Ahir Zamanda Kadın ve Tesettür: ‘Giyinik Çıplaklar’ Ne Anlama Geliyor?

Ahir zamanda kadınların tesettür anlayışı neden önem taşıyor ve ‘giyinik çıplaklar’ ifadesi neyi anlatıyor?

Geçen yüzyıllarda küresel güçlerin elleri örtüye de uzandı. Kadın, yaradılışın giydirdiği elbiseden gün geçtikçe uzaklaştı. Çünkü kadın üzerinden büyük projeler insanlığa servis ediliyordu. Özgürlük adı altında yuvasından, örtüsünden çıkarılarak savunmasız bırakıldı sokaklara. Tabu adı verildi ahlak edep kurallarına. Sokaklarda pankart açtı kadınlar, “Tabuları yıkarım, bulaşıklara karışmam.” sloganlarıyla.

AHİR ZAMANDA KADIN VE TOPLUMSAL DEĞİŞİM

Özgürlük hayalleriyle aldanan kadın, nefsinin esiri olduğunu fark edemedi. Sokakların, modanın, reklamcıların, modernizm denilen duvarlarla örülü sarmalın içine düştüğünü anlayamadı. Maalesef, kadın bedeni üzerinden oynanan büyük oyunun içinde buldu kendini. Sosyal medya, diziler, program ve içeriklerde saklı o sinsi “Zihniyet değişimi” aileyi zayıflatmayı hedefledi.  Şimdi örtünmek için değil, câzip hâle gelmek için kıyafetler şekilleniyor. Moda baronlarının pervasızca seslenişleri, ruhları tahrip ediyor: “Bu modelleri cesur kadınlar giyebilir.” On binlercesi bu sese koşuyor. Sözde cesaretini gösteren egolar yükseliyor. Milyarlarca gözle zehirli okların muhatabı oluyorlar. Tüm duygular, kalp, akıl perişan, yaralı..Zafer kazanan nefis, dimdik duruyor.

 İman cilasının üstüne bir siyah nokta gelerek kalbi karartıyor. İzleyen melekler mahzun, ruh, mahzun, beden mahzun. Eşi, yavruları, en korunaklı kalesi, sığınağı olan yuvası mahzun. Tüm toplum, bütün fertler ve kadınlık mahzun. Çünkü açılan örtü kadının ruhunu incitti. Ruha tecelli eden sırların nuru söndü. Emanet olan, sırlanması gereken güzellikler, nefsin oyunlarıyla ortalığa saçıldı. Kadını kulluk şerefinden dünyeviliğe yaklaştıran yollar açıldı. Zehirli gözlerden çıkan bakışlar bedenin nurunu ve güzelliğini yok etti.

Yalnız eşine tahsis edilmesi gereken nurlar ortalığa saçılınca eşlerin arası açıldı, ev yuva olmaktan çıktı, kuru mekânlara dönüştü. Bu ruhsuz duvarlar arasında doğan yavruların ruhuna ahiret değil dünya dolduruldu. Dünyevi gelecek endişesiyle, manevi atmosferden mahrum büyütüldüler. Gün geçtikçe sapkınlıklar, ifsat hareketleri insanları insaniyetten uzaklaştırdı.

Toplumu sarsan bozulmalar örtülü olanları da olumsuz etkiledi. Daha şık, gösterişli olmak düşüncesiyle kalplere inen siyah noktaların tahribatını görmezden geldiler. Oysa ilahi sırların sırrı saklı o öz, dökülüp saçılmamalıydı namahrem nazarlara. Örtüsü, o sırrı bir çekirdek gibi sarmalıydı. Öyle sarmalıydı ki tesettür toprağı içindeki o hakikat; yuvaya, eşine, çocuklarına cennet müjdesi olmalıydı. “En hayırlı kadın başkalarının hayaline düşmeyen kadındır” seslenişiyle nebevi nimetlerin yeşerip cennet meyveleri vermeleri gibi ziynetlenmeliydi.

ÖRTÜ: KADIN RUHUNUN SIĞINAĞI VE AİLEYİ KORUYAN MANEVİ PERDE

Hira’nın sakinleştiremediği yürek, evine koştu.

