İslam’a Göre Evliliği Sona Erdiren Durumlar

İslam’a göre evliliği sona erdiren durumlar nelerdir? 12 maddede evliliği sonlandıran durumlar.

Evli eşlerden birisinin ölümü, doğal olarak evliliği sona erdirir. Bunun dışında evliliğin bir eksiklik yüzünden feshedilmesi veya mahkeme tarafından tefrik kararı verilmesi, boşanma, ilâ, zıhâr, muhâlea ve hâkim kararıyla boşanma gibi evliliği sona erdiren durumlar vardır.

EVLİLİĞİ SONA ERDİREN DURUMLAR

1) Evliliğin Feshi

Evlilik birliğinin, nikâh akdi sırasında var olan veya sonradan meydana gelen bir eksiklik yüzünden bozulmasıdır. Meselâ, şâhitsiz evlenme akit sırasındaki bir eksiklik iken, eşlerden birinin dinden çıkması (irtidad) akitten sonra ortaya çıkan ve dinen birlikte yaşamayı imkânsız kılan bir durumdur. Fesih evlilik birliğine derhal son verir ve fesih boşama tasarrufu sayılmadığı için kocanın kullanacağı talak sayısı azalmış olmaz. Cinsel birleşmeden önce meydana gelen fesihlerde kadına mehir vermek gerekmez.

2) Ric’î Boşama

İslâm hukukunda “talak” sözcüğü hem tek yanlı irade beyanıyla yapılan boşamayı, hem karşılıklı rıza ile olan ayrılmayı ve hem de mahkeme kararıyla meydana gelen boşamayı kapsar. Bununla birlikte talak sözcüğü ile daha çok tek yanlı iradeyle yapılan boşamalar kastedilir ve ric’î, bâin, Sünnî ve bid’i talak çeşitlerine ayrılır. Kadının mâlî bir ödeme yapması veya malî bir hakkından vazgeçmesi yoluyla tarafların anlaşarak evlilik birliğine son vermelerine “hul’ veya muhâlea”, mahkeme kararıyla meydana gelen boşanmaya da “tefrîk” denir.

Kocaya yeni bir nikâha ihtiyaç olmadan boşadığı karısına tek yanlı iradeyle dönme imkânı veren boşama türüne ric’î (dönülebilir) boşama denir. Böyle bir boşama, cinsel birleşmeyle fiilen başlamış olan bir evliliğin, açık sözcüklerle, şiddet ve mübalağa ifade etmeyen bir tarzda yapılmış olmasıyla gerçekleşir. Ayrıca bu boşamanın üçüncü boşama olmaması ve bir bedel karşılığında yapılmaması da gerekir. Bu durumda koca yeni bir nikâh akdine ve yeni bir mehre gerek olmaksızın, iddet içinde eşine dönebilir.

Kur’ân’da şöyle buyurulur:

“Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç hayız ve temizlenme süresince beklerler… Eğer kocaları barışmak isterse, o süre içinde, onları geri almaya başkalarından daha fazla hak sahibidirler.”[1]

Dönüşün iki şahitle tespit edilmesi,[2] İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’in bir görüşüne, İbn Hazm’a ve bazı Şiî fakihlere göre şarttır. Diğer mezheplere göre ise, müstehaptır.

Daha önce teslim alınmayan mehrin vadesi, iddet sonuna kadar devam eder. Kadın iddet nafakasına hak kazanır. İddet içinde eşlerden biri ölürse, diğeri ona mirasçı olur. İddet içinde barışma olmamışsa, boşama bâine (kesin) dönüşür ve erkeğin bu kadın üzerinde bir boşama hakkı eksilmiş olur.

3) Bâin Boşama

Kocaya boşadığı eşine ancak yeni bir nikâhla dönme imkânı veren boşama türüdür. Boşama üçüncü kez olmuşsa, buna büyük ayrılık (beynûnet-i kübrâ) denilir ki, artık kadın başka birsiyle geçerli bir evlilik yapıp, bu ikinci evlilik ve buna bağlı iddet süresi sona ermedikçe, yeni bir nikâhla da dönme imkânı bulunmaz. Açık sözcüklerle ve normal olarak yapılan boşanmalar ric’î nitelikli iken, bunların dışında kalan ve hakkında bain talak olduğuna dair nass (ayet-hadis) bulunan talaklar, kesin boşama çeşidine girer.

Bâin (kesin) talak çeşidine giren boşamalar şunlardır: Nikâhtan sonra, cinsel birleşme olmadan önce meydana gelen boşamalar,[3] tarafların bir bedel üzerinde anlaşarak boşanmaları (muhâlea)[4] veya kocanın üçüncü boşama hakkını kullanarak yaptığı boşamalar[5] bâin talaktır. Bunların dışında Hanefîler’e göre, kocanın kinâyeli sözlüklerle veya şiddet ve aşırılık ifade eden kelimelerle yaptığı boşamalar da bâin talak niteliğindedir. Şâfiî ve Hanbelîler’e göre ise bu tür boşamalar ric’î talak sayılır.

Bâin boşamada evlilik derhal sona erer ve kadın üç hayız süresince iddet bekler ve kadın iddet nafakası alır. Teslim alınmayan mehir peşine dönüşür. İddet içinde eşlerden birisi ölürse diğeri ona mirasçı olamaz. Ancak ölüme götüren bir hastalığa yakalanan kimse eşini boşar ve eşi iddet beklerken ölürse, boşama hakkını kötüye kullandığı kabul edilerek kadın mirasçı olur. Ahmed İbn Hanbel’e göre, ölüm hastası koca iddetten sonra da ölse, kadın evlenmediği sürece ona mirasçı olur. İmam Mâlik’e göre ise, bu durumdaki kadın evlenmiş olsa bile ilk kocasına mirasçı olur.

Boşama, Kur’ân ve sünnette belirlenen usûle göre yapılıp yapılmamasına göre sünnî ve bid’î talak olarak ikiye ayrılır.

4) Sünnet’e Uygun Boşama

Kur’ân ve sünnetin getirdiği ölçü ve sınırlamalara uyularak yapılan boşama şeklidir. Bunun her şeyden önce kadının temizlik günlerinde ve cinsel birleşme olmaksızın ric’î boşama tarzında yapılması gerekir. Hanefîlere göre her temizlik süresi içinde, cinsel birleşme olmaksızın bir boşama gerçekleştirip, sonuçta üçüncü boşamanın meydana gelmesi de Sünnî talak sayılır.[6]

5) Sünnete Aykırı (Bid’î) Boşama

Kişinin eşini âdetli olduğu günlerde boşaması veya temizlik günlerinde cinsel birleşmeden sonra yahut aynı temizlik süresi içinde birden fazla boşaması durumunda sünnete aykırı, yani bid’î bir boşama meydana gelir. Ancak bu çeşit boşamalar sünnete aykırı görülmekle birlikte çoğunluk fakihlere göre geçerli sayılmıştır. Şiî- İmâmiyye fakihlerine ve Zâhirîler’den İbn Hazm’a göre bid’î talak geçerli değildir. İbn Teymiyye ve İbn Kayyim el-Cevziyye’ye göre aynı temizlik süresi içinde birden fazla boşama bid’î talak niteliğinde olup, bir boşama sayılır.

6) Şartlı Boşama

Kocanın boşama iradesini bir şarta veya vadeye bağlaması da mümkündür. Boşama bir şarta bağlanmışsa, bu şart ne zaman gerçekleşirse boşama hükümleri de o zaman geçerli olur. Bu şart gerçekleşinceye kadar evlilik bütün sonuçlarıyla birlikte devam eder. Böyle bir şartın, boşamayı güçlendirmek için yemin yerine kullanıldığı da olur. Fakihlerin çoğunluğuna göre bu durumda da şart yerine gelince boşama gerçekleşir.

Ancak İkrime, Kadî Şurayh, İbn Teymiyye ve İbn Kayyim gibi bazı fakihlere göre ise bu geçerli bir şartlı boşama olmayıp, şart gerçekleşince sadece yemin kefâreti gerekir, boşama ile ilgili bir sonuç meydana gelmez.

Boşanmanın bir vadeye bağlanması durumunda, belirlenen tarih gelince boşama gerçekleşir.

7) Muhâlea (Anlaşmalı Boşanma)

Bir bedel karşılığında anlaşmalı boşanma olup, buna hul’ da denir. İlke olarak kocanın boşanma yetkisi bulunduğu için, kadın evlilik sırasında veya daha sonra boşanma yetkisi almamışsa, boşanmayı ancak mahkemeden boşanma kararı elde ederek veya kocasıyla bir bedel karşılığında anlaşarak sağlayabilir. Kur’ân’da şöyle buyurulur:

“..Eğer karı-kocanın Allâh’ın sınırlarını koruyamayacaklarından korkarsanız, o zaman kadının kurtulmalık (fidye) vermesinde, ikisine de bir günah yoktur.”[7] Hz. Peygamber, Sâbit b. Kays’la geçinemeyen eşinin başvurusu üzerine, mehir olarak aldığı hurma bahçesini kocasına geri vermesi sözünü alarak, Sâbit’e şöyle demiştir: “Bahçeyi kabul et ve onu bir defa da boşa.” [8]

Buna göre kadın mehir, birikmiş nafaka, iddet nafakası gibi bazı alacaklarından vazgeçerek, sulh yoluyla evliliğe son verdirebilir. Koca böyle bir anlaşmaya girince artık rucû hakkı bulunmaz. Ancak geçimsizlik kadından kaynaklanıyorsa, kocanın vermiş olduğu mehirden fazlasını, eğer kocadan kaynaklanıyorsa verdiği mehri alması çirkin görülmüştür. Hatta Mâlikîler’e göre bu son durumda, kocanın karısından herhangi bir bedel almasını caiz görmezler.

Çoğunluk fakihlere göre muhâlea sonunda bir bâin (kesin) boşama meydana gelir. İmam Şâfiî’ye göre ise muhâlea boşama değil, fesih sayılır. Çünkü bedelli boşama, Bakara sûresi 229 ve 230. ayetlerde üç boşamanın dışında, dördüncü bir yöntem olarak düzenlemiştir. Halbuki boşama sayısı üçü geçemez. Diğer mezhepler ise sözü edilen ayetlerdeki boşamaları bedelli ve bedelsiz olarak üç sayısı içinde değerlendirmiştir.[9]

8) Zıhar

Zıhar, sırt anlamına gelen “zahr” ın mastarıdır. Kocanın eşine “Sen bana annemin sırtı gibisin” diyerek, onu kendisine haram kılar. Câhiliye döneminde görülen evliliğe son verme şekli olan zıhar, Medine döneminde Evs b. Sâmit’in eşi Havle’yi bu yolla boşaması ve Havle’nin Hz. Peygamber’e çözüm için başvurması üzerine inen ayetlerle hükme bağlanmıştır. Hz. Peygamber’in, Havle’ye, “Bu konuda henüz bir ayet gelmedi.” demesi üzerine, aile yuvası yıkılmak üzere olan bu üzüntüyle kapıdan çıkarak ellerini açarak Allah’tan dua etmeye başlamış ve bu sırada gelen melek aşağıdaki ayetleri getirmiştir.

Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allâh’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah sizin ikinizin karşılıklı konuşmanızı da işitiyordu. Çünkü Allah her şeyi işitendir, görendir. İçinizden zıhar yapanların hanımları onların anaları değildir. Onların anaları, ancak kendilerini doğuran kadınlardır. Şüphesiz ki onlar çok çirkin ve asılsız bir söz söylüyorlar. Allah gerçekten çok affedici, çok bağışlayıcıdır. Kadınlarına zıhar yapıp da sonra söylediklerinden dönecek olanların, hanımlarıyla temas etmeden önce, bir köleyi hürriyetine kavuşturmaları gerekir. Size öğütlenen budur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Buna imkân bulamayan kimse, hanımıyla temas etmeden önce, aralıksız iki ay oruç tutsunlar. Buna da gücü yetmeyen altmış yoksulu doyursun. Bu kolaylık, Allâh’a ve Rasûlüne îman etmeniz sebebiyledir. Bunlar Allâh’ın belirlediği sınırlardır. İnkâr edenler için can yakıcı bir azap vardır.”[10]

Buna göre, eşini bu yolla kendisine haram hale getiren kocanın şu seçeneklerden birini yerine getirmesi gerekir. a) Köle azadı, buna gücü yetmezse, b) İki ay aralıksız oruç tutmak, buna da gücü yetmezse, c) 60 yoksulu doyurmak. Havle’nin ailesi bu ayetleri 60 yoksulu doyurmak şıkkını tercih ederek uygulamıştır.

9) İlâ (Eşine Yaklaşmamaya Yemin Etmek)

Evliliğin sona ermesine yol açabilen bir yemin türüdür. Kocanın eşiyle cinsel teması yemin, adak veya bir şarta bağlayarak, belirli veya belirsiz bir süre kendisini bundan menetmesini ifade eder. Süre belirlenirse bunun en fazla 4 ayı geçmemesi gerekir. Koca bu süre içinde her an yemin kefâreti vererek eşine dönebilir. Kur’ân’da şöyle buyurulur:

Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler (îlâ yapanlar) için dört ay beklemek vardır. Eğer bu süre içinde yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayan, çok merhametli olandır. Eğer onlar boşamaya karar vermişlerse, şüphesiz ki Allah her şeyi işitendir, bilendir.”[11] Hz. Âişe, Allah Rasûlü’nün eşleri için îlâ yemini yaptığını, ancak süre dolmadan, yemin kefâreti vererek bundan döndüğünü nakletmiştir.[12]

Îlâ yemininden sonra eşler barışmaksızın 4 ay geçerse, Hanefîler’e göre kendiliğinden bir “bâin boşama” meydana gelir. Diğer mezheplere göre ise, 4 ay dolunca koca, ya eşine döner ya da onu boşar. Her ikisini de yapmazsa kadın hâkime başvurarak boşama kararı elde edebilir. Her iki durumda da bir “ric’î boşama” meydana gelir. Dayandıkları delil, îlâ ayetinde kocanın muhayyer bırakılmasıdır.

10) Mahkeme Kararı ile Boşanma

Eşlerin mahkemeye başvurarak hâkim kararıyla boşanmasına “tefrîk” denir. Bu yöntemde hâkim belirli sebeplere dayanarak boşanma kararı verir. Kur’ân’da eşlerin geçimsizlik sebeplerini yerinde incelemek ve aile sırlarını dışarı ifşa etmemek için hakem yöntemi getirilmiştir. Her iki eşin ailelerinden birer hakem seçilir. Bunlar araştırma yaparak, eşleri barıştırmaya çalışır. Kendilerine boşama yetkisi de verilmişse, evliliği sona erdirme yetkileri de bulunur. Kur’ân’da şöyle buyurulur:

“Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından korkarsanız, o vakit kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Barışmak isterlerse, Allah onları uzlaştırır. Şüphesiz ki Allah herşeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.”[13]

Ebû Hanîfe ve Ahmed İbn Hanbel’e göre, hakemler vekil sayılır ve eşler özel yetki vermedikçe boşamaya karar veremezler. İmam Şâfiî’nin ilk görüşü de böyledir. Onun ikinci görüşüne göre ise, ayetteki hakem, hâkim demektir. Bu yüzden hâkim, kendisine gelen davayı tarafların rızası olmasa bile hükme bağlama yetkisine sahiptir.[14]

11) Zina Sonucu Ayrılma Yöntemi (Lian veya Mülâane)

Karısının zina ettiğini veya çocuğunun zina ürünü olduğunu iddia eden ve bu iddiasını gerektiği gibi ispat edemeyen koca, hâkime başvurarak özel bir yeminleşme yoluyla evliliğe sona erdirebilir. Kur’ân’da düzenlenen bu yeminleşme prosedürüne[15] lian veya mülâane denir.

Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulur:

Karılarına zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayan kimselere gelince, onlardan her birinin şahitliği kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin edip, şahitlik etmesidir. Beşinci defa, eğer yalan söyleyenlerden ise, Allâh’ın lânetinin kendi üzerine olmasını diler. Kadının da, kocasının yalan söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ve şahitlik etmesi kendisinden cezayı kaldırır. Beşinci defa, eğer kocası doğru söyleyenlerden ise, Allâh’ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.”[16]

Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, mulâane sonunda eşler bâin talakla boşanmış sayılır. Ebû Yûsuf, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’e göre ise mülâane karı-kocayı birbirine ömür boyu haram kılar.[17]

12) Eşlerden Birinin Ölümü

Kocanın vefat etmesi halinde eşinin iddetiyle ilgili olarak Kur’ân’da şöyle buyurulur:

“İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşler kendi başlarına dört ay on gün beklerler.” [18]

Kocanın ölümü veya boşanma sırasında gebe olan kadının iddeti ise doğumla sona erer. Allahü Teâlâ şöyle buyurur:

“Gebe kadınların iddetlerinin sonu, çocuklarını doğurmalarıdır”, [19]

Buna göre, kadın vefat edince, evlilik derhal sona erer. Koca vefat edince ise, kadın hâmile ise doğuma kadar, değilse 4 ay 10 gün iddet bekleyeceği için, evlilikle ilgili bağı bir süre daha devam eder. Bu süre içinde yeniden evlenemez.

Dipnotlar:

[1]. Bakara, 2/228. [2]. bk. Talâk, 65/2. [3]. Ahzâb, 33/49. [4]. Bakara, 2/229. [5]. Bakara, 2/230. [6]. Sünnî talâk süreci için bk. Bakara, 2/229, 230; Talâk, 65/1, 2. [7]. Bakara, 2/229. bk. Nisâ, 4/4. [8]. Buhârî, Talâk, 11; Nesâî, Talâk, 34. [9]. kk. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, İst. 1995, s.440, 441. [10]. Mücâdele, 58/1-4. [11]. Bakara, 2/226-227. [12]. Buhârî, Savm, 11, Salât, 18, Nikâh, 91, 92, Talâk, 21, Eymân, 20; Tirmizî, Talâk, 21. [13]. Nisâ, 4/35. [14]. Sâbûnî, Tefsîru Âyâti’l-Ahkâm, I, 472. [15]. Nûr, 24/6-9. [16]. n-Nûr, 24/6-9. [17]. İbnü’l-Hümâm, age, III, 247 vd.; Cassâs, Ahkâmû’l-Kur’ân, thk. M. es-Sâdık, Kahire t.y., V, 150 vd.; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslâm Hukuku, İstanbul 1983, s. 412, 413. [18]. Bakara, 2/234. [19]. Talâk, 65/4.

Kaynak: Prof. Dr. Hamdi Döndüren, Delilleriyle Aile İlmihali, Erkam Yayınları

İSLAM’DA BOŞANMA VE SONUÇLARI

İslam’da Boşanma ve Sonuçları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.