Altınoluk Dergisinden Seçme Yazılar

Altınoluk dergisinin geçmiş yıllardaki sayılarından seçme yazılar.

Altınoluk dergisinin 33, 23, 13 ve 3 yıl öncesinde çıkan sayılarında öne çıkan yazılar.

33 YIL ÖNCE

İslamî yaşayışa yeni heyecanlar katan mevsimlerden biri diyebileceğimiz Ramazanı gerçekten büyük bir heyecan ve zevkle yaşayan müslümanlardan bir gurup şimdi bir başka heyecanlı mevsimin hazırlığı içinde. İslâm aleminin her tarafında müslümanların kıblesi Ka’bey-i Muazzama’ya yolculuk hazırlıkları yapılıyor. Doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden günde beş kere hep aynı noktaya yönelen insanlar, bir dairenin muhitten, merkeze küçüle küçüle bir nokta haline gelmesi gibi bütünleşmek birleşmek ve kaynaşmak için yola çıkacaklar. (Kaynak: 1986 Temmuz Sayı: 5)

KUR’AN-I KERİM VE MODERN İLİMLER İLİŞKİSİ

İlmi ve teknolojik inkişaf grafiğinin böylesine baş döndürücü bir hızla yükselmesi karşısında, klasik tefsir metodlarıyla, bugünün insanlarına Kur’an-ı tanıtmanın ve anlatmanın imkanı hemen hemen yok gibidir. Çağdaş insana bildiği ve anladığı şeylerden hareket ederek Kur’an-ı tanıtmak ve anlatmak mecburiyeti bulunmaktadır. Sadece geçmişi tekrarlamak, yapılan şeylere hiç bir şey ilave etmeden şerh ve haşiyelerle uğraşmak, tefsîre dolayısıyla Kur’an’ın anlaşılmasına bir sınır çizmek ve onu donukluğa mahkum etmek demektir. Halbuki Kur’an’da istenilen şey, ilmin artmasıdır, ilim ise, bilinen şeylere yeni yeni şeyler ilave etmekle artar. (Kaynak: Yrd. Doç. Dr. Celal Kırca. Sayfa: 13)

HAC MEVSİMİ YAKLAŞIRKEN

“Hac farızası”nı eda eden bir müslüman, İslamın beş şartını da eda etmiş bir “İnsanı kamil” demektir.

Bu dereceyi iktisab için neler çekilmektedir...

Biznillah, buna muvaffak olunduktan sonra artık, “Hacı, namım alan Müslüman:

Kur’anı Kerim ve Hadis-i şerif duyguları ile, mevcüdata hüsni nazar etmeli,

Daima hayırlı bir unsur (İnsanı kamil) ,olarak istikamet ve hizmette mukîm olmalı.

Cenab-ı Hakkı tesbîh ve ona hamdü sena ve şükür ile meslekinde daha doğru çalışarak imrar hayat etmeli,

Baka saadetine ermelidir. (Kaynak: Ömer Kirazoğlu. Sayfa: 18)

23 YIL ÖNCE

Bu sayımızın kapağına, çağdaş Müslümanların gündemine giren bir sancıyı getiriyoruz: “İslam ve değişim.”

Osmanlı’nın çözülüş yıllarında, Batı karşısındaki mağlubiyetlerin yükü, önce Batılı çevreler tarafından “İslam”a yüklendi. Geri kalmamızın sebebi İslam’dı ve İslam’la ilişkilerimizi yeniden düzenlemedikçe, çözülüşün bu fasit dairesinden kurtulma imkanı yoktu.

