Bakara Suresinin 21. Ayeti Ne Anlatıyor?

Bakara suresinin 21. ayetinde ne anlatılmak isteniyor? Sadece Allah’a kulluk edilmesini emreden Bakara suresinin 21. ayetinin meali ve tefsiri.

Bakara suresinin 21. ayetinde buyrulur:

يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ

“Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvâya eresiniz.” (Bakara, 2/21)

KULLUK SADECE ALLAH TEALA’YA YAPILIR

Bilgi

Yeryüzündeki insanlar, dinî inançları bakımından çeşit çeşittir. Bir kısmı Yaratıcı’nın varlığını inkâr ederken, bir kısmı O’nunla birlikte başka varlıklara ibadet ederek şirk koşmaktadırlar. Bir kısım insanlar da görünüşte Müslüman gözüküp gerçekte iman etmeyenlerdir. Rabbimiz bu tür insanların sapkın yollarının bizi aldatmaması gerektiğini bildirmektedir. İbadet edilmeye layık olan tek varlık, bizi ve bizden önceki insanları yaratan Yüce Allah’tır. Aklıyla bu inanca ulaşabilen kişi, doğru bir düşünce ve kararlı bir irade ile hareket edebilen kişidir.

Mesaj

  1. İbadet, yaratılmış bir varlığa değil her şeyi yaratan Allah’a yapılır.
  2. Allah’a iman ve ibadet, mümini takvalı olmaya götürür.

Kelime Dağarcığı

Yâ eyyühe’n-nâs: Ey İnsanlar!

Takva: Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.

Kaynak: Diyanet, Kur'an-ı Kerim'den Serlevha Ayetler

TEFSİRİ

“Ey insanlar! Rabbinize kulluk ediniz!” hıtâbı çeşitli anlam katmanları bulunan bir emir olarak, kâfir olsun mü’min olsun, âsi olsun münafık olsun bütün insanları içine almaktadır. Şöyle ki:

› Kâfirlere, Rablerine iman edip O’nu yegâne ilâh kabul etmelerini,

› Münafıklara, Rablerini tanıyarak tevhitte samîmî olmalarını,

› Âsilere, Rablerine itâat etmelerini,

› İtâat ve iman ehline ise Rablerine itâatte devamlı olmalarını emretmektedir.

Bu ilâhî hitâbı duyan gafiller gaflet uykusundan uyanır, tembeller ve uyuşuk halde bulunanlar harekete geçer, masivayla meşgul olanlar kulluğa yönelir, gerçeklerden yüz çevirenler hakka döner. Hak âşıkları ise gönülleri okşayan bu rabbânî nidayla coşarlar. (Semerkandî, Bahru’l-Ulûm, I, 101)

İbadet kelimesinde; “tapma, bağlılık, boyun eğme, itaat, hâkimiyeti altına girme ve kulluk” anlamları vardır. Bununla birlikte ibâdet; “kul” anlamındaki “abd” kelimesiyle bağlantılı olup esasmânası “kulluk etmek” demektir. Aynı kökten gelen ubûdiyet, benliğini hiçe sayıp kendini alçaltmak anlamındadır. İbâdet ise benliğini hiçe saymanın zirve noktasını teşkil ettiğinden böylesi bir saygıya da üstünlük ve yüceliğin zirvesinde bulunan Allah Teâlâ dışında hiçbir varlık lâyık değildir. Kulluk, hayatın tüm safhalarını; itikadî, ahlâkî, hukukî, iktisadî ve siyasî her türlü ilişkileri kuşatan bir kavramdır. Ancak, dine uygun tutum ve davranışlar “Allah’a kulluk” kapsamına girerken, aykırı tutum ve davranışlar, “tâğûta, nefse, hevâ ve hevese kulluk” kapsamına girmektedir.

Sufilere göre ibâdet; kalp ile tevhidin hakikatine ulaşmayı, sır ile masivâdan uzaklaşıp Allah’a yönelerek sadece O’nun rızâsını istemeyi, nefs ile de ilâhî hükümlere tam teslimiyet göstermeyi içine almaktadır. Bu bakımdan, âyet-i kerîme: “Ey insanlar! Her türlü haram ve mahzurlu şeyden uzaklaşarak, taatlerin edâsına sımsıkı sarılarak, emredilenlere huşû ve tezellülle boyun eğerek, tembellik ve uyuşukluk edilecek yerlerde yanlış davranışlardan uzaklaşarak Allah’a kulluk ediniz!” mânasını taşımaktadır.

Burada Allah’ın özellikle rubûbiyet vasfına yer verilmesi dikkat çekicidir. Bizleri, dünyaya gelişimize sebep olan anne ve babalarımızı, nine ve dedelerimizi yaratan O’dur. Bizi ta ilk insandan itibaren varlıkların en şereflisi olarak pek güzel bir biçimde var eden, büyütüp geliştiren, akıl ve dil gibi muazzam nimetlerle donatan O’dur. Bu hususlarda hiç kimse O’na yardım etmiş değildir. İşte, ayet bu hakîkate dikkat çekerek başka şeylere değil, sadece Rabbimize kulluk etmemiz gerektiğini anlatmaktadır.

Ayette, ayrıca Allah Teâlâ’nın ne kadar büyük bir kuvvet ve kudrete sahip olduğu anlatılarak insanların gaflet uykusundan uyanması istenmektedir. Önceki nesillerin yaratılmasına temas edilirken, verilen öğüdün daha etkileyici olması hedeflenmektedir. Yüce Al­lah niçin bize öncekileri hatırlatmaktadır? Şüphesiz, bizim sonumuzun da onlar gibi olacağına dikkatimizi çekmek için… Adeta şöyle demektedir: “Sizden öncekiler de yeryüzünde yaşıyorlardı, belki sizden çok daha güçlü, müreffeh bir hayat sürüyorlardı; fakat şu an toprağın altındalar. Demek ki, onları öldüren, sizi de öldürecek... Bu sebeple, siz de dönüp dolaşıp oraya varacağınızı; O’nun huzuruna çıkacağınızı unutmayın. O’na karşı kusur işlemekten vazgeçin. Sadece O’na ibâdet ederek hidâyete, felâh ve kurtuluşa eren muttakîlerin yoluna girin.”

Neticede hâlisane ibâdetin insana sağlayacağı fayda “umulur ki takvâya erersiniz” ifadesiyle belirtilmektedir. Nitekim burada da görüldüğü gibi, verdiği emir ve yasakların hikmetini göstermesi Kur’ân’ın önemli hususiyetlerinden biridir. Demek ki ibâdet, kulu takvâya ulaştırmaktadır. Peki takvâ nedir? “Koruma” anlamındaki vikâye kökünden gelen takvâ, “korku gereği korunmak” demektir. Takvânın gerçek anlamı, ilâhî emir ve yasaklara riayet ederek uhrevî azaptan korunmaktır. Nihaî derecesi ise, Allah dışındaki her şeyden uzak durmak; yani onlara gönül bağlamamaktır. Bu mânasıyla takvâ, mü’minlerin varabileceği en son makamdır.

Kaynak: Ömer Çelik Tefsiri, kuranvemeali.com

İslam ve İhsan

HAKÎKÎ KULLUK NEDİR?

Hakîkî Kulluk Nedir?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.