“Örtün beni” dedi.

İlahi tecelli orada da sardı sarmaladı. Titredi arş, melekler.

“Örtünü aç” seslenişiyle Hatice annemiz örtüsünü açınca, melekler âleminin bağlantısı kesildi. Az önce ilahi tecellinin kuşatmasıyla teselliyi örtüde arayan Rasul tekrar eşine kendisini örtmesini söyledi. İlahi tecelli yine her yeri sardı.

Rasul’ün insanlığa ilk kelamı “Örtün beni” olmuştu.

Vahiyle muhatap olmak için, Rabbiyle bağlantı için örtü şartı olduğunu bildi Rasul. Mübarek annemiz de örtünün gücünü anladı, o şuurla örttü eşini ve kendisini.

Vahyin ağırlığını ancak örtü taşıyabiliyordu. Sır örtü ile açıldı, örtü açılınca sır kapandı.

Gece asr-ı saadete açıldı yollar. Teheccüdle yol alınıyor, huzura varırken. Rasul üzgün. Elleri gökyüzüne açılmış, gözyaşlarıyla ıslanan dualar duyuluyor mübarek ağzından. Gözyaşları Yakup’un Yusuf için döktüğü gözyaşlarından çok daha hüzünlü.

Islak gözleri, üzgün yüreğiyle buyuruyor:

“Ahir zamanda gelecek bazı kadınlar kendilerini giyinik zannederler ama onlar çıplaktır.” (Malik, Libas 7; Müslim, 2128) Ahiret kayıplarımıza ve önem vermediğimiz kabir sonrası ahvalimize ağlıyor. Kaybettiğimiz örtümüz için gözyaşları geceyi dolduruyor.

Ahir Zamanda ‘Giyinik Çıplaklar’ Ne Anlama Geliyor?

“Giyinik çıplaklar” ifadesi içimizi yakıyor. Pişmanlığın dilini en iyi seherler bilir. Nedamet ateşiyle dualara tutunuyoruz. Örtü nefsi tövbeye yönlendiriyor.

“Kendi kocasından başkası için süslenip dışarı çıkanlar kıyamet günü karanlık içinde nursuz olacaktır.” (Tirmizi, Kitabul Kebair, İmam Ş. Kaymaz ez-Zehebi, s.157)

Nefisler zâhiri süslerin peşinde olduğundan ebedi süsleri unutuyor. Tesettür denen kıyafetler, kadını namahreme karşı süslüyor. Eşarbıyla, makyajıyla görünür olan kadın nefsanî nazarlar karşısında nice manevi latifelerin yok olmasına razı oluyor. Karşı cinsle zaruret olmadan konuşmalar Rasul’ü hüzünlendiriyor. Şeytanın bunları “İş icabı, hizmet için, zamanın gereği” şeklinde mubahlaştırmasına hüzünleniyor.

Üzdük sizi ey Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem! Nazenin kalbinizi yanlışlarımızla incittik.

Sağlam ve anlamına uygun olmayan her örtüde gözyaşları var Rasul’ün. Örtü muhkem olursa ayetteki sır aşikâr olur. Kadının duygularında tesettür hâsıl olur. Gereksiz konuşmalardan çekindiğimiz her namahrem Rasul’ün gözyaşlarına sunulan mendilimizdir. Dünyanın geçici, ahiretin baki olduğu gerçeğinin her kişinin nefsinde kabul görmesi gerekiyor.

Rahatsızlık duymadan “Bu beni örtüyor mu?” yoksa “Gösteriyor mu?” Diye sorgulamadığımız giysiler Efendimizi hüzünlendirdiği gibi bizi de çok ağlatacak.

Ruha ulaşmayan nefsî örtü, bedeni asla örtemez. Nebevi örtülere muhtacız. (N. Çeleğen)

Abdullah İbni Ümmi Mektum Abese suresinin sebebi nüzulü.  Yanında eşlerinden Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Meymune var. Gelenin gözleri görmüyor diye perde arkasına geçmiyorlar. Mübarek annelerimize buyuruyor Allah Rasulü (s.a.v.): “Perdenin arkasına geçiniz.”

