine; farkına varmadan yavrumuzun ruhuna başkalarıyla kendisini kıyaslama, hattâ başarılı kimselere karşı haset besleme duygularının tohumları atılmış olmuyor mu? Notu gece gündüz dertlenen anne, evlâdının namazı için günde bir defa bile dert çekmiyor veya bu ve benzeri ibadetleri/sorumlulukları hatırlatmıyorsa, işte o zaman dünya-âhiret dengesi bozulmaya başlıyor.
DÜNYA SERMAYESİNİ ÂHİRET KUMBARASINA ÇEVİRMEK
Allah rızka kefil, fakat îmâna değil!.. O zaman bizim dertleneceğimiz, öncelikli mesele îmânımızdır, gerçek istikbâl olan âhiretimizdir!..
Geçip gidecek dünya hayatı için ne çok yorgunluk biriktiriyoruz. Oysa ebedî âlem için biriktireceğimiz sermayeler, hem yorgun bedenimize hem de yalnızlık çeken rûhumuza şifâ... Sadece dünyalık derdi ile koşan yoruluyor, sanki o koştukça dünya ondan kaçıyor. Âhiretini güzelleştirmek için gayret edenin ise, hayat koşturması sükûnete eriyor, güzelleşiyor, huzur vesîlesi oluyor.
Çocuklarımız, her vesîleyle “Dünyaya bir defa geldik!” diye işlenerek, “gününü gün etmek” duygu ve düşüncesiyle ifsâd edilmeye çalışılıyor. Ladikli Ahmet Ağa:
“–«Dünyaya bir daha mı geleceğiz?» deyip her türlü harama bulaşanlara söyleyin: «Âhirete iki defa mı gideceksiniz?»” diye îkaz edermiş.
O çok severek aldığımız, belki kıyıp da kullanamadığımız giyim, kuşam ve eşyalarımız; bir gün ardımızda kalanlar için “bir an önce dağıtılması gereken çul çaput” olacağına göre; yaşadığımız hayatı bir daha düşünmek gerek!.. Bu dünyada edinmek için geceni gündüzüne kattığın mal/mülk, geride kalan kimselere belki de miras kavgası ettirirken, sen o sahip olup geride bıraktıklarının hesabını vermekle meşgul olacaksın! Malını çok seven, sadakalarını bolca vererek âhiret kumbarasına biriktirir. Varyemez gibi dünyada bir kenara biriktirip de âhiret hesabıyla meşgul olmaz!
ÖLÜMÜ HATIRLAMAK, HAYATI GÜZELLEŞTİRMEK
Zülkarneyn aleyhisselâm’ın tabuttan sarkan eli, ardında kalanlara ebedî yurdu son kez hatırlatmak için değil miydi? Ya da Kânûnî Sultan Süleyman’ın yaptığı her devlet işi için aldığı fetvâları koyduğu “fetvâ sandığı” ile gömülmek istemesindeki incelik?
Ne yaparsan karşına gelecek bir gün! Pişmanlık ya da şükür olarak...
“Ölüm anksiyetesi” sebebi ile psikiyatrik sıkıntılar çekenler var. Hâlbuki Allah Rasûlü sallâllâhu aleyhi ve sellem: “Bütün zevkleri bıçak gibi kesen ölümü çokça hatırlayın!” buyurmuştur. (Tirmizî, Zühd, 4)
Âkıbetini idrâk eden insanın, hayat kalitesi kulluğa göre belirlenir. “Öleceğiz nasılsa!” deyip hayatı boş vermek akıl kârı değil elbet! Aklımıza estiği gibi davranarak elimizdeki yegâne dünya sermayemizi ziyan edemeyiz. “Helâl daire, keyfe kâfîdir!” düsturu ile yaşamaya odaklanmalıyız. Ticaretimizdeki helâl-haram inceliği, beşerî münasebetlerdeki kul hakkı hassasiyeti ve her konuda Allâh’ın koyduğu sınırlarını muhafaza etme şuuru, insanın mükerrem yaratılışını muhafaza eder.
Allâh’ım! İkram ettiğin ömür sermayemizi, hayır, ihlâs ve takvâ ile bereketlendir. Amel defterimizi, tertemiz bir çeyiz bohçasından daha âlâ doldurup yüz akıyla huzûruna varmayı bizlere de nasîp et. Âmîn!
Kaynak: Ayşenur Sever, Altınoluk Dergisi, Sayı: 487









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!