Öğretmenlere Sabır ve Sebat Hususunda Tavsiyeler

Osman Nur Topbaş Hocaefendi'den öğretmenlere sabır ve sebat hususunda tavsiyeler.

Efendim, Kur'an-ı Kerim'de yüce Rabbimiz Habib-i Edibi, o muallim olarak gönderdiği Resulüne: "Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendini bitireceksin." (Şuara, 3) buyuruyor.

Evet, zaman zaman da öğretmenler bazen gayret ediyorlar fakat talebede eserini göremiyor. Bazen aceleci davranıyor. Çünkü eğitim bir sabır işi, bir sebat işi. Bu sefer de ümitsizlik girdabına kilitleniyor. "Herhalde bunlar söz anlamıyor" diyor. Halbuki insanın belki anlama süreçleri farklı, kabiliyetleri farklı farklı. Doğrusu burada eğitimcilerimize neler söylemek gerekir? Yani talebede hemen sonuç beklemek, ona sabırsız, sebatkarsız bir şekilde davranmak ne derece bir eğitimcilik işidir?

Efendim, şu var; burada bir defa eğitim, Peygamber mesleğidir. Peygamberimizde ne vardı? Sabır vardı, sebat vardı, ihlas vardı, fedakarlık vardı. Örnek o, üsve-i hasenedir. Demek ki bir eğitimde sabır olacak, sebat olacak, ihlas olacak, fedakarlık olacak. Bakın, Mekke devrinde 6 senede 40 kişi Müslüman oldu. Fakat o ihlas bereketiyle hicrette 190 aile hicret etti. O 190 aile, yani 700 kişi filan aşağı yukarı. 10 sene sonra Veda Haccı'nda 120.000 kişi vardı. Gelemeyenler, belki hasta, çocuk, kadın; 30.000 kişi vardı. Yani 10 senede 150.000 kişi oldu. Yani bir kişi 100 kişi oldu. Demek ki bu yolda sabır lazım, sebat lazım, fedakarlık lazım, ihlas lazım.

Yani hiçbir dere veya hiçbir akarsu dağa tırmanamaz. Bu vaki değildir. Dağı aşamayınca onun kenarından dolaşmak lazım. Böyle olduğu zaman da katedilen mesafe uzundur. Lakin istenilen arzu, maksat hasıl olmuştur. Yani insan yetiştirmek de aynı böyledir. Yani İslam bir anda, kısa bir zamanda tebliğle gelmedi. 23 senede geldi. Hazmede hazmede geldi. Burada Efendimizin sabrını, sebatını, ihlasını görüyoruz. Fedakarlığını görüyoruz. Yani bir eğitimci karşılaştığı güçler karşısında hiçbir zaman yılmayacak. Rabbimizin zorluklarla beraber kolaylık ihsan ettiğini unutmayacağız. "Şüphesiz güçlükle beraber bir kolaylık vardır." (İnşirah, 5) İşte nitekim bu Mekke devrindeki sabır, Medine devrindeki inkişafla neticelendi.

Hayatı kıymetli ve bereketli kılan şey de ulvi bir gaye uğruna gösterilen gayret ve fedakarlıklardır. Eğitim gelip geçici bir sevda değildir. Bıkkınlık istemez. Son nefese kadar aşk ve ifa gereken yüce bir vazifedir. İtibarla eğitimde azim, sabır, dayanma mevlâ olacak. Sahabi enerjisini Allah Resulü'nden aldı. Duyduklarını muhabbetle aldı. Yani Efendimizin de eshabı olan bir muhabbetle, mesela "Bugün dininizi ikmal ettim." (Maide, 3) ayeti indikten sonra peygamberlik tamamlandı. Böyle olduğu halde Efendimiz son nefesinde bile Enes buyuruyor; iki şeyi çok tekrarlıyordu. Hatta sesi kısıldı, duyamaz hale geldik, gene tekrarlıyordu. Bir; "Namaz, namaz, namaz." (İbn-i Mace, Vasiyyâ, 1) Ferdin Cenab-ı Hakk'a karşı vazifesi. İkincisi içtimai vazife: "Elinizin altındakilerin hukukuna dikkat edin." (Buhari, İman, 22) Bunlar yetimler ve yoksullardır. Velhasıl o Efendimizdeki o sebat, sabır ve bir yangından insan kurtarmak, cennet yolcusu yapmak... Yani bir eğitimci zorluklar karşısında şikayeti unutacak. Tahammülsüzlük ve şikayetin başladığı yerde eğitim yoktur. Yani şartlardaki menfiliklere takılarak ümidini yitirmeyecek. Mesela Cenab-ı Hak bir taşın içinden bir ağaç veriyor, incir ağacı veriyor. Demek ki insan incir ağacına bakacak. Demek zorluklar karşısında mukavemeti artacak.

