Allâh’a Yaklaştırmayan Her Nîmet Baş Belâsıdır

Kişiye fayda verecek olan varlık, onun zor zamanında işine yarayacak olandır. Ebediyete uzanan hayat yolculuğumuzun en zor geçitleri ise; son nefes, kabir, kıyâmet, mahşer, hesap ve sırattır. İşte bu safhalarda işimize yaramayacak olan nîmet değil, külfettir, baş belâsıdır.

Şeyh Sâdî Hazretleri buyurur:

“Engin bir çölde bir yolcu, şaşırıp yolunu kaybetmiş. Azığı ve tâkati tükenmiş. Yanında biraz parası varmış. Çok dolaşmış, fakat yolu bulamamış ve ıztırap içinde ölüp gitmiş.

Bir müddet sonra oradan bazı kimseler geçmiş. Bakmışlar ki bir adam ölmüş, yanındaki paraları yere atmış ve toprağın üzerine şu satırları yazmış:

«Bütün altınlar o kişinin olsa, azıksız adam, adım atamaz. Çölde kavrulan fakir için, pişmiş şalgam, ham gümüşten iyidir.»”

Kişiye fayda verecek olan varlık, onun zor zamanında işine yarayacak olandır. Ebediyete uzanan hayat yolculuğumuzun en zor geçitleri ise; son nefes, kabir, kıyâmet, mahşer, hesap ve sırattır. İşte bu safhalarda işimize yaramayacak olan, hattâ ayak bağı olacak varlıklar, esasen birer nîmet değil, külfettir.

Selef ulemâsından Ebû Hâzim -rahmetullâhi aleyh- şöyle demiştir:

“Allâh’a yaklaştırmayan her nîmet, baş belâsıdır.”

Âyet-i kerîmelerde buyruluyor:

“Yeryüzü kendine has sarsıntısıyla sallandığı, toprak ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman.” (ez-Zilzâl, 1-2)

Kıyâmetin o dehşetli zelzelesinde, yeryüzünün dışarı atacağı varlıkların neler olduğu hakkındaki görüşlerden biri de; yer altında bulunan kıymetli madenler, altınlar, gümüşler, mücevherler vs. olacağıdır. İnsanoğlunun peşinde koşup durduğu o varlıklar âdeta lisân-ı hâl ile;

“İşte uğrunda ömür tükettiğiniz dünya metâları! Bir faydası varsa, alın şimdi istediğiniz kadar!” der gibi, ortaya saçılacaktır.

İnsanoğlunun şahsî kıyâmeti demek olan ölüm gelip çattığında, “benim” dediği bütün dünyalıklar da dünyada kalacak. İnsan eli boş geldiği dünyadan, yine eli boş olarak gidecek. Kabre yalnızca amelleriyle girecek…

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz buyuruyor:

“Âdemoğlu; «malım malım» deyip durur. Ey Âdemoğlu! Yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip sevap kazanmak üzere önden gönderdiğinden başka malın mı var!?” (Müslim, Zühd, 3-4)

Doğuya ve batıya doğru çıktığı büyük seferleriyle muazzam bir dünya saltanatına nâil olan Hazret-i Zülkarneyn -aleyhisselâm-ʼın, vefâtından evvel yaptığı şu vasiyet de çok ibretlidir:

“(Öldüğüm vakit) beni yıkayın, kefenleyin. Sonra bir tabuta koyun. Yalnız kollarım dışarıya sarkık kalsın!

Hizmetkârlarım arkamdan gelsin. Hazinelerimi de katırlara yükleyin. Halk, benim son derece ihtişamlı bir saltanat ve dünya mülküne sahip olmama rağmen, kabre eli boş gittiğimi, hizmetkârlarımın da, hazinelerimin de bu dünyada kalarak benimle beraber kabre girmediğini görsün! Bu yalancı ve fânî dünyaya aldanmasın!..”

Âlimler, Zülkarneyn -aleyhisselâm-ʼın aynıyla yerine getirilen bu vasiyetini şöyle tefsir ettiler:

“Arkamdan gelen ordular ile doğuya ve batıya hâkim oldum. Maiyyetimde birçok hizmetçi ve sayısız asker vardı. Hiçbiri emrimin dışına çıkmadı. Dünya, baştanbaşa benim idarem altında idi. Sayısız hazinelere sahip oldum. Fakat dünya nîmetleri kalıcı değildir. İşte gördüğünüz gibi, dünya malı dünyada kaldı, mezarıma eli boş gidiyorum! Sizler, âhirette faydalı olan işleri yapın!..”

Esas ve kalıcı hayat âhiret olduğuna göre, asıl servet ve saltanat da kişiye âhirette fayda verecek olan sâlih amellere sahip olabilmektir. Merhum Necip Fâzıl bu hakîkate işaretle, ne kadar da hikmetli bir nasihatte bulunur:

Hasis sarraf, kendine bir başka kese diktir;
Mezarda geçer akçe neyse onu biriktir!..

Şüphesiz ki âhiret menzillerinin ilki olan kabirde yegâne geçer akçe, îman ve sâlih amellerdir.

Ne mutlu bugünden âhiret azığını biriktirme gayretinde olan sâlih müʼminlere!..

Cenâb-ı Hak, fânî dünyanın basit oyuncaklarına aldanarak küçücük bir su birikintisinde helâk olanların âkıbetine dûçâr olmaktan, biz âciz kullarını muhafaza buyursun. Selîm bir kalp ve müsterih bir vicdanla huzuruna varabilmeyi, cümlemize lûtf u keremiyle ihsan ve ikram eylesin. Âmîn!..

İslam ve İhsan

HEPİMİZİN YAŞADIĞI DUYGULARI FECR SURESİ 15-16. AYETLER ÖZETLİYOR

Hepimizin Yaşadığı Duyguları Fecr Suresi 15-16. Ayetler Özetliyor

ALLAH NEDEN KİMİNİ ZENGİN KİMİNİ FAKİR YARATTI?

Allah Neden Kimini Zengin Kimini Fakir Yarattı?

ÖNCE ZENGİN Mİ YOKSA FAKİR Mİ OLMAK İSTERSİN?

Önce Zengin mi Yoksa Fakir mi Olmak İstersin?

İSLAM TOPLUMUNDA ZENGİN-FAKİR İLİŞKİSİ

İslam Toplumunda Zengin-fakir İlişkisi

FAKİR NASIL YAŞAR, ZENGİN NASIL ÖLÜR?

Fakir Nasıl Yaşar, Zengin Nasıl Ölür?

ZENGİN İLE FAKİR ARASINDA KÖPRÜ

Zengin İle Fakir Arasında Köprü

FAKİRLİK VE ZENGİNLİK İMTİHANI

Fakirlik ve Zenginlik İmtihanı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.