Allah Bizden Neden Oruç Tutmamızı İster?
Oruç, Allah’ın bir ihtiyacı değil; insanın kendi sınırlarını aşma ve ruhunu özgürleştirme yolculuğudur. Peki, bedenin açlığı nasıl olur da ruhun azığına dönüşür? İnsani tekâmülün kapılarını aralayan orucun derin hikmetine yakından bakalım.
Hazırlayan: Dr. Halil İbrahim Delen
Allah, insanların aç ve susuz kalmasını neden ister? Allah’ın buna ihtiyacı mı var?
Bazı çevreler tarafından sıkça dile getirilen bu soru, ilk bakışta güçlü ve sarsıcı görünebilir. Ancak dikkatle incelendiğinde, sorunun kendisinin belirli varsayımlara dayandığı fark edilir. Zira bu soru/örtük bir itiraz biçiminde “İlâhî emirler bir ihtiyaçtan doğar, açlık kendi başına kötüdür, zorluk merhametle bağdaşmaz.” şeklinde birtakım ön kabulleri içerir.
Her şeyden önce burada sorgulanması gereken husus insanın İlah tasavvurudur. Emir ile ihtiyaç arasındaki ilişki nedir? İbadetin hikmeti Allah’a mı yöneliktir, yoksa insanın tekâmülüne mi? Burada eksik olup tamamlanmaya ihtiyacı olan kimdir? Bu yönüyle açlık bir mahrumiyet midir, yoksa bilinçli bir eğitim süreci mi?
Bu sorulara sağlıklı bir cevap verebilmek için konuyu üç temel düzeyde ele almak icap eder. Öncelikle orucun farz oluş mantığını anlamak, ardından kelâmî açıdan emir–ihtiyaç ilişkisinin nasıl kurulduğunu kavramak, nihayetinde orucun, insanın ahlâkî dönüşümünde nasıl bir rol oynadığını ortaya koymak. Meseleyi bu üç aşamada ele aldığımızda, “Allah’ın buna ihtiyacı mı var?” sorusunun neden eksik ve yanıltıcı olduğu daha net bir şekilde ortaya çıkacaktır.
ORUCUN FARZ OLUŞ MANTIĞI: İHTİYAÇ DEĞİL KULLUK BİLİNCİ
Kur’ân-ı Kerîm insanın yaratılış amacını kulluk olarak bildirir (Zâriyât 51/56). Ancak kulluk, insanın kendi aklıyla icat ettiği bir şey olmaktan öte vahyin öğrettiği bir bilinçtir. Bu bakımdan ibadetlerin farz oluşu, Allah’ın bir ihtiyacından ziyade kulluğun çerçevesini belirleme iradesini ifade eder.
Ramazan orucunun farziyeti açık bir nass ile sabittir:
“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Umulur ki böylece günah ve fenâlıklardan korunursunuz.” (Bakara 2/183)
Bu ayet iki temel ilkeye işaret etmektedir:
- Hitap “iman eden kimselere”dir. Oruç, sıradan bir açlık olarak anlaşılmamalıdır. Oruç iman bilinciyle yapılan taabbudî (kulluk niyetiyle yerine getirilen) bir fiildir.
- Gerekçe “takvâ”dır. Yani hedef Yaratıcının tatmini değil, insanın ahlâkî kemâlidir. (Pezdevî, 2003, 207; Semerkandî, 1985, 332)
ALLAH’IN EMİRLERİ NEDEN İHTİYAÇTAN DOĞMAZ?
Klasik kelâm literatürü, “Allah neden ister?” sorusunu teklif, hikmet ve maslahat kavramları üzerinden ele almaktadır. Mezhepler arasında vurgular farklı olsa da ortak hüküm nettir: “İlâhî emirler, asla eksiklikten, ihtiyaçtan kaynaklanmaz”.
Teklif, Kesb ve Maslahat
Ebû Mansûr el-Mâtürîdî’ye göre teklif, kulun fiilde gerçek bir payının bulunduğu varsayımına dayanır (Mâtürîdî, 99-100). Yani emirin/emirlerin muhatabı, yalnızca irade sahibi bir varlık olabilir. Oruç da bu çerçevede kulun kesbiyle gerçekleşmekte olup yaratma Allah’a, kazanım kula nispet edilmektedir. (Mâtürîdî, 225) Meseleyi bu zaviyeden değerlendirdiğimizde orucun, kulun irade alanını harekete geçiren bir vasfa sahip olduğu ortaya çıkar. O halde oruç örneğinde olduğu gibi ilâhî emirlerin, insanın sorumluluk bilincini harekete geçirdiği neticesine ulaşmamız mümkündür.
Meseleye teklif açısından baktığımızda teklifin mutlak değil, şartlara bağlı olduğu görülür. Sağlık ve imkân yoksa yükümlülük ortadan kalkar. Sorumluluğun ortaya çıkabilmesi için “ahvâl ve esbâb” (durumlar ve sebepler) vurgusu yapılması, mükellefiyetin, gerekli şartları taşımasına bağlı olduğunu gösterir. Bu da bizlere Allah’ın bir ihtiyaçtan ziyade insana imkân dairesinde sorumluluk yüklemek için emir verdiğini öğretmektedir (Mâtürîdî, 258).
Diğer taraftan orucu nimetlerin şükrü ve kulluğun tezahürü olarak tanımlayanlar da bulunmaktadır. Açlık burada bir mahrumiyetten ziyade nimetin değerini idrak ettiren bir terbiye yöntemi olarak ele alınmaktadır (Nesefî, 2003, 1/144).
Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi de kulun maslahatıdır. Oruç ayetinde geçen “Allah sizin için kolaylık ister.” (Bakara 2/185) ifadesi, teklifin maslahat merkezli olduğunu gösterir. Bu da orucun, insanı zorlamak için değil onun yararına olacak şekilde emredildiğini ortaya koyar (Kādî Abdülcebbâr, 1969, 2/189).
Eş‘arî Gelenek: Farziyet ve İmtihan Sırrı
Eş‘arî gelenekte temel ilke şudur: Allah’a hiçbir şey vâcip değildir. O’nun fiilleri ihtiyaçla açıklanamaz. Oruç mükellefe farzdır, fakat bu farziyet Allah’ın eksikliğini giderme amacına matuf değildir. Bu nazariyeye göre açlık ve meşakkat kul için bir imtihan ve Allah’a yöneliş vesilesidir (Bâkıllânî, 1421, 20, 143-144).
Klasik kelâm geleneğinde farklı teorik çerçeveler bulunsa da ortak ilke açıktır: İlâhî emir ihtiyaçtan dolayı sadır olmaz. Oruç, Allah’a katkı sunma veya O’ndaki bir eksikliği giderme amacı taşımaz! Tam aksine oruç, insanın eksikliğini gideren, onun iradesini güçlendiren ve ahlâkî kemâlini inşa eden bir terbiye metodudur.
Sorumluluk, imkân, kudret ve şartlar dairesinde şekillenerek anlam kazanır. Açlık tecrübesi, insanın kendi acziyetini ve sınırlarını idrak etmesine kapı aralayan, arzularını törpüleyen bir eğitim vasıtasıdır. Nihayetinde oruç, insanın olgunlaşma serüvenine yön veren, ruhu kemâle erdiren bilinçli bir kulluk eylemidir.
ORUCUN PSİKOLOJİK ETKİLERİ: NEFİS VE İRADE
İslam düşüncesine göre insan, şeheviyye (haz), gadabiyye (öfke) ve akliyye (idrak) olarak isimlendirilen üç temel kuvvenin/gücün terkibiyle varlık sahasına çıkar. Bu kuvvelerin mevcudiyeti, beşerî doğanın asli bir parçasıdır. Asıl mesele, bu kuvvelerin birbiriyle kurduğu ilişkinin itidali, yani dengesidir (Gazzâlî, 2005, 3/12-25; Çelebi, 2021, 65 vd.).
Tüketim Kültürüne Karşı Bir Direniş ve Özgürleşme
Modern çağın sınırsız tüketim ve anlık tatmin vaatleri, haz mekanizmasını (şeheviyye) diğer tüm melekelerin üzerine çıkarır (Baudrillard, 2024). Oruç, bu tekelleşmeye karşı bilinçli bir müdahaledir. En temel ihtiyaçlara dahi mesafe koyabilmek, arzunun esaretinden kurtulup iradenin özgürleşmesini sağlar. Bu süreç, duyguları yok etmek yerine onları disipline ederek dizginleri akla teslim etmektedir. Ramazan iklimi, öfke gücünü (gadabiyye) de rafine eder.
Müşlüman birey “Ben oruçluyum.” bilinciyle sakinleşir. Bu telkin, bir fren vazifesi görür. Böylece insan, tepkilerinin değil, kararlarının faili olur.
