Aile Hayatı

Aile fertleri kimlerdir? Aile fertlerinin hakları ve sorumlulukları nelerdir? İslam’da aile hayatı.

İnsan, fıtratı îcâbı bir âile kurmaya ve o âile içinde yaşamaya muhtaçtır. Lâkin âile yuvasının huzur ve saâdeti için de, âile fertlerinin, üzerlerine düşen hak ve vazifeleri bilmeleri ve bunlara uymaları zarûrîdir.

Baba, hanımını ve çocuklarını en güzel şekilde terbiye edip ihtiyaçlarını helâlinden temin ederek onları iki cihan saâdetine hazırlamalıdır. Evlâtlarına mal-mülk mîrasından ziyâde, sağlam bir karakter ve şahsiyet mîrâsı bırakmalıdır.

Anne, efendisine karşı vazifelerinde hassas davranmalı, evine ve çocuklarına sahip çıkmalıdır. “Yuvayı kuran dişi kuştur.” darb-ı meselince, kanaatkâr davranarak israftan kaçınmalı ve her hususta büyük bir dirâyetle hareket etmelidir. Yuvasının muallimi olmalı, ilâhî bir emânet olan yavrularına İslâm’ın nezâket ve zarâfetini telkin etmelidir.

Anne-baba, çocuklarına karşı adâletli davranmalı, bizzat örnek olarak güzel bir terbiye vermelidir. Kusursuz bir evlât yetiştirmenin, kusursuz bir anne-baba olmaya bağlı olduğunu unutmamalıdır.

Âilede çocuklar, Kur’ân’ın bereket ve feyiz dolu ikliminden, bilhassa peygamber kıssalarından ve bu kıssalardaki ilâhî mesajlardan haberdâr olarak yetişmelidir. Anne-babaları onlara, her şeyden evvel zarûrî olan dînî bilgileri öğretmelidirler. Daha sonra da tercih edecekleri meslekle alâkalı İslâmî hükümleri öğrenmelerine yardımcı olmalıdırlar.

Yine çocuklar, anne babalarına karşı son derece hürmet ve muhabbet hisleriyle dolu olmalı, onlara itaat ederek hizmetlerine koşmalıdırlar.

AİLE FERTLERİNİN MES’ULİYETLERİ

Şüphesiz ki âile fertlerinin ebedî saâdeti kazanmaları için gayret göstermek, en mühim mes’ûliyettir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

Ey îmân edenler! Kendinizi ve çoluk-çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden koruyunuz!..” (et-Tahrîm, 6)

Dolayısıyla dünyada nefsâniyet ateşlerinden korunmalıyız ki, Âhirette Cehennem ateşine sürüklenmeyelim.

Âile içindeki dînî ve uhrevî mes’ûliyetlerden sonra dünyevî mes’ûliyetler gelir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) bir hadîs-i şerîflerinde şu îkazda bulunmuşlardır:

“Kişinin, geçimini sağlamakla yükümlü olduğu kimseleri ihmâl etmesi, ona günah olarak yeter.” (Müslim, Zekât, 40; Ebû Dâvûd, Zekât, 45)

Allah Resûlü (s.a.v) Efendimiz de, âilesinin rızkını temin için lüzûmu kadar çalışmış, bu yolda gösterilen gayretlerin, ibâdet ve infak yerine geçtiğini beyân etmiştir.

Âilede huzur ve saâdet için, evin reisi, hanımından habersiz uzun yolculuklara çıkmamalıdır. Yine eve, habersiz ve kim olduğunu bilmediği yabancı misâfirler getirmemelidir. Hanımından, meşrû ölçülerin dışında nâmahremlerin karşısına çıkmasını ve onlara hizmet etmesini istememelidir. Âilesini mümkün mertebe karışık ortamlardan uzak tutmalıdır.

CENNET KOKULU ÇİÇEK

Âile içinde hanımın takvâ ve istikâmeti de; kocasını, çocuklarını, akrabâlarını ve hattâ komşularını hayır ve hasenâta teşvik edecek mâhiyette olmalıdır. Sâliha bir hanım, etrafına saâdet saçan, Cennet kokulu bir çiçektir. Fahr-i Kâinât Efendimiz ne güzel buyurur:

“Sâliha kadın, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir, kocasının meşrû isteklerini yerine getirir ve onun olmadığı yerde hem malını, hem de nâmusunu muhâfaza eder.” (İbn-i Mâce, Nikâh, 5)

Allah Resûlü (s.a.v) kocalarının haklarına güzelce riâyet eden kadınlara şu müjdeyi vermiştir:

“Kocası kendisinden memnun olduğu hâlde ölen kadın cennete girer.” (Tirmizî, Radâ‘, 10/1161; İbn-i Mâce, Nikâh, 4)

Akıllı bir hanım, beyinin ahlâkını, alışkanlıklarını ve kendisinden beklediği davranışları kısa zamanda kavrar. Evinin ve kendisinin temiz ve düzenli olmasına dikkat eder. Beyini devamlı güler yüzle karşılar. Sabah giderken duâlarla uğurlar. “Kazancın az da olsa helâlinden olsun, helâl olarak ne getirirsen ben râzıyım!” diye îkazda bulunur. Yemeğini zamanında hazırlar. Kocasının sevip hoşlandığı şeyleri yapmaya gayret eder. Kanaatkâr ve tutumlu olur.

AİLE FERTLERİNİN HAKLARI

Mü’minler, nefse ve şeytana fırsat vermeden huzurlu âile yuvalarını ayakta tutmaya çalışmalıdırlar. Âile fertlerinin haklarını güzelce îfâ etme gayreti içinde olmalıdırlar. Bu haklar îfâ edilmediğinde, kıyâmette acıklı bir azâba dûçâr olunacağı muhakkaktır. O günkü hesâbın şiddetinden, herkes birbirinden kaçmak ister, ancak nâfile!..

Cenâb-ı Hak şöyle îkaz buyurur:

“Kıyâmet günü kişi kardeşinden, annesinden, babasından, hanım ve çocuklarından kaçar. O gün, herkesin kendine yetip artacak bir derdi vardır.” (Abese, 34-37)

O gün insanlar yakınlarından, hak talebinde bulunmasınlar diye kaçmak isteyeceklerdir. Dünyada Allah Teâlâ’nın rızâsı istikâmetinde yaşayanların yüzleri sevinçten parlarken, vazifelerini ihmâl edenlerin yüzleri de korku, hüzün ve pişmanlıktan simsiyah kesilecektir.

HUZURLU AİLE YUVASI

Velhâsıl huzurlu bir âile yuvası için, âile fertlerinin birbirlerine karşı muhabbet, fedâkârlık, şefkat ve merhamet hislerini önde tutmaları îcâb eder. Ev hayatında akıllarını hislerinin önünde tutan kişiler, kuru bir beraberlikten başka bir şey elde edemezler. Böylelerinin evleri “âile yuvası” olmaktan çıkıp sırf duvarlarla ihâta edilen, menfaat beraberliğine dayalı bir “mesken” hâline gelir.

CENNET KÖŞKÜ

Dolayısıyla o meskeni, bir Cennet köşkü hâline getirmek, bütün aile fertlerinin ortak vazifesi olmalıdır. Elbette ki bu da, cennete yakışır muâmelat ölçüleri içerisinde gerçekleşir. Bu gerçekleştiğinde de âilede öyle bir ulvî huzur teşekkül eder ki, o, insanın bütün çevresine aynı şekilde yansır. Gerek dostlar arasındaki münâsebetlerde, gerek akrabâlar arasındaki münâsebetlerde bambaşka bir huzur, saâdet ve güzellik yaşanmaya başlar.

Kaynak: Dr. Murat Kaya, Ebedi Yol Haritası İslam, Erkam Yayınları

 

İSLAM’DA AİLE HAYATI

İslam’da Aile Hayatı

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.