Üç İmtihanımız Var!
Müslümanın üç imtihanı nedir? Bu imtihanlardan çıkış yolları nelerdir? Osman Nuri Topbaş Hocaefendi anlatıyor.
İbrahim Aleyhisselam canıyla imtihan oldu. Malıyla imtihan oldu. Evladıyla imtihan oldu. Putperest bir kavminin yaptığı bir mücadeleyle imtihan oldu. Demek ki fedakarlığın farikaları nelerdir? Candır, maldır, evlattır. Demek insanın gönlüne taht kuran üç tane taht vardır. Cenab-ı Hak ayette ne buyuruluyor? Tövbe Suresi 111. ayette: "Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine cenneti vermek üzere satın almıştır." (Tövbe, 111). Demek ki cennette bir pazar bulunuyor.
Yani bu can ve malın fedakarlığı ne kadar olur? Asr-ı saadet zamanı bilhassa bu Tebük'te gözüktü. Nasıl bu mal sahibi 1000 km gitti, 1000 km döndü; sıcaklığı, yokluk vesaire... Gelemeyenlere, mazeret uyduranlara da ne büyük cezalar geldi. O 80 kişi bir mazeret uydurdular. Ayet "Onlar leştir" dedi Cenab-ı Hak. Ondan sonra "Onları yanına almayacaksın" dedi Resulullah efendimize (Tövbe, 84). Demek Hakk'a yakınlığın en büyük yolu candan, maldan, bütün imkanlarını Allah için fedakarlıktır. Bu ne zamana kadar? Son nefese kadar. "Şunları şunları yaptın, geç" yok. Son anda kaybedebilirsin.
Candan Fedakârlık
Birinci, candan fedakarlık: İbrahim Aleyhisselam candan fedakarlık gösterdi. Canından vazgeçti, ateş onu yakmadı. Gazze'de de candan fedakarlık görüyoruz. Bir intihar olmuyor, isyan olmuyor; teslimiyet oluyor yerinde. Mevlana'nın burada çok güzel bir ifadesi var: "Sen önce kendinde İbrahimlik olup olmadığına dikkat et" diyor. "Sende İbrahimlik var mı? Çünkü ateş yalnız İbrahimleri tanır ve ateş İbrahimleri yakmaz." Seni ateş tanır, eğer İbrahimlik varsa merak etme seni de ateş yakmaz diyor. Bir mecazi olarak böyle güzel ifadesi var. Yani İbrahim Aleyhisselam bütün varlığıyla Hakk'a kurban olma şuuru, biz müminlerin bir nefis muhasebesine götürmesi icap eder. Yani bir muhasebe halinde olabilmek.
Mekke müşrikleri efendimizin önüne nice iradeleri eriten üç teklifle geldiler: "Muhammed, sana servet verelim; en zengin sen ol. Seni reis yapalım, en itibarlı sen ol. Sana istediğin Kureyş'in kadınlarını önüne serelim, hepsi senin olsun" dediler. Efendimiz de buyurdu ki: "Vallahi Allah'ın din tebliğinden vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı sol elime koyacak olsalar, ben yine ölürüm, giderim bu davadan vazgeçmem." (İbn-i Hişam, I, 265). Yani demek ki fedakarlık Allah'a yaklaştırır kulunu. Yani dünyada da canım cennette olsun, ahirette de canım cennet olmuyor. Bu bunun tarihinde çok misaller var, 15 Temmuz'da bunun kısmen bir misali.
Maldan Fedakârlık
İkinci, maldan fedakarlık: Bu kurban maldan fedakarlığın bir sembolü. Hz. İbrahim'in bütün servetlerini Cenab-ı Hak ile vuslata malzeme eyledi. "Mal benim değil, mal Allah'ındır. El-mülkü lillâh" dedi. Daima malını Allah yoluna sarf etti. Sarf ettikçe de artmaya başladı. Hatta eskiden dua edenler derdi: "Allah sana Halil İbrahim bereketi versin" derlerdi. Şunu unutmayacağız ki, "Allah, isteyen ve istemeyen muhtaçların rızkını bizim rızkımızın içine koymuştur." Biz onu ihtiyaç sahibi kişiye verebilirsek, onu bulursak, ararsak, onun ihtiyacını görürsek, o muhtacın elinden tutarsak, o zaman bize bu imtihan sırrından bir nasip gelmiş olur. Ayet-i kerimede Cenab-ı Hak "İsteyebilen ve iffeti dolayısıyla halini arz edemeyenin senin malında bir hakkı vardır" buyuruyor (Zariyat, 19). Arayıp bulacaksın onları. "Sen onları simalarından tanırsın" buyuruyor. Çünkü iffet sebebiyle gelip sana halini arz etmezler buyuruyor Cenab-ı Hak (Bakara, 273). Mülk Allah'ındır, kul sade bir emanetçi. Cenab-ı Hak buyuruyor; Allah zengindir, fukara olan sizsiniz (Muhammed, 38). Emanetçiye düşen, malın gerçek sahibi şartına riayet etmek, malı Allah yolunda kullanabilmektir.
Bunu yaparken de müminde asla malın kanseri olmayacak. Malın kanseri nedir? İsraf ve pintilik. Buna düşmeyecek. Şeytanın vesvesesine kulak tıkayacak. Cenab-ı Hak "Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder" buyuruyor ayette (Bakara, 268). Cenab-ı Hak kulunun cömert olmasını istiyor, cimri olmasını istemiyor. Rızkı değil Rezzak'ın peşinde koş, çünkü sana rızkı veren Rezzak'tır. Yani cimrilik, hakikatte tevekkül noksanlığından doğan bir iman zaafıdır. Yani kulun yaratana sığınacağına, fani malına sığınıyor. Rezzak değil rızka güveniyor. Yani malını putlaştırıyor, kendisi malının etrafında tavaf ediyor. Halbuki malı veren Cenab-ı Hak. Demek ki cimrilik, Cenab-ı Hak'tan gaflet ve uzaklığın bir neticesi. Malın kendi ebedi kalacağını zanneder, ona sımsıkı sarılan kimse ancak gafil ve cahil bir kimsedir. Ebu Zer anlatıyor: Bir keresinde Resulullah'ın huzuruna vardım, o sırada Resulullah Kabe'nin gölgesindeydi. Efendimiz kendi kendine buyuruyor: "Kabe'nin Rabbine yemin ederim ki onlar çok hüsrandadır, onlar çok zarardadır." Ben kendi kendime "Benim halim nedir? Ben de kötü bir şey mi acaba gördüm? Resulullah böyle buyuruyor" dedim. Varıp yanına oturdum, Resulullah bu sözü tekrarlıyordu. Kendimi tutamadım, susmaya kadir olamadım. Benim tarif edemeyeceğim bir hal, bir muamma kapladı. "Kimdir onlar? Babam, anam sana feda olsun ya Resulallah" dedim. Resulullah efendimiz: "Onlar hüsrana uğrayanlar, malı çok olanlardır; sadece helalinden kazanıp bol infak edenler hariç" buyurdu (Buhari, Zekat 28). Demek ki kul malının putperesti olmayacak.
İsraf nedir? Kendini beğenmektir. Cenab-ı Hak ne buyuruyor? "İsraf edenler şeytanın kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür." (İsra, 27). Demek ki Cenab-ı Hak kulu taksim-i ilahi... Kimine zenginlik veriyor, kimine orta veriyor, kimine fakirlik veriyor. Kul razı, Allah'tan razı olacak. Zengin veriyorsa zenginin icabına göre yaşayacak, helalden kazanıp bol infak edecek. Eğer vermediyse "Bunda hayır var" diyecek, sabır, sebat gösterecek. Tabii Allah korusun, ikinci kanserde gösteriş oluyor, riya oluyor, lüks oluyor. Bu da bir felaket olmuş oluyor; çünkü Allah'ın kendine emanet olarak verdiği malı kendine harcıyor. Ölüm anındaki Cenab-ı Hak pişmanlığı bildiriyor, Münafikun suresinde: "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de ölümümü biraz geciktirsen; sadaka versem, salihlerden olsam." (Münafikun, 10). Can çıkmadan infak edin buyuruyor. Geçti, kabirde infak etme durumu bitti. İbadet de bitti, kıldığın namazlar da bitti, oruçlar, hepsi bitti. Yaptın veyahut da yapmadın.
