Evlatlarımız Neden Elden Gidiyor?

Evlatlatımızı yetiştirirken nelere dikkat etmeliyiz? Evlatlarımız neden elden gidiyor? Onları nasıl kurtarabiliriz? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor...

Günümüzde anne-babalar feryat ediyor: “Evlâtlarımız elden gidiyor!”

Niye elden gidiyor? Yani ne verdin ki ne bekliyorsun? Yani tarlayı boş bırakırsan kaktüsler çıkar, ekersen gülistan olur. Yani daima sormak lâzım: Evlâtlar niçin elden gidiyor? Evlâdına ne verdin, ondan ne bekliyorsun?

En mühim, bir helâl lokma yedirdin mi, kazancın nasıl?

İki; ona Kurʼân kültürü verdin mi? Haberi var mı Kurʼânʼdan? Yaşadı mı Kurʼân kültürünü? Zihnî bilgileri kalpte hazmetti mi? Yaşadı mı?

Kurʼân tahsili için, yahut da bir dînî tahsil için evlâdını hangi okullara gönderdin? Kiminle beraber oldu, ona dikkat ettin mi? Bugün görüyoruz, neyle? Televizyon, internet, onların menfî sokakları içinde dolaşıyor.

Onun için, bir anne-babanın fedakâr… İmam Mâlik Hazretleriʼnde gördüğümüz, öyle diyor;

“Benim diyor, annem-babam diyor, bir hadis ezberletirdi, bir mükâfat, bir hediye, bir mükâfat… Öyle bir hâle geldim ki, vermese bile diyor, ben diyor, hadîs-i şerîfin rûhâniyetiyle lezzet duymaya başladım.” diyor.

İmam Ahmed ibn-i Hanbel. Dört mezhebin birinin müçtehidi. O diyor ki, numûne bir anneyi, kendi annesini misal veriyor:

“On yaşımdayken diyor, Kur’ân-ı Kerîmʼi ezberlemiştim diyor. Sabah namazından önce annem beni kaldırır, soğuk Bağdad günlerinde abdest suyumu ısıtırdı. Sonra elbisemi giydirirdi. Evimiz uzak ve yol karanlık olduğu için, kendisi de örtünürdü tesettüre, benimle diyor, tâ mescide kadar gelirdi diyor. Beni oradan tâkip ederdi.” diyor.

Demek ki, fakat öyle evlâttan kim geliyor; Ahmed ibn-i Hanbel geliyor.

Ebû Hanife Hazretleri ayrı. Hepsinin şeyi ayrı. Hepsinde görüyoruz, annelerin-babaların büyük tesiri olduğunu görüyoruz. Onun için, iki türlü miras var. Bir maddî miras, onun da nerede kullanılacağı belli değil.

İkinci miras, bu, en mühim bu mânevî miras, evlâdın takvâ sahibi, müttakî olması.

Kaynak: osmannuritopbas.com

EVLÂTLARIMIZI KUR’ÂN KÜLTÜRÜ İLE YETİŞTİRMELİYİZ

Evlâtlarımızı Kur’ân Kültürü İle Yetiştirmeliyiz

ÇOCUKLARA BIRAKILACAK EN GÜZEL MÎRAS

Çocuklara Bırakılacak En Güzel Mîras

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.