Haz ve öfke bulutları dağıldıkça, idrak gücü (akliyye) parlamaya başlar. Elmalılı Hamdi Yazır’ın vurguladığı üzere “bu ibadet, nefsin süfli arzularını mağlup ederken, kalbin manevi çekim merkezine yönelmesini sağlar. Oruç, insanı içgüdülerinin sürüklediği bir canlı olmaktan çıkarıp, ilâhî hikmetle hareket eden vakur bir şahsiyete dönüştürür.” (Elmalılı, 2021, 1/706-708)
ORUÇ ALLAH’A BİR KATKI DEĞİL, İNSANI KEMALE ERDİREN BİR METOTTUR
Buradaki temel hata, “İlah” kavramını beşerî ihtiyaç kategorisi içine hapsetme düşüncesidir. “Mutlak kudret ve mutlak merhamet sahibi olan Allah, insanların aç ve susuz kalmasını neden ister? Allah’ın buna ihtiyacı mı var?” suali, farkında olmaksızın Yaratıcıyı bir şeylere muhtaç ve tatmin bekleyen eksik bir varlık şeklinde tasavvur eder. Oysa ilâhî irade, ihtiyaçtan ziyade hikmetten neşet eder.
Oruç, ilâhî bir boşluğu doldurmak yerine, insanın taşkınlığını sınırlamayı hedef alır. Açlığı tecrübe ederek nefsanî arzularını dizginlemeyi öğrenen bizzat insandır. Yani ilahî emirin faydası insanın kendi nefsine matuftur. Kendi dengesini kaybeden ve ölçüsüzlüğüyle malul olan da yine beşerdir.
Yukarda zikrettiğimiz hususlardan da anlaşılacağı üzere oruç, Allah’ın bir ihtiyacını karşılamaz. Zira O hiçbir şeye muhtaç değildir (Âl-i İmrân 3/97; Fâtır 35/15; Ankebût 29/6). Bu sebeple oruç, insanın sınırlarını görünür kılar.
Oruç, kula, mutlak özgürlük yanılsamasından ziyade bilinçli sınırların, kendisine olgunluk getireceği gerçeğini fısıldar. İlâhî emir, yukarıdan gelen bir talep olmanın ötesinde, aşağıya doğru uzanan bir eğitim sürecidir. Neticede oruç, Yaratıcının insanı muhatap almasının yanı sıra kulu kemâle erdiren bir terbiye metodudur.
Kaynakça:
- Bâkıllânî, Ebû Bekr Muhammed b. Tayyib b. Muhammed el-Basrî. el-İnṣâf fî esbâbi’l-ḫilâf. Kahire: el-Mektebetü’l-Ezheriyye li’t-Türâs, 2. Basım, 1421.
- Baudrillard, Jean. Tüketim Toplumu. çev. Ferda Keskin - Hazal Deliceçaylı. Ayrıntı Yayınları, 2024.
- Çelebi, Kınalızade Ali. Ahlak-ı Alai. ed. Mustafa Koç. İstanbul: Klasik Yayınları, 2021.
- Elmalılı, Muhammed Hamdi Yazır. Hak Dini Kur’an Dili. 6 Cilt. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı, 2021.
- Gazzâlî, Ebû Hamid Huccetülislam Muhammed b Muhammed. İhyâu Ulûmi’d-Dîn. çev. Ahmet Serdaroğlu. İstanbul: Bedir Yayınları, 2005.
- Kādî Abdülcebbâr, Ebü’l-Hasen Kādı’l-kudât Abdülcebbâr b. Ahmed b. Abdilcebbâr el-Hemedânî. Müteşâbihü’l-Ḳurʾân. thk. Adnan Muhammed Zerzur. 2 Cilt. Kahire: Dârü’t-Türas, 1969.
- Mâtürîdî, Ebû Mansûr Muhammed b Muhammed b Mahmûd Mâtürîdî Semerkandî. Kitâbü’t-Tevhîd. thk. Fethullah Huleyf. İskenderiye: Dârü’l-Câmiatü’l-Mısriyye, ts.
- Nesefî, Ebü’l-Muîn Meymûn b. Muhammed b. Muhammed b. Mu‘temid. Tebṣıratü’l-edille fî uṣûli’d-dîn. thk. Hüseyin Atay - Şaban Ali Düzgün. 2 Cilt. Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 2003.
- Pezdevî, Ebü’l-Yüsr Fahrü’l-İslâm. Uṣûlü’d-dîn. Kahire: Dârü’l-Ezheriyye li’t-Türâs, 2003.
- Semerkandî, Şemsüddîn Muhammed b. Eşref el-Hüseynî. eṣ-Ṣaḥâʾifü’l-ilâhiyye. thk. Ahmed Abdurrahman Şerif. Kuveyt: Mektebetü’l-Felah, 1985.









YORUMLAR
-
İlk yorumu yapan siz olun!