Onun için gafil nefis, serveti biriktirerek izzet ve şeref kazanacağını, kuvvetli ve kudretli olacağını zanneder. Halbuki Cenab-ı Hak "Ümmü'l-Haviye" buyuruyor; nasıl anne evladını böyle sarar, çekerse, ateş de onu öyle kucaklayıp çekecek (Karia, 9-11). Sadi Şirazi diyor ki: "Para yığmakla yükseleni sanma." Ticareti kullanacaksın vesairesinde, israf etmeyeceksin, iktisatlı yaşayacaksın, infak edeceksin. Yine Sadi Şirazi diyor: "Duran su fena kokar, onun için ihsan etmeye çalış." Yine akan suya gök yardım eder, yağmur yağdırır, onu kurutmaz. Hasılı, malın faydası; kişinin imkanlarını kendisi ve ailesi için riyazat ölçüsünde, israf ve pintilik olmayacak derecede sarf edip, arta kalanı Allah yoluna infak etmek olacak.
Evlâttan Fedakârlık
Üçüncüsü, en zor duruma geldi bugün: Evlattan fedakarlık. Günün en zor durumu. Kurban evlattan fedakarlık hatırınadır. İşte okunan ayet-i kerime... Cenab-ı Hak, dostuna talip olan kulun gönlünde zatından hiçbir fani sevginin aşırısına rıza göstermez; çünkü Cenab-ı Hakk'ın Rakib esması vardır, Cenab-ı Hak rekabet istemez muhabbette. Kalp Cenab-ı Hak'a ait olacak. İbrahim'in oğluna olan muhabbetiyle imtihan edildi, onu Cenab-ı Hak'a feda edebilmeyi gösterdi. Cenab-ı Hak onu teslim etti, fedakarlığına mukabil Hz. İsmail'i muhafaza etti. Canını bağışladı, bıçak onu kesmedi. Sonuç olarak da gökten bir koç indirildi, kurban ibadeti böyle başlamış oldu. İsmail'in neslinden aleyhisselam, Resulullah efendimiz geldi.
Cenab-ı Hak bizlere evlatlarımızı kurban etmemizi emretmiyor. Fakat evlatlarını İslam karakter ve şahsiyetiyle terbiye etmemizi emrediyor. Gençlerimizi güzel yetiştirmek çok mühim; zira evlatlar anne babalara ve topluma ilahi bir emanettir. Çocuklar cennete layık bir safiyetle doğarlar. Fakat ana babalar çocukların manevi terbiyesini ihmal ederlerse, o cennet kuşlarını Allah korusun yanlış yere uçururlar. Bu noktada bizim vazifemiz evlatlarımızı saadet yurdu olan cennete hazırlamaktır. Bu hazırlıkta yavrularımıza en başta namaz aşkını kazandırmak çok mühim. Bu ufak yaşta olur, sonradan kılar, sonradan kılmıyor. Diğer işleri sen sonradan bırak da namazı öne al. Ahmed bin Hanbel'in annesi diyor ki: "Ben hafız oldum 9-10 yaşlarında. Annem diyor, o Bağdat'ın o soğuk günlerinde bana su ısıtırdı, bana sabah namazı için abdest aldırırdı, beni ta caminin kapısına kadar götürürdü." Hasılı anne, baba fedakar olacak.







YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!