BEBEĞİNİ GÖREMEDEN ŞEHİT OLAN YÜZBAŞI HASAN

Yazar Bahadır Yenişehirlioğlu, Osman Nuri Topbaş’ın kaleme aldığı Tarihe Yolculuk eserinden bebeğini göremeden şehit düşen Çanakkale Savaşı kahramanlarından Yüzbaşı Hasanın hikayesini seslendiriyor.

Erkam Tv hesabına abone olarak video serisini takip edebilirsiniz...

18 Mart 1915 Deniz Harekâtı’nda üstün başarılar gösteren Hasan-Mevkuf Batarya Kumandanı Yüzbaşı Hasan Bey’in, bir kızı dünyâya gelmişti. İstanbul’dan Çanakkale Müstahkem Mevkî Komutanlığı’na telgraf çekildi. Bu telgrafı alan Cevat Paşa atı ile bataryaya geldi ve Yüzbaşı Hasan Bey’e:

“–Evlâdım Hasan, bir kızın dünyâya geldi; Allâh bağışlasın, izinlisin.” dedi.

Hasan Bey’in verdiği cevap, erinden kumandanına kadar Çanakkale muhâriplerinin gönül dünyâlarını aksettirmeye kâfî bir fedâkârlık ve ferâgat duygularıyla doluydu:

“–Kumandanım! Vatan daha mukaddes, gidemem. Bildirebilirseniz, ismini Dîdar koysunlar!..”

O gece bütün batarya ile birlikte Yüzbaşı Hasan Bey de şehîd olanlar arasındaydı. Gözlerini, yeni doğan kızını bir kere bile göremeden bu dünyâya yummuş, elini ona sallayamadan elvedâ demişti...

VATAN SEVGİSİ İMANDANDIR

Zîrâ sevginin en tabiî neticesi fedâkârlıktır. Seven, sevdiğine karşı, sevgisi ölçüsünde fedâkârlık yapmayı zevk ve vazîfe olarak telâkkî eder. Bu, âşığın mâşûkuna can vermesine kadar dayanır. Can ve malın Allâh yolunda, vatan ve millet uğrunda fedâ edilebilmesi de, kulun Rabb’ine karşı muhabbetinin en güzel bir tezâhürüdür. Bunun içindir ki: “Vatan sevgisi îmandandır...” buyrulmuştur.

Bir şeyin ne kadar sevildiği, gerektiğinde onun için yapılabilen fedâkârlık ve göze alınabilen risk ile ölçülür. Bu bakımdan Çanakkale’de yaşananlar, her yönüyle müstesnâ bir vatan sevgisinin en canlı tezâhürlerini sergilemiştir. Her yiğit:

Toprak, alın teriyle gülistân olur, civan,

Candır sonunda bağrına en makbul armağan!.. [Seyrî] terennümüyle fedâ-yı cân eylemiş ve böylece “Çanakkale Geçilmez” yazısı, 250 bin îmanlı vatan evlâdının şehâdet şerbetini içmesi mukâbilinde dünyâ târihine nakşedilmiştir.

CENNETE GİRDİKTEN SONRA TEKRAR ÖLMEK İSTEYEN KİMSE

Gerçekten her asker, Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in mübârek lisânından dökülen:

“Cennete giren hiçbir kimse, yeryüzündeki her şey kendisinin olsa bile dünyâya geri dönmeyi arzu etmez. Sadece şehit, gördüğü muhteşem îtibar ve ikram sebebiyle tekrar dünyâya dönmeyi ve on defa şehîd olmayı ister.” (Buhârî, Cihâd, 21; Müslim, İmâre 109)

“Sizden biriniz karıncanın ısırmasından ne kadar acı duyarsa, şehît olan kimse de ölümden ancak o kadar acı duyar.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 26)

“Şehitliği gönülden arzu eden bir kimse, şehît olmasa bile sevâbına nâil olur.” (Müslim, İmâre, 156)

müjdeleriyle yoğrulmuş olarak müstesnâ bir şehitlik aşkıyla doluydu. Şehîd olabilmek, büyük bir sevdâ hâlinde idi. Sedye ile götürülen yaralı bir askerin, kumandanın yanından geçerken hayıflanarak:

“Şehîd olamadım paşam!” diyerek hüznünü dile getirmesi, bu sevdânın en müşahhas bir misâlidir.

Zîrâ şehitlik, Allâh’ın, kullara hitâben buyurduğu “Rabbine dön” fermânının en güzelidir ve şehitler de, bu dâvete en önde koşma nasîbine eren bahtiyarlardır. Bu dâvet ile alâkalı olarak Hazret-i Mevlânâ ne güzel buyurur: “Mâdemki Cenab-ı Hak seni istiyor, başını ayak yap da koş! Onun «gel» demesi, insana yücelikler verir. Mânevî sarhoşluk verir, neler neler bağışlar, yaygılar yayar, sofralar kurar.”

Bu dâvete koşmuş olan şühedâya verilen ilk mükâfat, hiç şüphesiz ki şu âyet-i kerîmedir: “Allâh yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın; bilâkis onlar diridirler. Rableri katında rızıklanmaktadırlar...” (Âl-i İmrân 169)

Bu ilâhî hakîkat dolayısıyladır ki, Allâh yolunda öldürülenlere “ölü” değil, “şehit” denilmiştir. Şehit kelimesinin “şâhid” mânâsı da vardır. Bu sebeple müfessirler; onların şehîd oldukları an, ruhlarının cennete vardığını ve oradaki nîmetleri gördüğünü beyân ederler. Diğer mü’minlerin ruhları ise, cenneti kıyâmetten sonra görecektir.

ŞEHİTLİK YOLU

Şehitlik yolunda ashâbın, evliyâullâhın, Fâtihlerin, velhâsıl yüreği îman dolu cengâverlerin hayatları, ümmete tam bir mücâhede örneğidir. Zîrâ onlar, din yolunda, vatan uğrunda fazîlet duygusuyla canlarını ve mallarını fedâkârca harcamaktan aslâ kaçınmamışlar ve şehitliği, “vuslat” olarak kabul etmişlerdir. O tâlihli kullar için âyet-i kerîmede: “Allâh mü’minlerden mallarını ve canlarını kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır...” (et-Tevbe, 111) buyrulmaktadır.

Bu bakımdan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, “İnsanların en fazîletlisi/hayırlısı kimdir?” suâline şöyle cevap vermiştir: “Canı ve malıyla Allâh yolunda gayret sarf eden mü’mindir!” (Buhârî, Cihâd, 2; Müslim, İmâret, 122)

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Tarihe Yolculuk, Erkam Yayınları

ÇANAKKALE SAVAŞI VE HİKAYELERİ

PAYLAŞ:            

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle