Dinin Yarısı Neden Şükürdür?

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) îmânı sabır ve şükürle tarif ederken, Kur’ân-ı Kerîm şükürsüzlüğü şeytanın hedefi olarak gösteriyor. Peki, şükür bir kulluk hâli olarak neden bu kadar kıymetli?

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- buyururlar ki:

“Îman iki kısımdır. Yarısı sabırda, yarısı şükürdedir.” (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, VII, s. 127)

DÎNİN YARISI…

Sabır, değişen şartlar altında muvâzeneyi bozmamak, başa gelen musîbetlere şikâyet etmeden tahammül göstermek, nefsi kulluk vazifelerini îfâya ve haramlardan sakınmaya mecbur kılmaktır.

Şükür ise, Cenâb-ı Hakk’ın sayısız lûtuf ve ihsanlarına mukâbil, O’na olan minnettarlığın ifâdesi olan bütün kulluk tezâhürleriyle O’na yönelmektir.

Dînî hayâtı hulâsa eden bu müstesnâ mevkiine binâendir ki Abdullâh-ı Ensârî de İslâm’da şükrün ehemmiyetini şöyle ifâde buyurmuştur:

“Şükür; nîmeti bilmenin ismidir. Zira şükür, nîmeti vereni bilmeye götürür. Bundan dolayı, Kur’ân-ı Kerîm’de İslâm ve îmâna «şükür» ismi verilmiştir.”

Nîmetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu bilmek demek olan şükrün zıddı da, küfür, yani bütün nîmetlerin Allah’tan olduğu gerçeğini gizlemektir. Yani şükrân-ı nîmetin zıddı, küfrân-ı nîmettir ki, ebedî bir hüsran sebebidir.

Şeytanın Asıl Hedefi: Şükürsüzlük mü?

Nitekim Cenâb-ı Hakk’ın İblis ile konuşmasını beyân eden âyetler de, şükrün, yüce dînimizde ne kadar mühim bir yeri olduğunu açıkça ortaya koymaktadır:

İblis, Allâh’ın emrine âsî olup ilâhî huzurdan kovulunca, mühlet istedi. Kendisine, -dünyada insanoğluna yaşatılacak olan imtihan hikmetine binâen- kıyâmete kadar mühlet verildi. O zaman İblis, Hak Teâlâ’ya şöyle dedi:

“…Andolsun onları (insanoğlunu) saptırmak için Sen’in sırât-ı müstakîminin (dosdoğru yolunun) üstüne oturacağım.” (el-A’râf, 16)

Müfessirler, bu âyet-i kerîmedeki “sırât-ı müstakîm/dosdoğru yol”dan maksadın, “şükür yolu” olduğunu ifâde etmişlerdir. Zira tâkib eden âyet-i kerîmede yine şeytan, yapacağı idlâl ve iğvâların neticesini Cenâb-ı Hakk’a:

“…Onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın!” (el-A’râf, 17) şeklinde ifâde etmiştir.[1]

Şeytanın insanı sürüklemek istediği nihâî nokta, îmansızlık, yani küfürdür. Demek ki, dâimâ Allâh’a şükür hâlinde olmak, bütün nîmetlerin O’nun lûtuf ve ihsânı olduğunu îtiraf etmek, O’nun lûtfettiği nîmetlerin kadrini bilip onları hayra kullanmak, Cenâb-ı Hakk’ı râzı edip şeytanı kahreden bir kulluk tezâhürüdür.

Şükrün belli bir nihâyeti de yoktur. Allâh’ın sevgili kulları olan peygamberler ve Hak dostları dahî, kâ’bına varılmaz derecedeki yüksek kulluk fazîletlerine rağmen, dâimâ lâyıkıyla şükredememenin endişesi içinde olmuşlardır.

Nitekim Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- geceleri ayakları şişinceye kadar namaz kılar, ağlamaktan elbisesini ve secde ettiği yeri sırılsıklam ederdi. Kendisine:

“–Yâ Rasûlâllah! Siz’in geçmiş ve gelecek bütün günahlarınız bağışlandığı hâlde neden bu kadar kendinizi yoruyorsunuz?” denildiğinde ise:

“–Allâh’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?..” buyurmuşlardır.[2]

Dipnotlar:

[1] Bkz. İhyâ, IV, 153.

[2] Bkz. İbn-i Hibbân, II, 386.

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlakından 2, Erkam Yayınları

İslam ve İhsan

GERÇEK ŞÜKÜR NASIL OLUR?

Gerçek Şükür Nasıl Olur?

HAMD VE ŞÜKÜR İLE İLGİLİ ÖRNEKLER

Hamd ve Şükür ile İlgili Örnekler

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.