Diğer İnsanlara Göre Engellilerin İmtihânını Allâh Niçin Daha Zor Yapmaktadır?
Diğer insanlara göre engellilerin imtihânını allâh niçin daha zor yapmaktadır?
Dünyâ râhatlık yeri değil, imtihân yeridir. Bize düşen kurallara uymak, bize sunulan şartlarda en iyisini yapmaktır. Allâh Teâlâ, bu hayâtın niçin var edildiğini şu âyetlerle açıklamaktadır:
“Hanginizin daha iyi amel işlediğini denemek için ölümü ve hayâtı yaratan O’dur...”[1]
İnsan, bu dünyâya bir imtihân için geldiğinden, onun iyilik ve kötülükle karşılaşması doğal bir sonuçtur. Allâh (c.c), canlardan ve mallardan eksiltme ile kullarını imtihân yapacağını bize bildirmektedir. Kur’ân’da şöyle buyurulur:
“Şüphe yok ki, sizi biraz korku, biraz açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile yıpratıcı bir imtihândan geçireceğiz; bundan kaçış olmaz. Sen sabır gösterenlere müjde ver. Onlar, başlarına bir sıkıntı gelince şöyle derler: “Biz, Allâh’a âidiz. Zâten, ona döneceğiz.”[2]
Engellilerin karşılaştıkları imtihân, gerçekten kolay değildir. Bir hadîste görme engellilerin içinde bulundukları güçlüğe şöyle işâret edilir: “Hiçbir kul, dîninden dönmesi dışında, gözlerini kaybetmekten daha ağır bir sınamaya uğramış değildir.”[3]
Kur’ân’a göre, insânlar, bu dünyâda çeşitli musîbetler ile imtihân olmaktadır. Önemli olan bu imtihânda sabır gösterip zafere ulaşabilmektir:
“İnsanlar, denenip sınavdan geçirilmeden, sâdece “Îmân ettik” demekle bırakılacaklarını mı sanıyorlar?”[4]
İnsanoğlu imtihâna tâbî tutulmasa olmaz mıydı? Yaratıcımız olan Allâhü Teâlâ bu durumu şöyle açıklamaktadır:
“Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihândan geçirmişizdir. Elbette Allâh, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlakâ ortaya koyacaktır.”[5]
Şurası da bir gerçek ki beş parmağın beşinin bir olmaması gibi her insânın durumu da bir değildir. Kimsenin durumu kimseye benzemez. Herkes farklı şartlar altında imtihâna girmektedir. Herkes bir imtihân veriyor ama aynı imtihânı vermiyor! Kimi açlıkla, kimi malla, kimi canla, kimi ürünlerle, kimi sadâkatle, kimi hastalıkla… mücâdele veriyor. Hastanın imtihânı ile sağlıklının imtihânı bir değildir. Aynı şekilde fakîrle zengînin de… Müslüman bir âilede doğan bir insânla gayrimüslîm bir ana babadan doğan insânı düşünün: İkisi de aynı dünyâda, ikisi de imtihânda… Ama ikisinin imtihânı aynı değil; ikisinin sorumlulukları farklı... Onlara çıkan sorular aynı değil! Kapasitelerine ve çevrelerine göre imtihân da değişiyor.[6]
Rabbimiz: “Allâh’ın insânlardan bir kısmını diğerlerine üstün kılması sebebiyle ve mallarından harcama yaptıkları için erkekler kadınların yöneticisi ve koruyucusudur…”[7] buyurarak âilede geçimi sağlama görevini erkeğe vermiştir. Bu erkeğe verilmiş bir ayrıcalık değil, bir görevdir! Buradan erkek ile kadının imtihânının aynı değil; farklı olduğu anlaşılır. Aynı şekilde mal, zengîne verilmiş bir imtiyâz gibi gözükür. Ama gerçekte o büyük bir imtihândır. Fakîrlik, görüntüde kötü bir şeydir. Ama âhiret ve hesâp düşünüldüğünde belki o da çok büyük bir nîmettir.
Hayât, musîbetlerle ve hastalıklarla arınır, olgunlaşır, kuvvet bulur ve mükemmele ulaşır. Her insân, kendi durumuna göre kendi yaptığının karşılığını Allâh katında bulacaktır. Allâh Teâlâ şöyle buyurur:
“İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır.”[8]
Kimi kullar, musîbet ve hastalıklar konusunda kırgınlık ve aşağılık duygusu ile isyâna gitseler de; pek çok insânda bu gibi eksiklikler, daha çok Allâh’a yönelmeye vesîle olur. Bir lütûf olarak görülür, Allâh ile buluşmaya daha çok zamân ayırma fırsatı olarak değerlendirilir. Engelli olan kul, kendisini daha çok Mevlâ’ya yaklaştırıyorsa, başkaları da o kulun bu durumuna bakıp ibret alıyorsa o kişi doğru yolda demektir. Yaşanan sıkıntıya bu gözle bakılınca ilâhî maksat ve hikmet daha iyi anlaşılır.
Musîbete uğrayan, hasta olan, engelli doğan veyâ engelli kalan kişi eğer sabretse, musîbetin mükâfâtını düşünse, şükretse, çok sevâp ve mükâfat kazanır. Bu açıdan bakıldığında insânın engel ve özür durumu, insâna lûtfedilmiş tam bir sevâp makinesi gibidir.
Dipnotlar:
[1] Mülk: 67/2.
[2] Bakara: 2/155-156.
[3] Mübârekfûrî, Tuhvetü'l-Ahvezî, VII, 81.
[4] Ankebût: 29/2.
[5] Ankebût: 29/3.
[6] http://www.fetvâ.net/yazili-fetvâlar/ayni-kosullarda-dogmayan-iki-insân-neden-ayni-sartlarda-sinav-olur.html
[7] Nisâ: 4/34.
[8] Necm: 53/39-40.








YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!