Engellilerin Dînî Sorumlulukları Sağlıklı İnsanlardan Farklı mıdır?
Engellilerin dînî sorumlulukları sağlıklı insanlardan farklı mıdır?
Dînimize göre buluğ çağına gelmiş ve aklî melekeleri tam olan her müslüman, dînin emir ve yasaklarını yerine getirmekle mükelleftir. Aklî melekelerini kullanamaz durumda olanlar ile başkasının yardımı olmadan gündelik hayâtını yürütemeyecek derecede zihinsel özürlü olan insânlar ise Allâh katında sorumlu olmazlar.
Yüce Allâh, insânların gücüne göre sorumluluklar yüklemiş ve özür durumlarına göre de bir takım kolaylıklar sağlamıştır. Yâni engeli olan insânla engeli olmayan kişiyi ibâdetler açısından aynı seviyede/ölçüde sorumlu tutmamıştır.
İslâm Dîni, en son dîndir. İslâm’ın emir ve talimâtları mümkün ve mâkul olanla sınırlıdır. Dînimize göre kişiler, ancak güçlerinin yettiği şeylerle sorumlu tutulurlar. Özürlü, engelli ve hasta olanlar, ibâdetlerini güçleri nispetinde yerine getirirler. Âyetlerde bu husûs şöyle ifâde edilmektedir:
“…Allâh, bir kimseyi ancak kendine verdiği ile yükümlü kılar. Allâh, güçlükten sonra kolaylık verir.”[1]
“Allâh hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez: kişinin yaptığı her iyilik kendi lehinedir, her kötülük de kendi aleyhine.”[2]
Engelliler, güç yetiremeyecekleri bâzı sorumluluklardan dînî açıdan muâf tutulmuşlardır:
“Allâh’a ve Rasûlüne karşı sâdık ve samîmî oldukları takdîrde, güçsüzlere, hastalara ve harcayacakları bir şey bulamayanlara bir günâh yoktur. İyilikte bulunan kimselerin kınanması için de bir sebep yoktur. Allâh, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[3]
İslâm’da hak, görev ve sorumluluklar, insân gücü ile sınırlıdır. Kişiye gücünün üstünde bir yük yüklenmez. Bu yüzden engelli oluşun insâna getirdiği güç kaybına paralel olarak kolaylaştırma yoluna gidilmiş, özürlü kişiler için özel hükümler getirilerek onların ibâdetlerini, süresi içinde yapmalarına fırsat verilmiştir.[4]
İslâm Dîni, engellilerin kendi konumlarına göre zorlanmadan ibâdetlerini yapmalarını sağlayacak bir kısım kolaylık ve rûhsatlar getirmiştir. Kur’ân’da rûhsat tanınan bu kişilerden şöyle bahsedilmektedir:
“Köre sıkıntı yok, topala sıkıntı yok, hastaya da sıkıntı yoktur. Kim Allâh’a ve elçisine boyun eğerse onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu da acıklı bir azâba sokar.”[5]
Bedensel ve zihinsel engeli olanlar, hasta ve özürlü kimseler için dîni görevler konusunda kolaylıklar bulunduğu gibi bedeni ibâdetlerinde de özrün ortaya çıkardığı fizîksel engel ölçüsünde muâfiyetler söz konusu olabilmektedir.
İslâm Dîni’nin özelliklerinden birisi, kolaylık ilkesidir. Hadîs âlimi Buhârî, Sahîh’inde Kitâbu’l-Îmân’ın bir bâbına “Dîn kolaylıktır.”[6] adını vererek dînimizdeki kolaylık ilkesini dile getirmiştir.[7] Dînî mükellefiyetleri edâ edebilme/yapabilme güçleri dikkate alınarak, bu ilke çerçevesinde hasta ve engellilere kolaylıklar gösterilmiştir. Bu sâyede bahsedilen kişiler, sosyal hayâttan tecrit edilmeden üzerlerine düşen yükümlülüklerini yerine getirebilmektedirler. Böylece ibâdetlerden kopmamaları sağlanmıştır. Eğer engellilere bu tür kolaylıklar sağlanmamış olsaydı bu kişiler, kendi dertlerinin yanı sıra ilâve zorluk ve sıkıntılar yaşayacaklardı. Belki bir kısmı, zorluklardan dolayı ibâdetlerini yerine getiremeyecek ve bunun üzüntüsünü çekeceklerdi.[8]
Engellilerin hayâtlarında, dînî açıdan zorlukla karşılaştıkları her konuda kolaylık prensibi devreye girmektedir. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Allâh sizin için kolaylık diler, kesinlikle size zorluk dilemez.”[9]
“(Allâh) dîn husûsunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi.”[10]
Dînde esâs olan zorlaştırmak değil, kolaylaştırmak ve sevdirmektir. Peygamberimiz (s.a.s) bu husûsta müslümanlara şöyle emretmiştir:
“Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.”[11]
Âişe radıyallâhü anhâ’dan rivâyet edildiğine göre Peygamber aleyhisselâm bir hadîslerinde şöyle buyurmuştur:
“Nerede kolaylık varsa, orada güzellik vardır. Kolaylığın bulunmadığı her şey çirkindir.”[12]
Mecellenin 16. maddesinde “Meşakkat teysiri celb eder.” Yâni ‘Bir şeyde mevcut olan meşakkat ve zorluk, o şeyin kolaylaştırılmasına ve hafifletilmesine sebeb olur.’ ilkesi yer almaktadır. Bu yüzden ibâdetlerde bedensel engelliler, güç ve kâbiliyetine göre yapabildikleriyle sorumlu tutulmuşlardır. Zarûretler kendi miktârlarınca takdîr edilmiş ve engelleri oranında onlara kolaylıklar getirilmiştir, imtiyâzlar verilmiş, imkânları olmadığı yerde ise yükümlülükleri kaldırılmıştır. Bir iş darlaşınca genişletilmiş, zorluk olunca kolaylık seçilmiştir.[13]
Bizlere en güzel örnek olan Peygamberimiz Hz.Muhammed (s.a.s.) zamânında yaşanmış şu olay, bu konuda güzel bir numûne olmuştur:
Görme engelli Itbân b. Mâlik (r.a) Rasûlullâh (s.a.s)’e gelerek şöyle dedi: “Ben görme güçlüğü çeken birisiyim. Kimi zamân karanlık, yağmur ve sel oluyor. Evime gelerek bir yerde namaz kılsanız da, ben orasını namaz kılma yeri edinsem.” Bunun üzerine Allâh’ın elçisi geldi ve yer olarak neresini sevdiğini sordu. Itbân evin bir yerini gösterdi ve Rasûlullâh (s.a.s) orada namaz kıldı. Itbân b. Mâlik’in evi, mahalle mescidine dönüştürüldü ve kendisine de mahalle imâmlığı görevi verildi.[14]
Dipnotlar:
[1] Talâk: 65/7.
[2] Bakara: 2/286.
[3] Tevbe: 9/91.
[4] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in Engellilere Karşı Bakış Açısının Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2; Döndüren, Hamdi; “II. Oturum, Konu: İslâm’ın Engellilere Tanıdığı Kolaylıklar ve Ruhsatlar”, Ülkemizde En gelliler Gerçeği ve İslâm Sempozyumu, s.99-121.
[5] Fetih: 48/17.
[6] Buhârî, “İmân” 29.
[7] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in Engellilere Karşı Bakış Açısının Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.
[8] Sancaklı, Saffet, Hz. Peygamber’in Engellilere Karşı Bakış Açısının Tesbiti, Din Bilimleri Akademik Araştırma Dergisi, Yıl: 2006, Sayı: 2.
[9] Bakara, 2/185.
[10] Hac, 22/78. Ayrıca bk. Nisâ, 4/28; Mâide, 5/6.
[11] Buhârî, “İlim” 11; “Cihâd” 164; Müslim, “Cihâd” 6-8; Ebû Dâvûd, “Edeb” 17.
[12] Müslim, “Birr” 78. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, “Edeb” 10.
[13] Özay, Hilal; İslâm Hukûkunda Hükümlere Tesiri Bakımından Bedensel Engel, s.181.
[14] Buhârî, “Ezân” 40, I. 163; “Teheccüd” 36, II. 55-6; Nesâî, “İmâme” 10; Ahmed, Musned, IV. 44, V. 449-450; Mâlik, Muvatta, “Kasru’s-Salât” 86, s. 173.
Kaynak: Hasan Serhat YETER, Engellinin İlmihâli, 2022








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!