GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANLARIN AKIBETİ NE OLACAK?

Âhiretin unutulduğu, dünyanın nefsânî ihtiraslarla kirlendiği, israfın arttığı ve tüketim çılgınlığının had safhada olduğu günümüzde, Allâhʼın lûtfettiği nîmet ve imkânların mesʼûliyetini ve uhrevî hesâbını ciddiyetle düşünmek gerekir. Garip, fakir ve muhtaçların, servetler içinde ilâhî tâyinle belirlenmiş bir haklarının olduğu, hatırdan çıkarılmamalıdır. O hakkın, gönüllü infaklarla ödenmediği takdirde, türlü musîbet ve felâketlerle de elden çıkabileceğini unutmamak îcâb eder.

Âyet-i kerîmede;

 “Onların mallarında, (ihtiyâcını arz edebilen) sâile ve (hâlini arz edemeyen) mahruma bir hak vardır.” (ez-Zâriyât, 19) buyrulmaktadır. Yani, zekât hakları itibariyle fakirler, bir bakıma zenginlerin sermâyelerine kırkta bir ortak durumundadırlar.

Gözün görme, kulağın da işitme tâkati belli bir mesâfeye kadardır. O mesâfeden uzak olanı görmek ve işitmek imkânsızdır. Bunun gibi kazâ ve kaderin de lâyıkıyla idrâki, beşerî tâkatin üzerindedir. Çünkü bizler, hâdiseleri sebep ve bahânelerle bilip çözmeye çalışırız. Onun ardındaki hikmeti ekseriyetle idrâk edemeyiz.

MÜSLÜMANLARIN SIKINTISI BİR DOĞUMUN SANCISI

Bugün müslümanların bir kısmı, ağır zulüm ve haksızlıklara karşı çetin bir mücâdele içerisinde bulunuyorlar. Aslında bu hâl, bir doğum sancısıdır. Bir uyanışın, şuurlanmanın göstergesidir. Dönüp dolaşıp -inşâallah- hayra medâr olacaktır.

Mevlânâ Hazretleri buyurur ki:

 “Eğer anneler doğum sancısı çekmeselerdi, çocuklar dünyaya gelmeye yol bulamazlardı…”

Sahâbe neslinin ideali, Allah Rasûlü’nün ahlâkıyla ahlâklanmak idi. Bu yüzden o toplum, zühd ve riyâzet hâlinde yaşadı. Aşırı tüketim, oburluk, lüks, gösteriş gibi israflar, sahâbe neslinin tanımadığı bir hayat tarzı oldu. Onların zenginleri ağniyâ-i şâkirîn, yani şükür ve infak ehli servet sahipleri; fakirleri de fukarâ-i sâbirîn, yani sabır, rızâ ve kanaat ehli yoksullar idi.

Cenâb-ı Hak:

 “…(Kendi ellerinizle) kendinizi tehlikeye atmayın!..” (el-Bakara, 195) buyuruyor. Yani “Allâhʼın rızâsını tahsil etme imkânları önünüzde dururken, fânî dünyanın câzibesine, seraplarına, süsüne, gösterişine, rahatına aldanıp da gaflete düşmeyin! Yoksa âhiretiniz tehlikeye girer!” îkâzında bulunuyor.

HAYAT NİMETLERİNİ İDRAK ETMEK İÇİN

Hayat nimetinin kıymetini gerçek mânâda idrâk edebilmek için kabristanları ziyaret et!

Sağlığının ne büyük bir nîmet olduğunu anlayabilmek için, haftanın belli günlerinde hastahaneleri derin bir tefekkürle dolaş!

Bir anlık öfkenin getirdiği fecî neticeler dolayısıyla zindanlara düşenlerin hâlinden ibret al!

Gençliğinin değerini idrâk için, artık iyice yaşlanmış ve bu sebeple tâkatten düşmüş muhtaç kimselerin misafir edildiği bakım evlerini ziyaret et!

Yani şu kısa hayatı, âhiret ufkundan seyrederek yaşa. Gününü bu düşünceyle dolu dolu geçir. Cemaatle kıldığın bir namaz sonrası diğer vakit namazını hasretle bekle. Gönül yap, gönül kazan, lâkin aslâ gönül kırma!

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Genç Dergisi, 115. Sayı, Nisan 2016

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle