Boşandıktan Sonra Uzun Süreli Nafaka Almak Caiz midir?

İslam hukukuna göre boşandıktan sonra uzun süreli nafaka almak caiz midir?

Vefat eden kocanın eşinin, ortak evde bir yıl süreyle oturmasından söz eden ayetten,[1] sonra gelen aşağıdaki ayette, boşanan kadının eski kocadan yararlanmasından şöyle söz edilmiştir:

Boşanmış olan kadınlar için, Allâh’a karşı gelmekten sakınan (boşayan kocaları) üzerinde, iyi bilinen örfe göre bir yararlanma hakkı vardır. Düşünüp anlamanız için Allah size ayetlerini işte böyle açıklıyor.”[2]

Yukarıdaki ayette “metâ” sözlükte; yararlanma, yiyecek, giyecek gibi yararlı olan her şeyi kapsar. “İyi bilinen örfe göre yararlanma” ifadesi; toplumda bu yararlanma için oluşan bir örf veya kamunun yaptığı bir düzenleme varsa, onu da içine alan bir anlam zenginliğine sahiptir.

UZUN SÜRELİ NAFAKA CAİZ MİDİR?

Boşanmada, kocanın nafaka yükümlülüğünün iddet süresince devam ettiği konusunda görüş birliği vardır. Ancak İmam Şâfi, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel’e göre, üçüncü boşama durumunda kadına yalnız mesken temin edilir; diğer giyim eşyası, yiyecek vb. gerekmez.

Kısaca, boşanan eşe iddet süresince nafaka desteği başka ayet ve hadislerde açıklanmıştır. Bu ayette çok genel bir ifade kullanılması; boşanma tazminatı, boşanan ve daha sonraki yıllarda dara düşen eşe yardımcı olmak gibi daha geniş alana yayılan bir destek akla gelmektedir.

Günümüzde boşanan bayanlar için söz konusu nafakanın uzun süre devam ettirilmesi, özellikle yeterli geliri bulunmayan, boşayan koca için önemli bir sıkıntı kaynağı olmaktadır. Ayette böyle bir desteğin, ancak “Allah’tan korkan eski koca” tarafından yapılabileceğine işaret edilmesi, bunun boşanma sebebiyle büyük sıkıntıya düşen, işini kaybeden, hastalanan, sığınacağı bir yeri bulunmayan, sığınma evi veya huzur evi gibi yerlere sığınmak zorunda kalan eski eşin, malî durumu iyi olan eski koca tarafından, -zorunlu olmadığı halde- kendi isteği ve vicdani sorumluluk olarak desteklenmesi anlamına gelir. Ancak kocanın iddet sona erdikten sonrası için böyle bir nafaka yükümlülüğü yoktur.

Dipnotlar:

[1]. Bakara, 2/240. [2]. Bakara, 2/241-242.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İDDET BEKLEYEN KADININ NAFAKASI

İddet Bekleyen Kadının Nafakası

İDDET BEKLEYEN KADININ HAK VE SORUMLULUKLARI

İddet Bekleyen Kadının Hak ve Sorumlulukları

KISACA İDDET NE DEMEK?

Kısaca İddet Ne Demek?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.