Bir Anlık Gururun Acı Sonucu

Müfessir Bursevî’nin naklettiği arı ve karınca kıssasından, gurur, kibir ve nefsin arzularına uymanın insanı götürebileceği acı sonuçlara dair ibretlik bir ders.

Müfessir Bursevî, tefsirinde şu temsilî kıssayı nakleder:

NEFSİNİN ARZUSUNA UYANIN SONU

Bir arı, bin bir güçlükle yuvasına yem tanesi götürmeye çalışan bir karınca gördü ve ona gururla şöyle seslendi:

“‒Ey karınca, bu kendine yüklediğin nasıl bir meşakkat, seçtiğin nasıl bir yüktür? Gel de benim yediğim içtiğim yeri bir gör! En güzel ve en hoş yiyecekler benden artmadıkça padişahların sofrasına ulaşmaz. İstediğim yere konar, istediğimi seçer ve istediğimden yerim!”

Bu sözleri söylerken uçtu ve kasap dükkânında bir etin üzerine kondu. Kasap, elindeki bıçağı o mağrur arının üzerine öyle bir vurdu ki onu iki parçaya bölerek yere attı.

Karınca gelip arıyı ayağından çekti ve şöyle dedi:

“‒Nice bir anlık gurur ve hırs vardır ki sahibini uzun zaman üzüntüde bırakır!”

Can çekişen arı, kendisini çekip götüren karıncaya:

“‒Beni istemediğim yere götürme!” dedi.

Karınca da:

“‒Kim nefsinin arzusuna uyarak istediği her yere konarsa, onu istemediği bir yere götürürler!” karşılığını verdi.[1]

Hisse:

Başa gelen felâketlerin en büyük sebeplerinden biri de “ihtiras”tır.

Mevlânâ Hazretleri bu hakîkati şu teşbihle îzah eder:

“Nice balık vardır ki su içinde her şeyden eminken, boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.”

Bir imtihan âlemi olan şu dünyada insanoğlu da tıpkı bu misaldeki gibi, pek çok olta ucundaki yemlere muhâtaptır. Yeme aldanıp ardındaki tuzağı göremeyen muhteris kimseler, o yemin bir anlık lezzeti için hayatını tehlikeye atan balık gibidirler. Nefsânî arzularının esiri olup fânî ve gelgeç zevkler uğruna helâl-haram hudutlarını çiğneyen, böylece âhiretini mahveden bir kul da bu vaziyettedir.

Velhâsıl nefsânî ihtiraslar, kalp gözünü perdeleyerek insanın hem dünyasına hem de âhiretine zehir saçar. Bu sebeple nefsi terbiye ve tezkiye etmek, dünya ve ukbâ saâdeti için elzemdir.

Zira nefis bir at gibidir. Güzel terbiye edilirse, sahibini menzil-i maksûda selâmetle taşır.

Terbiye edilmeyen bir nefis ise azgın bir aygıra döner, onu zaptedemeyen sahibini hangi uçurumdan yuvarlayacağı belli olmaz.

Dipnot:

[1] İsmail Hakkı Bursevî, Rûhu’l-Beyân, Erkam Yay., XVI, 550 [es-Sâffât, 138]

 

İslam ve İhsan

ARI İLE KARINCA HİKAYESİ

Arı ile Karınca Hikayesi

DİNİ VE TASAVVUFİ KISSALAR

Dini ve Tasavvufi Kıssalar

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.