… Konuyu, İslam hukukçusu, Kelamcı, İslam düşünce tarihçisi ilim adamlarımızla değerlendirmeye çalıştık, ilim adamlarımızın farklı yaklaşımları da bulunmakla birlikte, sayfalarımıza geniş biçimde yansıyan sohbet okunduğunda, bir bakış açısında buluşulabildiği de görülecektir.  (Kaynak: 1996 Temmuz Sayı: 125)

İSLÂM VE DEĞİŞİM

Önceki dinlerin tahrif edilmesinde, hakim yönetimlerin baskıları ile, din adamlarının kişilik zaafları etkili olmuş. Kur’an “az bir baha ile Allah’ın ayetlerinin değiştirildiği”nden söz ediyor. Ruhbanın “din koyucu” hale geldiğinden, yani putlaştırıldığından bahsediliyor. Helal’i haram, haramı helal yapıyor ruhban.

Böyle bir durum, İslam için söz konusu olamaz. Çünkü din adına ortaya konan her ölçüyü, ana ölçülere vurma imkanı vardır.

Bununla birlikte, İslam’ın ulaştığı bütün coğrafyalarda, hayatın bütün alanlarında, tek tip bir hayat modeli olduğu söylenemez. Belirli ölçüde farklılaşmalar olmuştur. Ama herkesin ana başvuru kaynağı Allah’ın kitabı ve Rasûlünün sünnetidir. (Kaynak: Ahmet Taşgetiren. Sayfa: 3)

DEĞİŞME BOZULMA GELİŞME

Tevhîd’e ters düşen bir hareket “değişim” görüntüsünde de olsa o bir “bozulma” dır, çizgi dışına taşmadır. Tasvib edilemez. Yani bid ‘at ‘tır. Bir başka ifade ile söylersek, İslam’da değişim, Sünnet’le gerçekleşmiştir. Değişimi sünnet temsil etmektedir. Sünnet’in benimsemediği bir değişim, merduttur. (Kaynak: Prof. Dr. İsmail L. Çakan. Sayfa: 5)

13 YIL ÖNCE

“Kulluk” İslam’ın en temel kavramlarından biri, çünkü İslam, Allah - kul ilişkisi etrafında örgüleniyor.

Nasıl anlamalı kulluğu?

Kulluk bir ezginlik mi şeref mi? Nasıl ayırdetmeli?

Kula kulluk ile Allah’a kulluk arasındaki sınır ne?

İnsanın hürriyeti ile kulluk arasındaki denge ne?

Ve Rabbin insandan istediği “Gerçek kulluk” kıvamı nasıl bir insanı inşa eder? (Kaynak: 2006 Temmuz Sayı: 245)

“EL-VEDÛD” İSMİNİN MAZHARI BİR ALLAH DOSTU

Gerçekten Rabbimizin farklı kullarında değişik isimler tecelli eder. Musa Efendi ile ilgili elbette ki farklı tesbitler, farklı bakış açıları olabilir ama benim okuduğum şu ki Allah-ü zül Celal’in “Çok seven” anlamına gelen el-Vedud ismi, Musa Efendi’de büyük manada tecelli etmişti. Yani her tarafından Allah’ın tüm mahlukatına sanki bir sevgi akardı. İlahi bir kaynaktan üzerine bir sevgi düşmüştü sanki. Yücelerden kendisine inen bir sevgi ondan etrafa yayılırdı. Nitekim bir yakınına yazdığı mektupta şöyle bir ifadesi vardı ki bana çok tesir etmiştir: “Allah Teala’nın mahlûkâtını, kullarını, özellikle onun dostlarını öyle bir seviyorum ki o sevgide istiğrak halinde oluyorum, bazen sevdiğimin de farkında olmuyorum.” (Kaynak: Abdullah Sert. Sayfa: 10)

TOPLUM VE İDARECİLER

Hikmet nazarıyla bakıldığında, idârecilerle idâre edilenlerin, âdeta görüntüleri birbirine akseden aynalar misâli olduğu görülür. Buna göre en küçük bir âile ve cemaatten başlayarak büyük milletlere kadar bütün toplumlar, idârecilerinin maddî-mânevî seviyelerine göre; buna mukâbil idâreciler de toplumun maddî-mânevî liyâkat ve nasîbine göre şekillenirler. Baştakilerin kâbiliyet ve adâleti, toplumun sulh ve selâmetine; bunun zıddına beceriksiz ve ehliyetsiz olması da toplumun sefâletine sebep olur. Diğer taraftan da toplum, kendi hâlini düzelttiği takdirde sâlih idârecilere sâhip olurken; güzel hâl ve meziyetlerini terk edip ahlâkî zaaflara dûçâr olduğunda, buna mümâsil menfaatperest idâreciler başlarına musallat olur. Zîrâ idâreciler de halkın mahsûlüdür, yâni toplum içinden çıkmaktadır. (Kaynak: Osman Nûri Topbaş. Sayfa: 3)

3 YIL ÖNCE

İslam bir mimari oluşturuyorsa, şunlar da o mimarinin ana unsurlarını teşkil ediyor. İman, İbadet, Ahlak, Muamelat, Ukubat... Hiç şüphesiz her bir unsurun nev’i şahsına münhasır ehemmiyeti var. Her biri Dinin mütemmim cüz’ü olarak mütalaa edilebilir. Din, onlarla bütünlük arzediyor. Birisini azalttığınızda Din’in bütünlüğü de yara alıyor.

Bazan “Din iman, ibadet ve ahlaktan ibaret” gibi, özellikle “Muamelat ve Ukubat”ı dışlayarak, dini sosyal hayattan tecrit etme teşebbüsleri olur. Bunu kimi zaman “laik” kurulu düzenler yapar, kimi zaman da dünyevileşme tuzağına sürüklenmiş insanın kendisi yapar. (2016 Temmuz Sayı: 365)

HAYATIN HER ALANINDA  TAKVA VE İHSAN ŞUÛRU

Kur’ân-ı Kerîm ayetleri ve Rasûl-i Ekrem Efendimizin hadislerinden anlaşıldığı kadarıyla gerçek kulluk sadece kılınan namaz, verilen zekât, tutulan oruç, yapılan haccda değil varlıkla ilişkide ne derece nezaket, zerafet, adalet, merhamet ve şefkat ile hareket edilebildiğiyle ortaya çıkan bir olgudur. Gece kalkıp özenle namaz kılan bir kadının komşusunu incittiği söylendiğinde Rasûlullah’ın onun namazının anlamsızlığına işaret etmesi bu hususu çok iyi anlatan bir örnektir. İslam âlimlerinin ahlak tanımı tam da bunu anlatır: “Allah’ın emirlerine saygı, yaratıklarına şefkat.” İşte bu şuur sadece toplumsal hayatta insanlarla değil diğer varlıklarla da ilişkilerin zeminini belirleyen ana dinamiktir. (Kaynak: Prof. Dr. Saffet Köse. Sayfa: 6)

DÜNYALIK İÇİN ÂHİRETİ SATMAK

Kalıcı olan geçici olandan daha kıymetlidir. Akıllı kimse sonu yokluk olan varlığa aldanmaz. Fâni olanı bâkiye çevirmeye çalışır. Daha değerli olanı verip daha az değerli olanı almak akıl kârı değildir. Bu, düpedüz zarar demektir. Dünyalık elde etmek için ahireti satmak da böyledir. Bugünkü üç kuruş için yarınki milyonlardan vazgeçmek tam bir ahmaklıktır.

…Dünya kazancını ahiret kazancına vasıta yapmak yerine ahireti dünya menfaatine feda etmek korkunç bir gaflet ve aymazlıktır. En kirli kazanç; Allah’ı, Peygamberi, Kur’ân’ı, mukaddesleri istismar ederek elde edilen kazançtır. (Kaynak: Ali Rıza Temel. Sayfa: 49)

Kaynak: Altınoluk Tarihi, Altınoluk Dergisi, Sayı: 401

İslam ve İhsan

ALTINOLUK DERGİSİNİN ÖNE ÇIKAN YAZILARI

Altınoluk Dergisinin Öne Çıkan Yazıları

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.