Çocuk Ortopedisinde Bilmeniz Gerekenler

Çocuk ortopedisinde sıkça rastlanılan hastalıklar ve tedavi yöntemleri nelerdir? Dikkat edilmesi gereken konular nelerdir?

Çocuklar küçük erişkinler değillerdir. Bebekler de minik çocuklar değillerdir. Her dönemin kendine has fizyolojik özellikleri vardır ve ancak bunların bilinmesi ile patolojik denilen anormal durumlar normalden ayırt edilebilir.

Bebeklik çağında ve sonrasında sık görülen ortopedik rahatsızlıklar yürüme öncesi ve yürüme sonrası dönem olarak da ikiye ayrılabilir. Burada daha çok bebeklik çağında karşılaşılan sorunlar üzerinde durulacaktır.

BEBEKTE BEKLENMEDİK DURUMLAR

Bebeği olacağını öğrendikten sonra düşünmeye başlar insan. Kız mı olacak erkek mi? Göz rengi ne olacak? Ellerini, ayaklarını hayal etmeye başlar. Yenidoğan bir bebekte çocuk ortopedisini ilgilendiren ne tip sorunlar olabilir? Hiçbir sorun olmaması herkesin dileğidir. Ancak ne yazık ki hayatta beklenmedik durumlar olabilmektedir.

Doğum sonrası karşılaşılan en sık  problemlerden birisi, yaklaşık yüz doğumda bir görülen ‘metatarsus adduktus’ rahatsızlığıdır. Ayağın ön kısmının içe dönüklüğü şeklinde özetlenebilecek bu rahatsızlıkta ayağın şekli fasulyeye benzetilir.

Esnek olanların yüzde 90 oranında kendiliğinden düzelme potansiyeli mevcuttur. Ancak yine de aile tarafından aksi yöne germe egzersizleri yapılabilir. Düzelmeyi hızlandırmak için bazı durumlarda alçılama yöntemi bir tercih olabilmektedir.

ÇOCUĞUN AYAĞINDAKİ ESNEKLİK

Nadiren 3 yaşından daha büyük ve önceki tedavilere cevap vermeyen çocuklarda cerrahi gündeme gelebilir. ‘Metatarsus adduktus’ rahatsızlığında ayak gaza basma yönünün tersi yönünde ittirildiğinde normal bir şekilde esnekliğe ve harekete sahiptir.

Yazının ileriki kısımlarında belirtilecek olan ‘pes ekinovarus’ta ise özellikle Aşil tendonu kısalığına bağlı oluşan ekin deformitesi nedeniyle bu mümkün değildir. Yenidoğanda kalça, diz ve dirsek eklemlerinde hafif büküklükler olması fizyolojiktir, yani normaldir. Bunların olmaması bir problem olduğunu düşündürebilir. Büküklükler, yani fleksiyon kontraktürleri, yaşla birlikte düzelirler.

Yapılan bir çalışmaya göre doğumda ortalama 20 derece olan diz büküklüğü, 3 aylık iken yaklaşık 10 dereceye inmekte, ortalama 6 aylık iken ise 3 dereceye kadar gerilemektedir. Hatta özellikle kalçanın bu bükük pozisyonu bebeklerdeki kalça ekleminin normal gelişimi için gerekli bir pozisyondur. Geçmişte yaygın olarak kullanılan, ancak günümüzde terk edilen, yanlış bir uygulama örneği olan kundaklamada bebeğin kalçası ve dizleri düzleştirilmeye, bacakları birbirine bitiştirilmeye çalışılmakta, bu da gelişimsel kalça displazisinin oluşumuna zemin hazırlamakta ve riski artırmaktadır.

TÜM BEBEKLER KALÇA ULTRASONU İLE TARANMALI

Türkiye’de ‘gelişimsel kalça displazisi’ (halk arasında bilinen ismiyle doğuştan kalça çıkığı) ortalama binde altı oranında görülmektedir. Gelişimsel kalça displazisini erken dönemde tespit etmek amacıyla özellikle risk faktörü olan tüm bebeklerin kalça ultrasonu adı verilen radyasyon içermeyen bir yöntemle taranması gereklidir. Bu tetkiki ilgili eğitimi almış olan ortopedistler ve radyologlar yapmaktadırlar.

Risk faktörleri arasında sayılabilecek olanlar bebeğin anne karnında ters durması (makat gelişi), bebeğin boynunda doğumsal kas kaynaklı boyun eğriliği (konjenital musküler tortikollis) olması, ailede birisinde kalça çıkığı olması, bebeğin ilk bebek olması ve cinsiyetinin kız olmasıdır.

Çocuk ortopedisti tarafından yapılacak bebeğin kalça muayenesine ilave olarak kalça ultrasonu neticesinde de gelişimsel kalça displazisi yönünde bulguların varlığı halinde vakit geçirmeden tedaviye başlanması gereklidir.

BEBKLERDEKİ “ÇARPIK AYAK” RAHATSIZLIĞI

Tedavide Pavlik bandajı adı verilen, bebeğin bacaklarına ve gövdesine takılan, belirli pozisyonlarda bebeğin hareketine izin veren esnek bir cihaz kullanılır. Bu bandajın özelliği ve yol açabileceği olumsuz sonuçlar itibariyle bandaj muhakkak ortopedist hekim tarafından uygulanmalı ve aile iyi derecede bilgilendirilip yakın bir şekilde takip edilmelidir.

Bebeklik çağında sık görülen rahatsızlıklardan bir diğeri çarpık ayak olarak da bilinen ‘pes ekinovarus’tur. Ayağın ve bacağın şekli golf sopasına benzetildiği için hastalığa İngilizce’de ‘clubfoot’ denilmektedir. Anne karnında nedeni tam olarak bilinmeyen bir şekilde ortaya çıkan,ayaktaki bu içe dönüklük doğum öncesi yapılan ultrasonlarda fark edilebilir. Ayaktaki bu rahatsızlık ‘metatarsus adduktus’a benzer gibi görünse de ondan çok daha sert olmasının yanı sıra problem ayağın sadece ön kısmında değil, ayağın tümündedir.

‘Pes ekinovarus’un tedavisinde Ponseti yöntemi tüm dünyada standart haline gelmiştir. Doğum sonrası ilk 10 gün ila 2 hafta civarında başlanacak tedavide,Ponseti yöntemine uygun manipulasyon ve alçılama teknikleri kullanılarak başarılı bir sonuç almak mümkündür.

BEBEKLERDE “BOYUN EĞRİLİĞİ” HASTALIĞI

Bebeklerde sık görülen durumlardan birisi de doğumsal kas kaynaklı boyun eğriliğidir (konjenital musküler tortikollis). Bu,göğüs kafesinin üst orta kesiminden kulak arkasına doğru giden,boyundaki M. sternocleidomastoideus kasının,nedeni bilinmeyen bir şekilde kısalması sonucu ortaya çıkar. Bebeğin makat gelişi ve zor doğum olması risk faktörleri arasındadır.

Eşlik eden durumlar arasında ‘gelişimsel kalça displazisi’ ve ‘metatarsus adduktus’ sayılabilir. Böyle bir durum olduğundan şüphelenildiğinde hekime başvurulmalı, uygun germe egzersizleri ve masaj uygulamaları ile vakit geçirilmeden tedavisine başlanmalıdır. Bu rahatsızlık genellikle kendiliğinden düzelme eğilimi gösterir.

Bebeklik çağını ilgilendirip daha az sıklıkla görülen diğer bazı hastalıklara burada yer verilmemiştir. Bebeğin aile hekimi tarafından muayenesini takiben gerekli görülmesi halinde ortopedi ve travmatoloji uzmanına yönlendirilmesi gerekebilmektedir.

Kaynak: Doç. Dr. Salih Marangoz; Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Koç Üniversitesi, Tıp Fakültesi, İstanbul

İslam ve İhsan

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.