Yine Şazeli meşayihinden Derkavi var. O anlatıyor: "Üstadım beni bir kabileye gönderdi. Dedim gideceğim yerde manevi sohbetler yapıp hasbihal edebileceğim bir Allah kulu bile yok. Ham insanlar hepsi. Orada ben yapayalnız kalacağım dedim." Üstadım bana şu karşılığı verdi: "Muhtaç olduğun insanı kendin doğuracaksın, muhtaç olduğun insanı kendin doğuracaksın." Yani kendin arayıp bulup yetiştireceksin. Eğitimci imkan ve fırsatların ayağına gelmesini beklemeyecek, o daima hizmet arayışında olacak. Çünkü eğitimci eğitimi oturma işi değildir, eğitim yüksek bir enerji gerektirir. Bunun için en başta kalp müspet enerjiyle dolu olacak. Yani tazim li-emrillah, onun neticesinde şefkat alâ halkillah. Şefkat alâ halkullah çok mühimdir. O sufiyeye baktığımız zaman bu şefkat alâ halkullahın bir zirvesini görürüz. İnsana, insana biter, hayvana döner, o biter nebata da döner. Mesela İbrahim Ethem Hazretleri bir ağacın altında yemek yer. Yolu devam eder, bir karınca görür, "Eyvah, ben bunu vatanından cüda ettim" der, dönüp karıncayı yerine bırakır. Azîz Hüdâyi bir dal kopartamaz, "İslaktır, acır" der. Böyle olunca Cenab-ı Hak gönüldeki ihlas mukabilinde kuluna yardım eder. Bunu Bedir'de görüyoruz. Müslümanların hiçbir gücü yoktu, maddi olarak kıyaslanmayacak derecedeydi. Zırh bile yoktu çok kişide. Çanakkale'de görüyoruz, kınalanarak gönderilen delikanlılar. 15 Temmuz'da görüyoruz. Velhasıl şikayet yok, çare aramak var. Bulamazsak da aramaktan zevk almak var.

İbretlik Kıssa

Yine Mevlana'da bir hikaye var: "Baktım" diyor, "gece yarısı karanlıktı. Birisi elinde bir fenerle tarlada geziyor dedim. Ya olmayacak bir şey. İndim sordum: Ne arıyorsun bu gece bu tarlada? Dedi ya, ne olursun beni yalnız bırak dedi. Bak, ben de çok aradım bulamadım dedim. Git yat istirahat et. Ben de biliyorum bulamayacağımı ama o ideal insan hasreti bile bana bir lezzet veriyor." Yani velhasıl lezzet duymak lazım. Yani diyor ki yine tekrarlayım; bana adamcağız acı acı baktı diyor. "Ben bulamayacağımı ben de biliyorum" dedi. "Ama hasretle aramak bile bana lezzet veriyor, aradığımın o olması içimi ferahlatıyor." Onun için o yüksek ruhlar daima Resulullah Efendimizi ararlar, Resulullah Efendimizin zamanına yayılmış zirvelerini ararlar. Velhasıl zaferle değil, seferle emredildik.

İslam ve İhsan

NESİL YETİŞTİRMEDE ÖĞRETMENLERİN ROLÜ NEDİR?

Nesil Yetiştirmede Öğretmenlerin Rolü Nedir?

İDEAL ÖĞRETMENİN ÖZELLİKLERİ

İdeal Öğretmenin Özellikleri

İSLAM’DA EĞİTİM YÖNTEMLERİ

İslam’da Eğitim Yöntemleri

PEYGAMBERİMİZİN 42 EĞİTİM METODU

Peygamberimizin 42 Eğitim Metodu

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle