Boşamanın Geçerli Olması İçin Gereken Şartlar

Boşamanın geçerli olması için gereken şartlar nelerdir?

Boşama yemin gibidir, rükun ve şartları tam olarak bulununca sonuçlarını doğurur ve bundan dönüş imkânı da bulunmaz. Bu yüzden kocanın eşi üzerindeki üç boşama hakkından herbiri, kullanılmakla eksilir. Üçüncü boşama sonunda ise, yeniden evlenebilmek için “hulle” denilen ağır bir müeyyide ile karşılaşılır. İşte hakim kararı gerekmeksizin bu hakka sahip olan koca, vekili veya elçisi tarafından kullanılan boşama sözcükleri ile boşamanın meydana gelmesi ve dönüşün de güçlüğü yüzünden, boşanacak eşlerde karşılıklı olarak bir takım şartların bulunması gerekli görülmüştür.

BOŞAYANDA VEYA BOŞANACAK KADINDA BULUNMASI GEREKEN EHLİYET ŞARTLARI

Boşayanda Bulunması Gereken Şartlar

1) Boşayanın koca veya onun yetki verdiği kimse olması

Boşayanın koca veya onun yetki verdiği elçi ya da vekil olması gerekir. Bunların dışında bir kimse kadını boşayamaz. Ancak bazı durumlarda hakimin vereceği boşanma kararı da talak niteliğinde olabilir. Buna göre veli, velâyeti altındaki kimsenin karısını boşayamaz. Ancak akıllı ve ergen kızın velisi, bu kızın kendisinden izinsiz olarak dengi olmayan birisi ile evlenmesi durumunda hakime başvurup, kızının aldatıldığını öne sürerek evliliği feshettirme hakkına sahip olur. Bu ise bir boşamadan çok, fesih niteliğindedir. Boşama temelde özellikle şahsa bağlı haklardan olduğu için bunu ya bizzat koca ya da yetki verdiği kimse kullanabilir. Yetki verilmedikçe başkası bu hakka sahip olamaz. Çünkü boşama, boşanan kişi için temelde “zararlı” bir tasarruftur. Özellikle bu zarara muhatap olan da kocadır. Çünkü mehir, iddet nafakası ve çocukların bir iş veya meslek sahibi oluncaya kadar tüm masrafları koca üzerine vâciptir. Kadın tek başına aileden ayrılıp, hiçbir maddi yük altına girmeksizin kendi ailesinin yanına dönme hakkına sahiptir. Yeniden evlenmesinde önceki evlilikten olan çocukları da ona ayak bağı olmamaktadır.

2) Boşayanın akıllı ve ergen olması

Akıl hastası veya bunamış kimsenin yahut ergen olmayan küçüğün boşaması geçerli değildir. Boşama bir takım hakların yok olmasına veya bir takım malî yüklerin üstlenilmesine yol açtığı için boşayanın bu sorumluluğu anlayabilecek bir fizik ve ruh olgunluğuna ulaşması gerekir. Nitekim Allâh’ın Rasûlü; küçük çocuğun ve akıl hastasının boşamasının geçerli olmadığını bildirmiştir.[1]

1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnâmesi 102. maddesi; “Talakın ehli, mükellef olan kocadır” hükmü ile yukarıdaki şartları özetlemiştir.

Sonuç olarak akıl hastası, bunamış olan, uyuyan veya baygın olan veyahut boşama vekâleti bulunmayan kişilerin boşaması geçerli değildir.

Boşanacak Kadında Bulunması Gereken Şartları

Boşamanın kadın üzerinde sonuç doğurması için, cinsel birleşmeden önce de olsa bilfiil mevcut olan sahih bir evliliğin bulunması veya kadının bir ya da iki boşamadan dolayı iddet beklemekte olması gerekir. Çünkü evliliğe yeniden dönüş, mümkün olan boşamada iddet sona ermedikçe evlilik bağı devam eder.

Eğer kadın üç defa boşama nedeniyle (beynûnet-i kübrâ) iddet bekliyorsa, bu sırada artık onun üzerinde yeni bir boşama söz konusu olmaz. Çünkü koca, bir kadın üzerinde en çok üç defa boşama hakkına sahip olup, bu hakkını da kullanmıştır.

Kadın bir veya iki defa bain talakla boşanma yüzünden iddet bekliyorsa Hanefîlere göre evlilik bağı iddet süresince hükmen var sayılır. Bu yüzden de kocası onu iddet içinde yeniden boşayabilir. İddet süresince nafakanın koca üzerine vâcip olması, evinde oturması, bu sırada kadının başka bir erkekle evlenememesi gibi bir takım evlilik hükümlerinin devam etmesi, evlilik bağının da devam ettiğini gösterir. Burada eşlerin iddet içinde veya daha sonra yeni bir mehirle yeniden nikâh akdederek evlenmeleri de mümkündür.

Çoğunluk fakihlere göre ise bir veya iki bain boşamadan dolayı iddet bekleyen kadını iddet süresi içinde yeniden boşamak geçerli değildir. Çünkü bâin talakla evlilik bağı kopmuştur.

Evlilik fâsit olur veya kadın hangi çeşit boşama olursa olsun iddetini bitirmiş bulunursa, artık onun üzerinde başka bir boşama cereyan etmez.

Nikâh akdinden sonra fakat henüz cinsel birleşme olmazdan veya yalnız başbaşa kalmazdan (sahih halvet) önce kadın boşansa, kendisine iddet gerekmez. Âyette şöyle buyurulur: “Ey îman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp da sonra onları cinsel temastan önce boşadığınız zaman, sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet (süre) yoktur.”[2] Bu boşama bâin talak niteliğinde olup, Hanefîlere göre, bu kadın üzerinde artık ikinci bir boşama cereyan etmez. Bu yüzden bir kimse henüz zifafa girmediği eşini “sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun” diyerek üç defa boşasa, ilk boşama ile kadınla ilişiği kesileceği için, diğer boşamaları yabancı bir kadın hakkında kullanmış olur ki bundan bir sonuç meydana gelmez. Şâfiîlerin görüşü de böyledir.[3]

Mâlikî ve Hanbelîlere göre zifaftan önce bu şekilde peşpeşe gelen sözlerle boşama, üç boşama sayılır. Çünkü “ve” veya “virgül” le ayrılan bu sözler “sen üç talakla boşsun” veya “yanında iki talak daha olan bir talakla boşsun” demektir. Ancak koca ikinci ve üçüncü boşama sözleri ile birinciyi güçlendirilmeyi veya tekrarı kasdettiğini söylerse, bu sözü Malikîlere göre mahkeme tarafından yemin verilerek, diyânet bakımından (Allah ile kul arasında) ise yeminsiz olarak kabul edilir.[4]

Dipnorlar:

[1]. Kâsânî, age, III, 100; İbnü’l-Hümâm, age, III, 39; Zeylaî, Nasbu’r-Râye, III, 221. [2]. Ahzâb, 33/49. [3]. 
İbn Âbidîn, age, II, 624, 645; Şirbînî, age III, 297. [4]. İbn Kudâme, age, VII, 233; Zühaylî, age, VII, 371.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA BOŞANMA VE SONUÇLARI

İslam’da Boşanma ve Sonuçları

İSLAM’A GÖRE EVLİLİGİ SONA ERDİREN DURUMLAR

İslam’a Göre Evliliği Sona Erdiren Durumlar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.