“Ey Allah’ın Rasulü, O âmâ değil midir? Gözleri görmez, bizi tanımaz.”

“Siz de mi âmâsınız, onu görmüyor musunuz?”

Ahir zamanın bütün âmâlıkları ile kapındayız. Biz de muhterem annelerimiz gibi hayretteyiz. Zaman içinde değiştik, değerlerimizi kaybettik. Niyetler dünyevileşti. İffet kayboldu. Kalpler Yusuf kuyusu, köşe başlarında Züleyhalar boy gösteriyor.

Örtü, fıtratın hanımlara sunduğu ikram. Hanımların sığınağı, miğferi, kalesi. Kadın ruhuna ithâfen ilâhi sırrın koruyucu zırhı. Manevi dondurucu soğukların önüne çekilen iffet, ahlak, edep perdesi. Kadının bedenini örtmekten, çok ötelerdeki manevi zarafeti. Temizlik, güzel ahlak, masumiyet, şefkat, evlat ziyneti; kadını, yuvayı, dünyayı aydınlatır. Örtü Cehennem ateşine en kuvvetli kalkandır. Örtü kadının maddi manevi hastalıklarına şifa olur.

Yaban her düşünce kadını maddi olarak incitir. Kadın incedir, naiftir. Örtü bu duyguların yok olmaması için bir sığınaktır. Belki bu sebepten örtüsüzlük kadını duygusal olarak erkekleştirir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)mübarek annelerimize ruhun örtü sırrının görünmemek kadar görmemenin de gerekli olduğunu öğretiyordu. Örtü her iki cins için de var. Erkeğin de kendi göz kapaklarını koruması gerekiyor.

Örtü nefsi aşikâr ediyor. Türlü bahaneleri sayıyoruz da “Nefsim istiyor” diyemiyoruz. Örtülerimizin örtüye ihtiyacı var. Kibirli örtüler markaların reklam aracı oldu. Mağrur olmak mutlaka mağduriyetle sonuçlanır. Tesettür kapatma, görünür olmamak iken biz örtülerimizle görünür olduk. Tesettürün hakikatinin bir kadının kadınlık zarafetini, göstermeme, örtme olduğunu nefislerimize nasıl kabul ettireceğiz?

Eskiden pencerelerin örtülmesi çok önemliydi. Şimdi pencerelerimiz açık kaldı ey Nebi! Sanki evlerimiz binlerce pencereli. Sosyal medyayla gün geçtikçe yeni pencereler açılıyor. İzleyici sayısı övünç vesilesi oldu. En kötüsü de bunların normal görülmesi…

Edebin mahcup olduğu bu dönemde muhkem örtümüzü korumak, ahiret nurumuzu kaybetmemek adına süslerimizi namahrem nazarlardan koruyabilmek için bize yardım et ya Rabbi!

Kaynak: Emel Sözcüer, Altınoluk Dergisi, Sayı: 477

İslam ve İhsan

İSLAM’DA ÖRTÜNMENİN (TESETTÜRÜN) HÜKMÜ

İslam’da Örtünmenin (Tesettürün) Hükmü

ALLAH NEDEN ÖRTÜNMEYİ EMRETTİ?

Allah Neden Örtünmeyi Emretti?

TESETTÜR NEDİR, NEDEN GEREKLİ?

Tesettür Nedir, Neden Gerekli?

PAYLAŞ:                

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle

İslam ve İhsan

İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de: “Allâh katında dîn İslâm’dır …” (Âl-i İmrân, 19) buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur: “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan (böyle bir dîn) aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” (Âl-i İmrân, 85)

...

Peygamber Efendimiz (s.a.v) Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret (hac) etmendir” buyurdular.

“İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular.

İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz (s.a.v): “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. (Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16)

Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize (s.a.v) gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin (s.a.v) sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir.

Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v) 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” (Muvatta’, Kader, 3.)

Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir.

Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307)

Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” (er-Ra‘d, 28) Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir.

İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal (ilm-i hâl) sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır.

İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda  güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz.